İmamoğlu, Mansur ve benzerleri… Ya da Godot’u Beklemek

HomeManşet Yazarlar

İmamoğlu, Mansur ve benzerleri… Ya da Godot’u Beklemek

Godot kimdir? Aslında o beklediğimiz her şeydir. Tüm umutlarımızdır. Ama özetlersek Godot bizim eylemsizliğimizdir.

İrlandalı Yazar Samuel Beckett 1449 yılında bu kült oyununu yazdığında oyunun absürt tiyatronun ilkleri ve en önemlisi olmanın yanı sıra siyasi yaşamda da bu denli önemli olacağını düşünmüş müydü acaba?

Ya da kaçımız birer Vladimir ve Estragon olduğumuzun, kendi eylemsizliğimize yenik düştüğümüz için Godot’yu (Godo’yu) beklediğimizin farkındadır?

Peki Godot’nun hiç gelmeyeceğini bilmemize rağmen Godot’yu beklemek nasıl bir duygudur? Popüler kültürde dahi Godot’yu beklemek “Gelmeyeceğini bile bile birini bir mucizeyi beklemek” iken nasıl oluyor da Godot’yu bekleyebiliyoruz bir umut diye?

Belki de Godot’yu beklemekten daha kötüsü vardır. O da Godot’nun gerçekten gelmesi. Düşünsenize, hiçbir emek sarf etmeden, hiçbir eylem yapmadan Godot’yu bekliyorsunuz ve o geliyor. Bu durumda Godot kurtarıcı mıdır, yoksa yeni efendiniz mi?

Hiç şüphe yok ki klasiklerden ders çıkartmak hayati derecede önemlidir. Yine hiç şüphe yok ki devlet, yönetenler ya da rejim, klasiklerden bizden daha fazla ders çıkartıyor.

Kurtarıcı olayı da öyledir. Her zaman önümüze bir umut sürerek bize bir Godot’dan bahsediliyor, bazen gösteriliyor bazen de herkesin kendine göre hayalini süsleyen bir Godot imgesi oluşturuluyor. Kimisinde ise bu Godot’un herhangi bir özelliği dahi yok. Asla iyi biri değil, asla faziletli biri değil. Daha kötüyü yok edecek olması yeter kriter oluyor.  Öyle ki ilk seçimde (her nasılsa bu ilk seçimler hiç bitmiyor) bu Godot’un bizi kurtaracağını söyleyerek eylemsizliğimizi ve mücadeleye olan güvenimizi yok ediyor. Üstelik bunu yaparken de kendine bizim saflardan borazancılar örgütlüyor. Ölümü görünce sıtmaya razı gelen bu borazancılar, bize “Aman ha, sakın bir şey yapmayın. Yoksa bunlar seçim de yapmazlar. Bunlar ilk seçimde gidici.” diyor.

Hafızamızı şöyle bir yoklayalım. Bizler 12 Eylül’den kurtulduk sandık, Özal’a yakalandık. Özal’dan kurtulduk sandık, Tansu’ya yakalandık. Tansu’dan kurtulduk sandık, Tayyip’e yakalandık. Hiçbiri de bir diğerini aratmadı bize. Yine zam yine zulüm. Araya birkaç ara toparlanma dönemi girse de seçimlerin, devletin kendisini rehabilite etmesinin bir oyunu olduğunu hep unuttuk nedense. Şüphesiz bu söylediklerimden, parlamenter mücadeleyi tamamen yadsıdığım sonucu çıkmamalıdır. Örneğin Kürt Hareketi eylemliliği ve örgütlülüğü sayesinde, devletin sinir sistemini bozmuş ve parlamentonun parlamento olmadığını da %13 oy alarak Haziran seçimlerinde göstermişti bize. Bizler için konulan %10 barajını parçalayarak sistemi tıkamıştır. O gün bugündür devlet tıkanan sistemini birkaç post modern darbeyle açmaya çalışmış, darbelerin sürekliliğini bir sistem haline getirmiş ve parlamenter sistemin yerine Saray Rejimi kurmuştur. Burada “yerine” sözcüğü var olan bir parlamenter sistemi değil, vitrin olarak kullanılan parlamenter sistemi anlatmaktadır. Artık vitrin olarak dahi parlamenter sistemin bir önemi kalmamıştır.

Saray rejimi dediğimiz sistem ise, (Bunun adı doğruyu anlattığı sürece değişebilir. Kimisi de buna başka bir isim verebilir) sanıldığı gibi sadece Erdoğan ile sınırlı değildir. İçinde Erdoğan’ın da olduğu ve devletin artık bir çete tarafından yönetildiği rejimin adıdır. Ben “Çete Devleti” demeyi daha uygun görüyorum. Tabii ki bu çetenin görünen ve görünmeyen yüzleri vardır. Mesela görünenlerden biri Erdoğan’dır. Ama Pelikan karar vericidir. Görünenlerden bir diğeri Bahçeli’dir. Devletin içinde başka bir güce bağlı olduğu kesindir. Görünenlerden biri Soylu’dur. Mehmet Ağar’la Ergenekon’a bağlıdır. Yine görünenlerden biri mafya babası (geçmişte bir devrimci yoldaşla girdiği çatışmadan, Çağlayan karakoluna girerek kurtulan) Çakıcı’dır. Muhtemelen birkaç güç daha mevcuttur. Ama burada önemli nokta bu çetenin bir seçim ile Godot tarafından bertaraf edilemeyeceğidir.

Bu çete bir rejim oluşturmuş ve bir savaş rejimi ile ülkeyi yönetmektedir. Her ne kadar ABD ve Avrupa’yla çelişkileri varmış gibi görünse de tüm çelişkileri pazarlık unsuruna dönüştürmektedir. Bu haliyle emperyalizmden bağımsız olmadıkları da açıkça ortadadır. Babanın huysuz çocuğu gibi.

İşte bu Çete Rejimi, namı diğer Saray Rejimi böyle bir ekiptir. Mesela geçmişte kahyalar arası bir hesaplaşma olmuş, Gülen çetesi bunların bir kısmını Silivri’ye göndermişti. Silivri önünde ise bugün demokrat olduğunu iddia edenler ve Perinçek ekibi, bu Ergenekoncular için eylemler yapmıştı. Hatırlarsanız Erdoğan o zaman “ben bu davanın savcısıyım” demişti. Sonra işler değişti, savcı içeri attıkları ile birlikte Gülen çetesini tasfiye etti ve yeni bir çete ortaya çıktı. Yoksa Ergenekon savcıyı da ele geçirdi mi diyelim? Çok fark etmez, sonuçta birlikte bir rejim kurdular ve devletin tüm kurumlarını tasfiye ederek merkezden yönetmeye başladılar. Peki kazanın doğurduğuna inanıyoruz da öldüğüne niye inanmıyoruz? Neden bu çetenin seçimle iktidarı bırakacağını düşünüyoruz? Diyelim ki seçim oldu AKP seçimleri kaybetti. Yerine seçilecek kişinin bu çete ile eş güdümlü çalışmayacağına bu çeteye ortak olmayacağına bizi kim, nasıl inandırabilir?

Mesela İmamoğlu… Neden her yıl dönümünde Türkeş’i anar? Neden çıktığı geziye Nagehan Alçı ve Özkök faşistini götürür? Bunlar Pelikancılardan bağımsız mıdır?  Özkök Ergenekoncuların kadim suç ortağı değil midir? Ya da Halk TV’deki Uğur Dündar?  Mesela Mansur Yavaş’ın, mesela Kemal Kılıçdaroğlu’nun bu çete ile (bugün uzlaşıp uzlaşmadıklarını bilmediğimiz gibi) yarın uzlaşmayacağının garantisi kimdir? Bu arkadaşlar çetedekilerle Silivri önünde tuttukları nöbetlerden kanka değil midir?

Yine Godot’yu bekliyoruz. Yine kurtarıcının, kendi öz örgütlülüğümüzden, kendi eylemliliğimizden geçtiğini unutuyoruz. Ve Devlet bize çeşitli Godot alternatifleri sunuyor.  Bunları tartıştırıyor. Bunlarla yatırıp bunlarla kaldırılıyor. Kâh bir gün bunları en sağda beyanatlar verdirip bir taraftan halkı sağa kaydırırken, diğer taraftan da adayın ne kadar sağa kayabileceğini test ediyor. Tüm bunların da toplumda ne kadar tepki alacağını da test ediyor. Hatta Godot’u bizim ataletimizden yaratıyor. Bunlardan hangisini seçersek biz seçtik sanacağız. Ama çocuklar bile biliyor ki Godot gelmeyecek. Zaten öyle biri de yok. Hiçbir zaman da olmayacak.

Godot diye seçtiğimiz ise aslında kurtulma hayali kurduğumuzun başka bir sureti olacak.

guest
0 Yorum
Inline Feedbacks
View all comments