Açıklamada, 2025’in “aile yılı” olarak ilan edildiği ve yeni kurulan iki yapının, doğurganlık oranındaki azalma ve demografik değişimleri incelemekle görevlendirildiği ifade edildi. Ancak, bu tür aile merkezli politikaların genellikle kadınların ekonomik ve sosyal bağımsızlıklarını sınırladığı, geleneksel toplumsal cinsiyet rollerini pekiştirdiği ve sağlık hizmetlerine erişimlerini zorlaştırdığı vurgulandı. Türkiye, geçmişte benzer bir yaklaşımın neden olduğu yüksek anne ölümleri ile acı bir deneyim yaşamıştır.
Doğurganlık Politikalarının Etkisizliği
Yapılan açıklamada, Birleşmiş Milletler Nüfus Fonu’nun 2023 Raporu’na atıfta bulunularak, daha büyük aileleri teşvik için finansal ödüller sunulmasına rağmen, doğum oranlarının kadın başına iki çocuğun altında kaldığı belirtilmiştir. Bu politikaların kadınların toplumdaki yeri ve hakları üzerinde olumsuz etkiler yarattığı ifade edildi.
HASUDER, Türkiye’de doğurganlığı teşvik eden politikaların geçmişteki yasakların etkisiyle istenmeyen gebelikler ve yüksek anne ölümleri sonucunu doğurduğunu hatırlattı. Yasakların kaldırılmasının ardından, sağlıksız koşullarda yapılan düşüklerden kaynaklanan anne ölümlerinin oranı önemli ölçüde azalmıştır. Derneğin çağrısı, bu başarıların unutulmaması ve benzer hataların tekrarlanmaması gerektiğidir.
Kadınların Ekonomik Bağımsızlığı ve Hakları
Açıklamanın devamında, kadınların gebeliği önleyici hizmetlere erişiminin sınırlı olduğu ve bu durumun ekonomik bağımsızlarını zayıflattığı vurgulandı. Kadına yönelik şiddetin, bireysel bir hak ihlali olarak ele alınmayıp aile birliği ile ilişkilendirilmesi, bu konuya etkin müdahalelerin sağlanmasını engellemektedir.
HASUDER, kadının sosyal, ekonomik ve sağlık haklarını merkeze alan politikaların benimsenmesi gerektiğini, yalnızca doğurganlık üzerinden tanımlanan yaklaşımların bireysel özgürlükleri kısıtladığını savundu. Kadının kendi kararlarını verebilen bir birey olması gerektiği gerçeğinin unutulmaması gerektiği ifade edildi.
Kadınların bedenleri üzerindeki haklarını kısıtlayan her politikayı, temel insan haklarının ihlali olarak gören HASUDER, kadınların işgücüne katılımını teşvik etmek yerine, onları doğurganlık rolleriyle sınırlayan politikalara karşı çıkıldığını belirtti. Kadınların güçlenmesi halinde, daha eşit, sağlıklı ve sürdürülebilir bir toplumu inşa etmenin mümkün olacağına dikkat çekildi.
Türkiye’nin kadın haklarına saygılı, kapsayıcı politikalar geliştirmesi gerektiği, pronatalist politikalar yerine kadınların ekonomik, sosyal ve sağlık açısından desteklenmesi gerektiği vurgulandı. Aileyi merkeze alan yaklaşımlar yerine, kadınları birey olarak değer veren bir toplum inşa edilmesi gerektiği ifade edildi.






