Bu Başlık, eğer bu zamana dek kullanılmamışsa, bu da benim Türkçe’ye bir katkım olsun.
Kapitalizm, Futbol ve Dünya kupası penceresinden, bileşen ilişkileri.
Bu konuda derin analizler yapacak kadar ne kapitalizmin ahlaksızlığını açıklayacak ne de futbolun nasıl oynanmasını değerlendirecek bir uzmanım.
Bir şekilde (tabi konuya ilgisi olanlar için yazıyorum) bu günlerde dünya futbol şampiyonasına kilitlenmiş durumdayız. Her ne kadar Türkiye bu turnuvaya yetenekli futbolcularının olmadığından değil, sistemsel yönetim beceriksizliğinden ötürü katılamamışsa da ben kendi adıma hala safça bir futbolsever olarak ve de yasadığım ülkenin nabzını tutabilmek adına ve onları destekleyerek “hoop Sweiz!” diyerek oynanan maçları vakit bulduğumca izlemeye çalışıyorum.
Ve tabi bu ilgimin bir diğer nedenini de asıl konuya girmeden okuyucularım açısından belirtmek isterim. Ben saf, yani ORGANİK! bir futbol severim sevgili okurlar. Şimdi yazacaklarım bazılarınıza şaşırtıcı gelebilir ama bunu futbolun gizemi! ve sporun bir araya getiriş gücü olarak algılayın siz. Yani ben hiç unutmam 1977 yılıydı sanırım (sonrası olamaz çünkü artık koşullar bunu olanaksız kılar hale gelmişti) fakültede kanlı bıçaklı! olduğum bir fasit ile aynı takımda üniversiteler arası futbol turnuvasında aynı takımda oynamıştım. Ve sonrasında politik nedenle geldiğim bu ülkede de yıllarca futbol oynadım ve bu yetmezmiş gibi bir de tam on altı yıl futbol sahalarında hakemlik yaptım.
Yani kendime ilişkin bu bilgileri vermemin nedeni elbette (en azından futbola yabancı olmadığım anlamında) okuyucuların bir bilgisi olsun istedim.
Daha ilk andan beri yani bu turnuvanın Katar’a verilmiş olması zaten benim gibi organik futbol! taraftarlarının midesini bulandırmıştı. (Ki; konuya ilişkin Sonhaber.ch da Sevgili yazarımız Fikret Başkaya”nın bir makalesi yayınlandı, okumanızı öneririm)
Bulandırmıştı çünkü; futbolla deyim yerindeyse hiçbir alakası olmayan bu devşirme ülke! nasıl oldu da bu turnuva ev sahipliği yapmayı kazandı? sorusuna verilebilecek yanıt elbette o günün FIFA yöneticilerine sorulabilecek bir soru ile karşılığını bulabilirdi. Bu soru değişik şekillerde sorulmuş olsa bile verilen yanıtlar şu anda dünyada egemen olan kapitalizmin ahlaksızlığına uygun (ve buna inanan itaatkarların çoğunluğu nedeniyle) ahlaksızlığı dürüstlük! gibi sunan egemen bir ideolojinin baskınlığı altında kitlelerin safça duygularını kullanarak kendilerinin temiz olduğuna ilişkin kabul görür bir algı yarattı. Yok eğer kitleler bu yanıtlara inanmadıklarını ve bunun kabullenilemez! olduğunu söyleseler ve sokaklarda protestolara başlasalardı zaten tüm dünyada devrimci! bir durumun nesnel koşulları güncellik kazanırdı.
Ve dönelim yeniden dünya kupasına.
Konunun hangi boyutuna derinlemesine değineyim doğrusu bilemiyorum. Kapitalizmin günümüz dünyasında kontrol altına almakta bazen geç kaldığı ve kontrol altına alırken de o ana dek ahlaksızlık! olarak nitelediği bazı yasadışı! eylemleri devlet kontrolünde yasallaştırdığı, örneğin; “İDDİA” platformlarına mı, yoksa, 37 yaşındaki starlaştırdığı! (ki; bunu oynadığı futbolla hak ettiğini es geçmemem gerek) bir futbolcunun bu yaşında bile gelecek iki buçuk yıl için yıllığı 200 milyon Euro ya bir kulüple yaptığı anlaşmaya mı?
Ben ikincisi üzerinden devam edeyim.
Yani turnuvada oynanan maçların daha ilk turdan itibaren ilginç sonuçlarının “iddia” mekanizmasıyla ilgili tarafını bir yana bırakıyorum. Bu benim çok özel ilgi alanımda değil çünkü bu konuda söyleyebileceğim hiçbir şey var olan statüye dokunmayacak. Ama ben konunun ikinci boyutunda bir şeyler söylemek istiyorum. Yani sözünü ettiğim futbolcuyla ilgili.
Futbolla ilgili herkes bilir ki, bu futbolcu su anda kulübünün kendisiyle sözleşmesini iptal ettiği Ronaldo dur. Evet, bir organik futbolsever! olarak ben de Ronaldo’nun futbolculuğuna ayrı bir değer veririm. Yani gerçekten iyi futbolcudur. Amaaaaa! Hani bir de beynimize pompalanan Ronaldo imajı var ya! İşte orada “bu isin içinde bir puştluk! var” der ve düşünürüm üzerine, Ronaldo’nun düşünemediği şeyleri. Hani hep yazılır ve beynimize pompalanır ya “Ronaldo bilmem nereye şu kadar yardım yaptı veya o kadar duyarlı ki; geçmişini unutmadı ve annesi ile ayni evde yaşıyor veya su kadar maaşını örneğin kimsesizlere veya Afrikalı yoksul çocuklara bağışladı vb. “gibi. İşte tam bu noktada kapitalizmin ahlaksızlığı kendini katlayarak karsımıza çıkıyor ve bizim algılarımıza yerleştirdiği Ronaldo’yu duygusal ve maddi olarak iki türlü sömürü aracı olarak kullanıyor. Ronaldo duyarlılığı ve gerçekten yüreği ile çok güzel bir insan olabilir. Yani benim Ronaldo ile bir tanışıklığım olmadığı için bunu bilemiyorum. Ama Ronaldo da benim bildiğim bir şeyi bilemiyor. Yani sistemin aç bırakıp bir tas suya muhtaç ettiği çocuklara yaptığı yardımın kendisine ödenen yıllık 200 milyon Euro bedelin aslında kat kat karşılığı daha milyonlarca çocuğun suya mahkûm kalacağı anlamına geldiğini. Yani sistem Ronaldo’yu bizim saf futbolseverlerin yüreğinde büyütürken dünyada açlığı ve sefaleti nasıl da büyüttüğünü görmemizi engelleyecek Ronaldo gözlüklerini bize takarken, biz futbol izliyoruz bacaklarımızı uzatmış rahat koltuklarımızda ayçiçeği çekirdeği çitleyerek.
Sanki konuyu bitirdim gibi ama inanın su anda beynimde binlerce soru ve sorulara bağlı konu. Buradan nereye atlasam ve kimlere ne soru sorsam bilemiyorum. Bir süre derin derin nefes alıyor ve “saçmalama” diyorum kendi kendime. “daha dün sosyal medyada paylaşılmış bir konuya yazdığın yorumdan sonra sana birisi seni düşüncenin her boyutuyla hakli çıkaracak bir yanıt vermedi mi?” Verdi ve ben buradan bir yerlere sıçrayarak devam etmek istemiyorum.
Çitlemelerimiz eşliğinde günün birinde “Organik futbolu” özlemle bekleyerek…
İlyas Zeki kutlu
Aralık 2022











