Naim Kandemir
Bugün geldiğimiz noktada ülkenin ne durumda olduğunu ana hatlarıyla saptayıp, ülkenin ve toplumun bu halden çıkartılabilmesi için nasıl ve neler yapılması gerektiğini tartışmamız gerekir.
Kabaca devletin tüm kurumlarıyla kötürüm bir halde olduğunu yadsıyamayız. Öte yandan ülke nüfusunun büyük bir bölümü hayatta kalıp asgari yaşamını sürdürmek için insanüstü çaba harcıyor. Hal bu iken son seçimlerde görüldüğü gibi bu halkın içinde yer alan seçmenlerin %52’si ülkeyi bu hale getiren baş aktörün tekrar beş yıllığına ve onun başında olduğu ittifakın da Mecliste çoğunluğu sağlaması yönünde oy kullandı.
Bu kısır tarladan ne yapmalı da halkın ve ülkenin işine yarar bir ürün alabilmeli? Bunun için bu tür çöküşü yaşayan ülkelerdeki kurtuluş deneyimlerine elbette bakabiliriz ve kopyacılık değil ama o deneyimlerden bir ışık tutabiliriz verilecek mücadeleye. Ancak işin en doğrusunun ülke koşullarına ve imkânlarına ve özelliklerine uygun mücadele araç ve yöntemleriyle yol almanın daha akılcı olduğudur.

Geldiğimiz kavşakta salt grupsal ideolojik tercihlerimizin belirleyip yönlendireceği bir mücadele tarzıyla geniş halk kesimlerini mücadeleye dahil edip sonuç almak mümkün görünmüyor. Bugün sosyalist hareketlerin klişe ideolojik tartışmaları halkı ilgilendirmiyor. 43 yıldır her grup cürmünün ne kadar yer yaktığını görmüş olmalı! Sosyalist hareketin teorik ve pratik tüm ilişkilerinde tam bir yenilenme gerçekleştirilmeden solun ülkede bir seçenek olması mümkün değil. Bugünkü şartlarda eski anlayışlarla fraksiyonel devrimcilik yapılamaz. Bugün evrim-devrim iç içe mi, öncü savaşı vb. tartışmalar halkı ilgilendirmiyor. Halkın dert skalası başka, bu dertleri dert edinen bir solun sözüne kulak kabartılır ve sonrasında da peşinden gidilir gerçeğini görmemiz gerekir.
Uçurumun kenarındaki dala tutunmuş vaziyetteki bir ülkede ilk yapılması gerekenin, en geniş halk kesimlerini ivedilikle mücadeleye çekmek gerektiği aşikâr. Bu çekiş de elbette sadece ajitasyon, propaganda ile yapılabilecek bir iş değil. Sorunun özü; aynı sınırlar içinde asgari şartlarda da olsa bir arada yaşamanın kurallarıyla yaşamını sürdüren bir toplum, ülke yönetimini elinde bulunduran bir klik tarafından var oluş zeminini kaybetme riskiyle karşı karşıya getirilmiştir.
Öncelikle bu riske karşı kitleler bir araya getirilip ülkenin ve toplumun tarumar edilmesi tehlikesinden uzaklaştırılması için yaratılacak yapılanma içinde bir iş bölümüne gidilip, bu iş bölümünün icra edileceği zeminler yaratılabilmeli. Bu mücadelenin organlarını yaratmak ve bu organları yönlendirici kişi ve birimleri görevlendirmek için ülkenin yeterli insan gücü vardır. Bunun için öncelikle bir üst organ oluşturulup bu organın koordinasyonunda geniş halk kesimlerinin mutabık kalarak gerçekleştirmeleri için harekete geçecekleri temel talepler belirlenmeli. Bu talepler ortak aklın gerçeklere uygun talepleri olmalı. Örneğin;
-Ülke bütçesinin ne şekilde yönetildiğinin, paylaştırıldığının halkın anlayacağı bir şekilde dökümlendirilip halka açıklanması,
-Gelir bölüşümündeki adaletsizlik,
-Sığınmacılar meselesi,
-Devletin tüm kurumlarındaki talan ve nepotizme son verilmesi,
-Vakıflara, tarikatlara, derneklere vb. yandaş kuruluşlara aktarılan devlet imkânlarının teşhiri ve geri alınması,
-Çökertilen eğitim sisteminin ve laiklik uygulamalarının düzeltilmesi,
-İşsizlik,
-Vergi adaleti
-Enflasyon, hayat pahalılığı, zamlar, servet transferi ile kısaca ekonomik terörle mücadele…
Yukarıda sıralamaya çalıştığım talepler zenginleştirilebilir. Bu talepler genel olarak; halkçı, kamucu ve yurtsever taleplerdir. Yurtseverlik, faşistlerin dejenere ederek tanımladığı milliyetçilik değildir. Ülkeleri ve toplumları dibe vurdurulmuş ülkelerin sosyalistlerinin bu kötü şartlardan kurtulmak için benzer yurtsever mücadeleler verdikleri tarihte çokça görülmüştür.
Ülke ve halk 60’ların, 70’lerin ülkesi ve halkı değildir. İlle de bildikleri nakaratları terennüm etmeye sevdalı olanlar çok geçmeden kendi söyler, kendi dinler durumuna düşeceklerini görebilmelidirler. Sahnesi yıkılan elindeki mikrofonla ne yapabilir?
Bu noktada şunu da belirtmeliyim; 12 Eylül’den bugüne ve son 21 yıldır ülkede yaşananlar karşısında genel olarak sol pek varlık gösterememiş ve ’80 öncesi itibarından oldukça uzaklaşmıştır. Bu nedenle yukarıda özetlemeye çalıştığım halka çağrı ve bu doğrultuda yapılanmanın sadece sosyalist solla başarılamayacağını görmemiz gerekir. Genel olarak toplumda alanlarında bilinen, saygı görüp, sözüne itibar edilen, bir nevi kanaat önderi diyebileceğimiz, birçok alandan insanımız vardır ve bu insanların öncülüğünde ve çağrısıyla bu çöküşten çıkış yolunun taşlarının döşeneceğini düşünüyorum. Önemli olan, ortak bir fikrin oluşturulup, elini taşın altına koyacak insanların hayatın içinde öncülük etmesidir.
Ülkedeki koşullar 1919’dan daha kötü değildir henüz, ama ivedi iradi müdahale yapılıp yola çıkılmaz ise 1919’un da gerisine düşüleceği açıktır. Gördüklerimize gönlümüz katlanamıyorsa yapabileceklerimiz elbette vardır.
14.08.2023











