Nerede biter insan?

Ağır aksak geçen şu korona günlerinde çok az dışarıya çıkmışlığımı da sanırım kadim bir dostuma borçluyum. Bir kaç kez birer saatlik yürüyüşler dışında bir bu dostumu ziyaret etmiş bir de toplamı yedi-sekiz metrekareyi geçmeyecek bir alanı sebze yetiştirerek işlevsel hale getirmekle uğraşmış oldum sadece.

Geçmiş ortak paydamızın çapı oranında da hep bir şeyler buluruz konuşacak. Öyle bir gündü…
Yine anılara dalıp bu kez İstanbul ve Sultanahmet’de gezindik kırk beş yıllar öncesinde. Sohbet konumuz Sultanahmet köftecisi ve lokantalarıydı. Derken, çocukluğunda babasına çay ocağında yardım ettiği ve esnafa çay dağıttığı günlere geldi konu ve bir anısını anlattı bana.
“Bilirsin o yıllarda ‘hippi’lerin konaklama yerleriydi Sultanahmet. Bir gün karnım acıkmış ve Ali baba lokantasında almıştım soluğu. Babacan ve bir o kadar da küfürbazın biriydi Ali baba ama severdi beni. Aslında kendisine küfür ettirip, bunu bir eğlence kılan tüm müşterilerini de severdi çok kızdırılıyor olsa da. Yemeğimi yarılamıştım belki, tam anımsayamıyorum orasını. Bir ‘hippi’nin anlamadığım bir dilden Ali babaya bir şeyler anlatmaya çalıştığı benim de dikkatimi çekmişti herkes gibi. Zar zor da olsa diğer müşterilerin de yardımıyla açığa kavuştu konu. Hippi’mizin karnı aç, parası da yok ama bir çorba içebilir miydi acaba? Tek tek sesler yükseldi masalardan, ‘Ben öderim’ diye sanki sıraya girmişti herkes ve en son ben de katıldım. Biraz da sesimi kalınlaştırıp, daha erkeksi ve bir ergen tonunu yakalamaya çalışarak. Hippi’miz ikram edilen çorbasını içtikten sonra göğsüne birleştirilmiş elleri ile minnetini ifade ederek geri geri yürüyerek çıktı gitti. Sıra gelmişti hesabını kimin ödeyeceğine. Herkes meraklı bakışlarla Ali babaya bakarken, dudaklarında o an anlamlandıramadığım bir tebessümle bana bakıp herkesin duyacağı şekilde hesabı benim ödeyeceğimi söylemez mi!.. O an nasıl gururlandım sana anlatamam, oysa cebimde sadece kendi hesabımı ödeyebilecek kadar para vardı belki de.’’

 

Sustu kadim arkadaşım. Benim de dinlerken ki suskunluğum devam etti bir süre daha.
Sustuk birlikte çünkü ben düşünüyor, o da benim neler düşündüğümü anlamaya çalışıyordu yüzümde ki olası mimiklerden.

Sonrası birlikte tek tek yorumladık anlatıdaki detayları.

 

Ali babanın esnaflığı, Hippi’mizin yadırganmamışlığı, küfrün eğlence olabilecek kadar bir samimiyetin ifadesi olabileceği, o günün insanlarının misafirperverliği, yüreklerinden gelen paylaşabilme güdülerinin saflığı ve belki de en önemlisi Ali babanın bir insanı (o bir çocuk olsa bile) onure etmesindeki beceri ve zerafeti.

Evet, ne demiştim başlıkta?

Nerede biter insan?

Yoksa hala umut var mı, yarına taşıyabilecek bir kuşak halen yaşıyorken?

İlyas Zeki Kutlu

 

Yazar Profili

İlyas Zeki Kutlu
İlyas Zeki Kutlu
1958 Giresun dogumlu
Ilk okulu Görele’de bitirdi.
Orta ögrenimini Ladik Akpinar Ögretmen Lisesinde yatili olarak tamamladi
1976 da I.Ü. Kimya mühendisligine kaydini yaptirdi ancak 1981 de tutuklanmasiyla Devrimci Yol’daki politik mücadelesi 1983 e kadar Metris süreci ile devam etti. 1986 yilinda yeniden aranir duruma düsünce yurtdisina cikarak Isvicre’de Politik mülteci statüsünde oturum hakki aldi ve sonrasinda Isvicre vatandasligi hakkini da kullanarak bu ülkede cifte vatandas olarak Taksi emekcilerinin mücadelesi ile icice yasamakta.
12 Eylül öncesi Türkiye’sinin Istanbul’undan bir bölgeyi anlatan « Türkü Söyler Gibi» adli bir ani romani 2011 yilinda su yayinlari tarafindan basilmistir.
guest
0 Yorum
Inline Feedbacks
View all comments
0
Would love your thoughts, please comment.x
()
x