5 Ağustos 2025 günü, ağırlıklı olarak Anadolu Rock tarzında müzik yapmış olan Selçuk Alagöz’ün vefat ettiğini internette gezinirken öğrendim. İlk aklıma gelen şarkısı Malabadi Köprüsü idi. Alagöz’ün verimli bir müzik hayatı oldu. 1979 yılından itibaren iki kız kardeşini de yanına alarak 80 dilde şarkı söyleyip bazı turistik şovlarda sahneye çıktılar. Onun bu çok dilli repertuarı kültürler arası etkileşimin çok güzel bir örneğidir.
1975 yılında turne dönüşü bir köprünün yanından geçerken Selçuk Alagöz otobüsü durdurup, Buraya bir beste yapacağım. Bir fotoğraf çekelim. Albüm kapağına da onu basarız, dedi ve dediğini de yaptı. Bestelediği şarkı Türkiye’de o günlerde hit olan Malabadi Köprüsü idi. Alagöz’ün bu bestesi aynı zamanda kültürel bir köprü kurma açısından da büyük önem taşır.
Selçuk Alagöz’ün vefatı nedeniyle hatırladığım ve sevdiğim Malabadi Köprüsü şarkısı bendeki çağrışımın ziline bastı uzun uzun. Sanatçılar, şarkılar, türküler bizleri zaman tüneline sokar. Bir dize, bir nakarat alır götürür bizi hafıza sandığının derinliklerine.
***
Ben eş durumundan Adanalı isem de asıl olarak iş nedeniyle 9 yıl Adana’da yaşadım. Daha doğrusu ikâmetim orada ama ayın 15 günü çalıştığım sektörde bölge müdürlüğüme bağlı şubeleri ziyaretlerim nedeniyle bölgedeyim bizzat. Çalıştığım firmanın patronu da genç ve atak birisi ve bölgeye de yabancı değil. O nedenle her bölgeye bağlı şubeleri, direksiyonuna geçtiği aracıyla bölge müdürüyle birlikte ziyaret ediyor. Bu ziyaretlerin esas amacı, sektörde firma o yıllarda yeni olduğu için personelle kaynaşarak onları motive etmek. Eh işte, biraz solculuğa bulaşınca insan, patron da olsa benzer yöntemleri kullanıyor!
***
1992’nin yazıydı. Üst yoldan Batman şubesine gidiyoruz. Birden karşımıza şahane bir köprü çıkıyor. Patron çekiyor el frenini. Sorunca, ben bilmiyorum köprünün adını, diyorum. Torpido gözünden küçük bir fotoğraf makinası çıkarıyor. Çıkıyoruz köprünün üstüne. Bu Çatak Köprü, diyor ve ekliyor; hadi beni bir poz çek. Çatak Köprü’den uzaklaşırken dönüp dönüp bakıyoruz köprüye. Sonraları köprünün hikâyelerini okudukça iki sevgilinin kollarının birbirine çatılmasına yoruyorum Malabadi Köprüsü’nün Çatak Köprü olarak da anılmasını.
Batman’daki şubenin yanına gelince patrona diyorum: Şubedeki bir personel, bölgede faili meçhullerde ilk öldürülen gazetecinin kardeşi, şube müdürü de biliyor. Patronun yüzü acılaşıyor ve bana; Sen ve müdürden başkası bilmesin ama, diyor. Şube müdürü bizi kapıda kollarını açarak karşılıyor. Müdürü çok seviyorum. Koyu bakır rengine boyadığı saçları saklasa da vücut dili yaşını saklayamıyor. Adliyeden emekli ve DYP’li. Bölgenin insanı ve şubedeki çocuklara kanat germiş, sözünün ağırlığı silâhı.
Batman şubede sohbet uzun sürüyor ve daha yolumuz var, Diyarbakır’a geri döneceğiz. Şube müdürünün muhabbeti ve çay-kahve ikramları nedeniyle geç saatlere kaldık. Yine üst yoldan Diyarbakır’a doğru hareket ediyoruz. Hava kararmaya başlayınca ve yollardaki kontroller sıklaşınca ben patrona: Devam etmeyelim, Silvan’da otelde kalalım, diyorum. O hemen araç telefonundan birini arıyor ve tamam geliyoruz, deyip kapatıyor.
Silvan’da Alay’ın önünde araçla yavaşlayınca namlular bize dönüyor. Patron camı açıp bir komutanın adını söylerken, kapıda omuzları kalabalık bir subay gülümseyerek bize doğru geliyor.
Sohbetten sonra yemeğe geçiyoruz. Yemekten sonra da masada muhabbet sürüyor. Masa uzun ve kalabalık. Metal küçük tepsilerde Siirt fıstığı ısıtılmış olarak sürekli masadakilere servis ediliyor. Yemek masasında resmi giysililer dışında sivil giysili tip tip insanlar da var. Türkçe-Kürtçe karışık cümleler uçuşuyor. Konuşulanları bire bir anlamasam da itirafçılardan ve onlara iş yaptırmaktan vs. söz edildiğini anlıyorum. O günlerde, Silvan’da karşıt olarak örgütlenmiş grupların sürekli birbirlerinin mekânlarını yakma haberleriyle doluydu gazeteler.
Zamanla öğrendik ki Silvan, Hizbullah’ın önemli desteklerle yeşertildiği yer. O yıllarda Din Budur kitabının yazarı Seyyid Kutub’un talebeleri çeşitli desteklerle toplumda dişlerini göstermeye başlamışlardı. Tabii bu diş gösterme azı dişlerini göstermeye dek sürdü zaman içinde. Ama bu hâl bir sürecin sonunda oldu bölgede. Cunta lideri Evren, bölge halkına uçaklardan İslâmi telkinler içeren bildiriler attırdı. Turgut Özal, Allah’ın ipine sarılın, diye seslendi…
***
Kendi fakültemden hatırlıyorum. Filistin Meselesi ve Kaddafi’nin Yeşil Kitabında bahsettiği İslam sosyalizminden olsa gerek bazı solcular genellikle Akıncı Gençlik adıyla anılan bu öğrencilere faşistlere davrandıkları gibi davranmazlardı. O İslami örgütün lideri de önceki ismiyle SBF’nde öğrenci olmuştu. Hatta, muhtemelen bu İslamcı öğrencilerle okulun koridorlarında siyasi tartışma yapanlar da olmuştur… Ancak okul yıllarındaki o tolerans, yıllar sonra onların insaniliğini pekiştirmedi. Birçok masum insan gibi kendi bentlerinden sayılabilecek İslamcı feminist Konca Kuriş’i de mezar eve gömdüler ve çok sonraları yine bizim okuldan ağabeyi teşhise ve cenazesini almaya gitti.
***
Silvan’da kahvaltımızı yaptıktan sonra Diyarbakır’a hareket edip merkezdeki şubeleri ziyaret ettik akşama dek. Gece kalmak için Turistik Otel’e geldiğimizde lobide uzun boylu biri önümüze dikildi gülümseyerek. Başımı kaldırıp dikkatli baktığımda, Cebeci’den, Samsun Yurdu’ndan avukat arkadaşım. Sevindik, sarıştık. Şairliğini cümlelerine yansıtarak arkadaşım, patronu benim kıymetimi bilmesi yönünde kibarca uyardı beni överek.
***
Kendisi anlatmadı. Yıllar sonra öğrendim, hemşerim avukat arkadaşımın 25 yıl bölgede avukatlık yaparken aynı zamanda, bu İslamcı örgütün mağdurları adına birçok davaya kelle koltukta müdahil avukat olarak girip savunmalar yaptığını.
12 Eylül öncesi 49 parça halindeki dükkânlar kapanmış olsa da vicdanlarıyla umutlarını soldurmayanların mazlumlarla buluşup birbirlerine el uzatması ne güzel.
Hayatta yazıya, kayda geçirilmeyen birçok yaşanmışlık unutulur. Ama Malabadi Köprüsü gibi insanlık mirası anıtlar eğer; Palmira’daki gibi Işid’in, Afganistan’daki gibi Taliban’ın gaddarlığına uğramazlarsa varlıklarını sürdürürler ve benim nasıl ki bir anı zihnimi tetiklediyse, Malabadi Köprüsü var olduğu sürece başkalarının da anılarını tetiklemeyi ve onların anılarında özel bir yer tutmayı sürdürür.
Selçuk Alagöz, bestesiyle Malabadi Köprüsü’nün ölümsüzlüğüne katkı yaptı. Bugün ülkede demokrasi mücadelesine omuz vermeden, ne oldukları bilinenlerle hizalanıp zaman zaman da aynı ağzı kullanmakla neye katkı verildiği tarihin sayfalarına yazılır.
Binlerce insanımız öldü. Örgüt içinde yüzlerce gerilla öldürüldü. Tamam, barış için taş bassın analar yüreklerine de hiçbir devrimcinin yanağını okşamasın, hiçbir yurtseverin sırtını sıvazlamasın faşistler ve şeriatçılar. Demokrasi güçlerine sırtını dönerek, zaman zaman onların lügatiyle konuşarak yapılacak olanın, sadece adı barış olur.
Biz Malabadi Köprüsü’nde hizalanalım, modernite düşmanlarına vokal yapmakta hizalanmayalım.







