Öğretim üyesi Erol Köroğlu ile Boğaziçi Üniversitesi’ni konuştuk

 Yükseköğretimde yeniden ve hemen seçim sistemine dönülmelidir, bundan ötesi krizdir diyen Boğaziçi Üniversitesi öğretim üyesi Doçent Erol Köroğlu;

tek bir kişi tarafından yapılan atama sistemi, Bulu gibi liyakat sorunu olan isimlerin ortaya çıkmasına yol açıyor.

 Ekonomik ve siyasal baskıların en fazla olduğu bir yılı geride bıraktık. 2021 yılına umutlarla girmek istediğimiz şu günlerde gündem de pandemi ve aşı iken, birden Boğaziçi Üniversitesi gündem oldu. “Kayyım Rektör” olarak atanan Melih Bulu ile beraber üniversiteler de hareketlendi.

 150 yıllık bir geçmişi ve birikimi olan Boğaziçi üniversitesine, Kayyıma ve atanan Rektör Bulu’ya dair ne söylemek istersiniz?

Boğaziçi Üniversitesi, 2012 yılında kendi akademik ve idari kurullarında tartışıldıktan sonra senatosu tarafından onaylanmış bir “Etik ve Akademik İlkeler Metni”ne sahip. Bunun olmazsa olmaz vurgusu, akademik ve mali özerklik açısından rektör dahil olmak üzere tüm akademik idari kadroların, okul içinde yapılan seçimlerle gerçekleştirilmesi. 2016’da bu, önce bir KHK ve sonra da kanunla ilga edildi ve rektör Boğaziçi Üniversitesi bünyesinden atandı. Şimdi dışardan atama yapıldı ve böylece bu uygulamanın yanlışlığı gün gibi ortaya çıktı. Tek bir kişi tarafından yapılan atama sistemi, Bulu gibi liyakat sorunu olan isimlerin ortaya çıkmasına yol açıyor.

Son birkaç gündür öğrencilerin gösterdiği bu demokratik tepkide üniversitenizin kültürel geçmişin ve demokratik, bilimsel etkinin payı nedir?

Mutlaka. Boğaziçi kültürü bir mutlak değil. O da süreç içerisinde gelişiyor veya geriliyor. Boğaziçi’nin tarihine ve bünyesine eklenen öğrencilerimiz, bu atmosferin de etkisiyle kendi yaratıcılıklarını geliştiriyorlar. Yani öğrencilerin etkinliğinin oluşumunda Boğaziçi’nin etkisi var ama ürettikleri eylem de Boğaziçi kültürünü geliştiriyor.

 Öğrencilerinizin bu haklı ve demokratik mücadelelerine dair siz öğretim üyelerinin ve öğretim görevlilerinin tavrı ne oldu, Bulu’yu siz de “kayyım rektör” olarak görüyor musunuz? Bundan sonra nasıl bir yol izleyeceksiniz?

Boğaziçi’nin senatosunun da bağlı kalacağını ilan ettiği Etik ve Akademik İlkeler doğrultusunda, Bulu veya başka bir atanmışın bu işe uygun olmadığını artık iyice fark ettik. Yükseköğretimde yeniden ve hemen seçim sistemine dönülmelidir. Bundan ötesi krizdir.

Rektörün atanma biçiminden ayrı olarak bir de, argo deyimle “araklama” ya da “hırsızlık” diye de tarif edilen, intihal söylemlerine ne diyeceksiniz?  Yine 2011 yılında Almanya’da savunma bakanı olan Karl Theodor Zu Guttenberg’in doktora unvanının iptal edilip istifa etmesi örneğindeki gibi, gerek üniversitenizde gerek akademi çevrelerince bu anlamada bilimsel bir karşı koyuş söz olacak mı?

İntihal akademisyenin intiharıdır. İntihal istemeden gerçekleştiğinde de intihaldir ve aynı sonuçları doğurur. Bulu’yla ilgili iddialar yetkili kurullar tarafından değerlendirilip sonuca bağlanmalıdır. Bulu’yla ilgili intihal iddiaları rektör atanmasıyla ilişkilidir ama yine de ondan ayrı bir konudur. Bulu rektörlükten alınsa da alınmasa da, intihal iddiası tüm ciddiyetiyle ele alınıp karara bağlanmak zorunda. Bundan daha azı, tüm Türkiye yükseköğretimini şaibeli kılar.

Hakkındaki iddialara ve intihal söylentilerine rağmen ve bunca istenmeme durumu karşısında Melih Bulu’nun rahat ve umursamaz tavrının sebebi nedir sizce?

Üniversiteyle ilgili “müdahaleci neoliberal” anlayışın bir parçası. Umursayacak olsa, zaten aday bile olmazdı.

Boğaziçi Üniversitesi % 25 yüksek lisans ve doktora öğrencisi olan ve çok sayıda yabancı uyruklu öğretim elemanının da görev yaptığı bir üniversite. Yabancı uyruklu hocalarımızın bu durum karşısında tavırları nedir, ne düşünüyorlar, gözlem ve bilgilerinizi bizimle paylaşır mısınız?

Bunu onlara sormak lazım. Ancak herkesi kapsayan bir krizin ortasında olduğumuzu üniversitedeki herkes kabul ediyor. “Bir şey olmaz” diyen bir üniversite mensubu duymadım şu ana kadar.

Son olarak üniversiteli gençlerimize ve Boğaziçili öğrencilerimize neler söylemek istersiniz?

Bizle 2016’da rektör atamasına razı olduğumuzda, boyun eğdiğimizde, sesimizi kıstığımızda onlar karşı çıkmaya devam ettiler. Onlar söylemeleri gerekeni her zaman söylediler. Bizim onlara söyleyecek pek bir şeyimiz yok. Onlardan böyle bir talep de yok. Biz onların söylediklerini dinliyoruz. Şu anda bu daha önemli sanırım.

Sorularımıza zaman ayırıp verdiğiniz cevaplar için Son Haber Ch gazetesi olarak çok teşekkür ederiz.

Ben teşekkür ederim.

 

Erol Köroğlu, Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü’nde doçent doktor. 2007’den beri Boğaziçi Üniversitesi’nde öğretim üyesi.

Erol Köroğlu’nun yayımlanmış eserleri:

Hayata Bakan Edebiyat

Türk Edebiyatı ve Birinci Dünya Savaşı (1914-1918)

 

 

Röportaj: Mazlum Çetinkaya

Sonhaber

 

 

guest
0 Yorum
Inline Feedbacks
View all comments
0
Would love your thoughts, please comment.x
()
x