Yüreği, kafesine sığmazdı.
Gözleriyle konuşurdu.
Koşar adım değil
Sindirerek ve hakkını vererek yaşadı.
Son zamanlarda
O kadar çok yorulmuştu ki
Sonsuzluğa dinlenmeye çekildi…
Onu 1 Ekim 2025’te sonsuzluğa uğurlarken ağlamadım…Şimdi ardından yazarken ağlıyorum… Galiba onunla vedalaşmayı ancak kabullenebiliyorum. Kaldı ki bazı vedalar bir ana, bir güne veya bir törene sığmaz.
Kadir, 64 yaşındaydı. Kesinlikle koşar adım ve “erken” gitmedi. Evet bugünün ölçülerinde 60’lı yıllar erken gibidir ama o, 25’inde ölüp 64’ünde gömülenlerden olmadı. Yaşamı hem çok hızlı hem çok yavaştı; ilmik ilmikti. Gün gün, saat saat, tamamlayarak, bir anlamda vaktinde gitti.
O bir sosyalistti; Kurtuluşçuydu; Devrimci Sol davasında yargılandı. Devrimci Yol komününde kaldı. Bu, kesinlikle bir çelişki değildi; tersine Kadir’in tam kendisiydi. Çünkü o taraflar üstüydü. Farkı, rekabet tonunda değil, zenginlik tonunda yaşardı. O’nun yoldaşlığı, aynı düşünmekten değil, birlikte düşünebilmekten beslenirdi. Etrafındaki geniş yoldaşlık halesinin oluşturduğu çeşitlilik yelpazesi bunun ifadesiydi. Duruşundaki özgünlük, Roza‘nın “Özgürlük, her zaman farklı düşünenin özgürlüğüdür.” sözünü doğrular nitelikteydi.
Onu ilkin gülümsemesiyle sonra fikirleriyle, daha sonra da duvarlara/sınırlara sığmayan niteliğiyle tanıdım. O bir siyasal hareketin içindeydi; yargılandı ama gerçekte o hareketin de sınırlarına sığmadı. Sorguda da savcılıkta da tutsaklıkta da yaşadıkları romana konu olacak türdendi. Ama hiçbir zaman dönemin en yaygın hastalığı olan, yaşanmışlıkları gösteri malzemesi yapma yoluna gitmedi. Komünal bir dünyası vardı; sanki 1871’de yaşıyordu; geniş ve kapsayıcı bir yoldaşlık ağının içindeydi.
Devrimcilikte 1871’di ölçeği
Kadir, sosyalizm düşünü bugünün koşullarında komün olarak somutladı. İçerideki komünden sonra ilk işi, İskenderiye Kütüphanesi’ni kurmak oldu. Çernişevski’nin Nasıl Yapmalı’sından bildiğimiz Vera Pavlovna‘nın kooperatifini çağrıştıran nitelikteydi İskenderiye’deki ölçeği. Kolektif emeğe dayalıydı.
Askerliğin sınırlarına sığmamak için, o sınırların içine girmemek için çok uğraştı ama seçenek bulamadı. Sonrasında Antalya’da kurduğu Ekim Çiftliği, tecrübelerinin zirvesiydi. Şehir hayatını, bir tür hapishane olarak tanımladı. Bunun dışına çıkabilme hayaline ulaşmak için ya tünel kazmak ya da bir şekilde firar etmek gerekirdi.
“Bu firarın ya da tünelin ucu Ege’de bir sahil kasabasına ulaşamayabilir. O zaman biz de gücümüzün yettiği yere kadar kazar, tüneli orada bitiririz. İşte hayalimizi gerçekleştireceğimiz yer kendi tünelimizin bittiği, firar ettiğimiz, şehirden çıktığımız yerdir. Ekim Çiftliği; şehrin hemen kıyısında, küçük bir dere kenarında, mütevazı bir doğal mekan. Burada arının balı, tavuğun yumurtası, inatçı keçilerin sütü ve süt ürünleri, bahçenin sebzeleri, sessiz ve huzurlu hali ile şimdilik acemi bir ütopya.”
Ekim Çiftliği, Bloch’un ütopya tanımıyla söylersek “Bugünün eleştirisi, mümkünün kıyısıydı.” Bir kaçışın değil; kalmanın, kök salmanın ve sabretmenin ifadesiydi. Çiftlik, kediden köpeğe (kartopu) ördekten tavuğa, attan keçiye, meyveden sebzeye kadar tüm canlıları ve etkinliği ile bir harikalar diyarıydı. Orada çok güzel şeyler yaşandı; Kadir’in kızı Ekim, o doğa dostları içinde büyüdü. “Ekim”in onun için özel bir anlamı/önemi vardı. Bu önemin yanında, 2025’in 1 “Ekim”inde ölümsüzlüğe uğurlanması, doğanın bir ironisi olsa gerek.
Kadir, Bozcaada’da uzun süre bağcılık yaptı. Oradaki bağbozumlarını gözleri dolarak anlatırdı. Bağcılığı, şarabı, bir de kahkahayı severdi. Gülerken gözyaşı dökerdi. Yüreği sanki gözlerine çok yakındı; bu nedenle gülerken de konuşurken de ağladığı olurdu. İyi okurdu; bilinçliydi ama gösteriyi hiç sevmezdi. Bugün çeşitli açılardan tartıştığımız, karşımıza türlü kılıklarla çıkan, sığlaşmaya, piyasalaşma ve gösteriye; polemikten çok bizzat yaşam biçimi ve tercihleriyle karşı durdu. Bu bağlamda onda politik olanla insani olan iç içe geçti; o da her şeyin politik olduğunun bilincindeydi.
Dinlenmeye çekildi
Kimi insanlara tutsaklık, bilgeliğe benzer bir içsel dünya kazandırır. Sonrasında dışarıya fikrî olanla sınırlı olmayan bir donanımla çıkarsınız. Buna büyüme de derinleşme de yeniden doğum da diyebiliriz. Tam da bu bağlamda Kadir, dünyayı değiştirmeye çalışmakla kalmadı, dünyada başka türlü yaşanabileceğini gösterdi.
Doğadaki bitkiler dahil tüm dostlarımızın önemini az rastlanır biçimde kavramak, yaşamı felsefi olanın yanında duygusal bir aralıktan karşılamak için elbette tutsak düşmüş olmak şart değil ama Oscar Wilde’de, Dostoyevski’de, Nawal El Saadawi’de gördüğümüz gibi tutsaklık kimileri için çok farklı bir yaşam aralığının kapısını açar.
Kadir’in doğayla çok özel bir ilişkisi vardı; bir kayanın üzerine uzanıp uyuyacak kadar barışıktı. Neyin nasıl bulunacağını, otların türünü ve ismini iyi bilirdi. Seçtiği piknik yerleri çok özeldi. Onunla “Soğuk su”ya gitme fikri heyecan vericiydi. Hızla oluşturduğu pratik ocakta bir şeyler pişirmek, buz gibi suda yüzmek ve bütün gün hayatı, sözü, düşsel derinlikleri paylaşarak vakit geçirmek çok keyifliydi.
Onun çok sevdiği doğaya, döngüsünü tamamlayarak dönüşü de mütevazı oldu; aslında habersiz gittiği söylenemez. Bize daha önceden “sessizce” haber vermişti. Sıkça yaptığı gibi ama bu kez sonsuza dek dinlenmeye çekildi.













Işıklar içinde uyusun.
İskenderiye kütüphanesi nde bir nesli kucakladı, dostça dayanışmanın önemini gösterdi. İstiklal e çıktığımızda tek adresimizdi. Ne güzel müzikler dinledik, ne güzel sohbet ettik. İskenderiye Yazıları dergisi bir de… Bizlerin ilk yazıları orada çıktı.
Işıklar içinde uyu güzel Kadir abim.
Çok değerli paylaşımcı iyi bir arkadaştı geç tanıdım ama yolum Antalya’ya düştüğünde mutlaka uğrardım anısına saygıyla egiliyom
Kendisi Dayım olur. Dayım için bu güzel yazıyı yazan abime de çok teşekkür ederim 🙏 Gözlerim doldu. İyi ki varsınız 🙏
Çok teşekkür ediyorum sizlere. Kadir’i çok güzel anlatmışsınız… Ne yazık ki hep geç kaldık birbirimize…
Ben çok geç tanıdım Kadir i , çok paylaşımcıydı . Bize yerini açtı ve güzel bir kahvaltı yapmıştık kadınlarla . Geç te olsa iyi ki tanımışım, yıldızlar içinde uyu güzel insan
Gidenin arkasından çoğunlukla güzellemeler yapılır ancak bazıları vardır ki güzelleme bile yapamazsınız.O kadar duru ve ermiş dinginliğinde yaşadığı-yaşattığı devrimci pratik onu var eden gösterişsiz bir varoluş şekliydi.
91 Yılında Sağmalcılarda ayrı koğuşlarda birlikte yattık.Aynı Malta’da çok omuz atmışlığımız var 🙂 Ben kısa süreli konuktum o mahpuslukka uzmanlaşmıştı.Yine dingin yine şikayetsiz..
Ondan tek şikayet duydum;
İskenderiye kütüphanesini İstiklal’den Tarlabaşına taşımak zorunda kaldığında “müdavimlerin”%80 i ayağını kesmişti.Buna çok bozulduğunu,üzüldüğünü gördüm.Hepi topu arada 800 metre mesafe vardı ve 5 dakikalık yürüyüş mesafesi kimi dost-yoldaş sandığı insanlara uzun gelmişti.Bu ona gerçekten”koydu”.
Işıklar yoldaşın olsun dostum.