Mektuplar&Rüyalar ; HALKLA HEMDERT OLMAK

HomeManşet Haberler

Mektuplar&Rüyalar ; HALKLA HEMDERT OLMAK

Naim Kandemir

16 Ocak 2022
Çanakkale

Sevgili Cengiz!
Birkaç gün önce Korkut Boratav hocanın yeni bir yazısını* okudum. Hoca, elde edebildiği resmi verilerle iktidarın ekonomi politikalarını ve ülkeyi sokmuş olduğu bataklıktan çıkarıp çıkaramayacağı üzerine bir çözümleme yapmış.
Hoca, yazısında gelinen bu noktada dahi iktidarın yapılacak seçimlerde de varlığını sürdürebilmek için çabalarını irdeleyip, muhalefetin önündeki doğru yöntemin; onları fabrikalarda, mahallelerde örgütlemek; meydanlardan geçerek sandığa taşımak olduğunu da belirtiyor.
Kitlelerin geriye dönük hafızalarının çok kısa bir dönemi kapsadığını düşününce, bu uyarının muhalefet için çok ciddi bir uyarı olduğunu düşünmeliyiz.
***
Halkın durumuna ve gelinen noktada arkamıza baktığımızda; bu ülkede çok derin Marksizm filan bilip anlatmaya gerek yokmuş, çok daha yalın bir şekilde örgütlenilseymiş daha hayırlı bir iş yapılırmış, diyesi geliyor insanın!
Örneğin taa 19 Mayıs 1968’de Hikmet Kıvılcımlı çeşitli çevrelerden insanlarla işsizlik ve pahalılıkla mücadele temelinde bir hak örgütlenmesi olarak İPSD’yi kurup bu meyanda mücadeleye başlıyor. Teorik donanımı çok iyi olan Kıvılcımlı bilmiyor muydu yüksek perdeden devrim lafları etmeyi de böyle “basit” işlere girişmiş yıllar önce?
Saflara kazanılacaklara elbette ideolojik bilinç götürülmeli ama bu sadece sosyalist nutuklarla değil, o kitlenin sorunlarını onlarla birlikte çözmeye uğraşırken hayatın içinde aktarılabilecek bir şey… Öyle olmazsa; anlat, konuş “Ulusa Sesleniş” in sol versiyonu olur!
Ülkede devrim yolunda “basit” görülebilecek aşamalar şıp diye geçilmiş ve tabii o sorunlar, çözülmeden halkın sırtında kalmış. Kendisiyle hemdert olmayanların ağızlarındaki Marks’ı, Lenin’i, emperyalizmi… halk da pek dinlememiş haliyle. Çünkü halkın acil sorunları karşısında bu söylenenler lüks kalmış.
Hayat pahalılığı, zamlar, işsizlik, çamurlu yollar, aç yatan çocuklar, çocuk evlilikleri, intiharlar, kadın cinayetleri, hazinenin talan edilmesi… gibi onlarca sorun “basit” görülünce devrim yolunda çok büyük laflar, teoriler ağzımızdan düşmezken, halkın temel ve öncelikli sorunlarıyla yeterince ilgilenilmeyince de gerçeklerden kopan devrimcilerle halk arasında güçlü bağ kurulamıyor. Bu “ufak işler”le uğraşmamak farkında olmadan Godot’yu beklemektir.
Bu kolaycılığın insanların zihinlerini de bulandırdığına örnek: 12 Eylül’den önce birçok aklı başında, yaşları bizlerden büyük sosyalistlerin devrimin çok yakında olacağını düşünmesi ve hatta bunu söylemeleriydi.
Belki de 40 yıldır solun tembelliği, lafazanlığı buradan geliyor; “ufak işler”le uğraşmayı zul görenler hep lafzen devrim-ihtilal, devleti, orduyu ele geçirmek’ten dem vurup işin şipşaklığına mı kaçtı? Diğer yol, bildiğimiz gibi daha çok emek, sabır ve zaman isteyen bir yol olup iğneyle kuyu kazmaktır.
Hep kafalarda 1917 Rus ve 1959 Küba Devrimleri’nin vur-al ânları olursa Türkiye’de de el yüksekten açılır tabii! 1917 tamam da, 1905’ten 1917’ye kadar Rusya’da sosyalistler bizim gibi yan gelip yatmamışlar!
12 Mart ve 12 Eylül öncesi ve bugünün sol örgütlenme anlayışının ortak bir yönü var mıdır diye düşünmemek elde değil. Bu ortaklık için birçok şeyi sayabiliriz ama bana göre; çok sade, yalın bir ortak nokta var, o da şu: kolaycılık, şıppadanakçılık!
Bu şekilde belki de devrim kolay bir iş olarak görüldüğü için devrim basamakları atlandı… Kuşakların yenilgisini sadece devlet çok güçlüydü, ezdi geçti, falan diye geçiştiremeyiz. Halk doğru örgütlenebilseydi, o önemsiz görülen işlere lafazanlıktan çok eğilinseydi, sonuç başka olurdu. “Basit işler”in hakkını verip de üst basamaklardaki yüksek teorik söyleme gelseydik bu derece tarumar olmazdı sosyalist hareket.
Halkın gönlünü, kalbini, bilincini kazanmak için en önemli şey “basit” denilen hak mücadeleleridir. Vatandaşın haksızlığa uğramasına çare aramazsan, onları sosyalist dayanışma ağının içine almazsan, onlara nasıl güven vereceksin? Güven vermediğin insanlar düşer mi peşine?
Şimdi dönüp bakalım şöyle bir etrafımıza; o büyük teorileri dillerinden düşürmeyenlerden kaçı ayakta, kaçı-bırak sosyalistliği- erdemli birer insan olarak hayatlarını bugünlere taşıyabildiler?
“Basit” denilen işler devrim yolunun vizesi! Halk, bizim çok Lenin, çok Marks bilmemize bakmıyor, bakmadı da! Hayat o “basit” denilen yerlerde atıyor. Sen, “basit” sorunu çözmeye yeltenmeyince hayatın dışına düşüyorsun. İnsanlar ayakta durmaya çalışıyor, senin klasikleri hatmetmiş olman onları ırgalamıyor. Devrimcilik hayatın olduğu yerde durmaktır. Orada yoksak, oralar birileri tarafından doldurulur ve biz o mevzilerden çırak çıkarız! Halkın somut taleplerinden kaçan solun kaçınılmaz kaderi marjinalleşerek etkisizleşmektir.
Bu bahsettiğim yanlışlardan samimi bir şekilde kurtulup halkın can yakan sorunlarına çare olunmaya çalışılmadığı sürece maalesef bu ülkede birkaç kuşak daha heder olur gider…
*Ekonomi yönetimi Üsküdar’ı geçer mi?
Korkut Boratav, 14.01.2022, sol.org.tr

 

guest
0 Yorum
Inline Feedbacks
View all comments