Pedofili Kültürünün Rahatsız Edici Yükselişi – Ashleigh Barnes

HomeYaşam

Pedofili Kültürünün Rahatsız Edici Yükselişi – Ashleigh Barnes

Yirminci yüzyılın ikinci yarısı, çocukların cinselleştirilmesinde çarpıcı bir artışa tanıklık etti. Aynı süreçte, yetişkin kadınlar ise bir çocuklaştırma döneminden geçtiler. Çeşitli reklamcılık, medya ve hatta dilsel tercih biçimlerinde de açıkça belli olan bir durum bu. Kadın düşmanlığına direnmek ve çocukların yüksek yararının kesintisiz şekilde korunmasını temin etmek için, kapitalizm altında ortaya çıkmış ve teşvik edilmekte olan bu menfur toplumsal trendi görmek ve ciddiye almak zorundayız.

Çocukların Cinselleştirilmesi

#MeToo hareketi, cinsel saldırının özellikle de Hollywood’da ne kadar yaygın olduğuna ışık tuttu. Ne yazık ki, istenmeyen cinsel girişimler sadece yetişkinlerle sınırlı kalmıyor. İkiz kardeş Olsen’lar, Emma Watson ve son olarak da Stranger Things’den Millie Bobbie Brown gibi çocuk ünlüler de yasal olarak seks yapılabilir yaşlarına internette yapılan geri sayımlarla girmek zorunda bırakıldılar. Yıldızlığa yükselişi halen çocukken gerçekleşen Natalie Portman’ın 13 yaşındayken aldığı ilk hayran mektubu bu konuda ünlüdür: bir tecavüz fantezisi içeriyordu.

Seks ve cinselleştirme konusunda herhangi bir tartışmada, porno endüstrisindeki trendleri incelemek akla uygun bir iş olur. Ana akım pornonun analizi, kamuoyunda, açık ve örtülü pedofili düşüncesinin kabulüne doğru kesin bir kayma olduğunu göstermektedir. Pornoda, ilk sahnelerini 18. doğum günlerini geçer geçmez çeken oldukça genç görünümlü kadınlar gösterilmektedir. Aslında, Jon Millward’ın 2013 tarihli çalışmasına göre, yirmilerindeki porno aktrisleri için en yaygın rol, ergen kızları oynamaktır. Bu kadınlara kariyerlerinin sonraki aşamalarına dek meme büyütme ameliyatı olma baskısı olmaz çünkü daha çok kâr getiren ergen ve ergenlik öncesi görünümlerini korumaları istenir. ‘Teen’ (ergen, onlu yaşlarında [16’sından küçük]); ‘daughter’ (kan bağı olduğu kızı); ‘young’ (genç); ‘tiny’ (ufak tefek); ’schoolgirl’ (kız öğrenci); ‘innocent’ (masum); ‘first’ (ilk); ‘virgin’ (bakire) vb. gibi popüler anahtar sözcükler, ana akım pornonun çocukların cinselleştirilmesini normalleştirdiğini gösteriyor. Bu anahtar sözcükler, en popüler aramalardan bazıları ve çoğu ana akım porno sitesinin ‘en popüler’ sayfasında bulunabilir. Buna münferit diyemeyiz; artık ana akım haline gelmiş durumda ve ‘ortalama’ porno tüketicileri buna katkı sağlıyor. Birçok erkeğin ilk cinsel deneyimi pornoyla oluyor ve pornonun onların cinsel beğenisini ve kadınlara yönelik tavrını şekillendirdiği kuşkusuz. Porno eğer erkeklere, çok genç görünen ve buna gençliklerini bilinçli olarak cinselleştiren bir dilin eşlik ettiği kadınlar sunuyorsa, pedofili kültürünü beslemeye yardım ediyor olması şaşırtıcı değil.

Porno büyük bir sektör – tahmini değeri neredeyse 100 milyar dolar. Internet Watch vakfı, kaydedilen çocuk cinsel istismarının (‘çocuk pornosu’ olarak bilinir) en hızlı büyüyen çevrimiçi sektörlerden biri olduğunu raporlamıştı. Benzer şekilde, Uluslararası Emek Örgütü, her yıl bir milyon çocuğun cebri cinsel sömürü (fuhuş) amacıyla insan kaçakçılığının kurbanı olduğunu tahmin ediyor. Çocukların emniyeti söz konusu olduğunda nahiflik yapamayız. Porno yapımcıları, ‘ucu ucuna yasal yaşta’ olan kızları veya ergen görünümlü yetişkin kadınları bilinçli şekilde oynatıyor, kadın ‘karakter’in örtük ya da açık şekilde çocuk gibi göründüğü sahneleri bilinçli şekilde tercih ediyor. Porno sektöründeki yatırımcıların, çocuk pornosunun mali ‘başarısını’ böylesi bir ‘ürüne’ talep olduğu şeklinde yorumlayabileceğini ve bu yüzden bu müşteri talebini ana akım porno kanalıyla tatmin etme arayışına girebileceğini düşünmek zor değil. Porno yapımcıları, sıradan insanların değerlerinden öylesine uzak ki, çocukların cinsel sömürüsü onlar için herhangi bir iş yapma alanı haline geliyor. Kapitalizmin kâr adına yozlaştırıp sömüremeyeceği hiçbir şey yok.

Yetişkin Kadınların Çocuklaştırılması

Kız çocukları nasıl yetişkin kadınmış gibi cinselleştiriliyorsa, yetişkin kadınlar da kız çocuğuymuş gibi çocuklaştırılıyor. Gençliğin arzu edilirliği yeni bir konsept değil ama son yıllarda meş’um bir hal aldı. Kadınlar sürekli olarak ergenlik öncesi kız çocuklarının masumiyetini, ilgilerini ve davranışlarını yaymaya teşvik ediliyor. Bunun tezahürünü, tek boynuzlu at, deniz kızı ve prenses temalı ve steryotipik olarak ‘kız çocuğu’ renk paletlerindeki (pembeler, pasteller ve parıltılılar) ürünlerin yetişkinlere yönelik pazara akın etmesinde görüyoruz. Kadınlar yalnızca kız çocuğu gibi davranmaya değil, kız çocuğu gibi görünmeye de teşvik ediliyor. Güzellik endüstrisi, obsesif şekilde yaşlanmayı önleyici ürünlerin tanıtımını yaparken, moda ve diyet endüstrileri idealize dişi vizyonunu çocuk benzeri ölçülere küçültüyorlar.

Feminist ve ilerici diye alkışlanan reklam kampanyaları bile, çocuklaştırılmış kadın dilini kullanıyor—sürekli olarak, kadınlara hitap etmek için ‘kız’ (girl) sözcülüğü kullanılıyor. Yetişkin kadınlarla kız çocuklarının bu şekilde birbirine karıştırılması alarm verici. İma edilen şey, kadınların olgunlaşmamış, kapasitesiz ve kafasız olduğu mu? Yoksa, daha kaygı verici olarak, bu liberal özgüçlenmenin, kız çocuklarına yetişkinliğin duygusal olgunluğunu ve onunla birlikte gelen yaşa uygun şeyleri bahşettiği mi?

Öte yandan, ‘büyümüş de küçülmüş,’ ‘yetişkin bebek’ ya da ‘yaş oyunu’ gibi cinsel fetişlerde de kaygı verici bir yükseliş var. Literatürde parafilik infantilizm olarak bilinen bu fetiş, bebek rolü yapmaktan cinsel tatmin duymakla karakterize oluyor. Böylesine açık şekilde pedofilik eğilimlere belgesel ve makalelerde ‘fetiş’ denilip geçilmesi çok sıkıntılı. Ana akım medyanın bu bariz dostane ilgisi, çocuklara cinsel ilgi duyan kişileri insancıllaştırma girişimi. Toplum, bu ‘yetişkin bebeklere’ ve bunların ebeveyni/bakıp büyüten kişisi figürlerine, gereği gibi tiksintiyle değil, ilgi çekici bir acayiplikmiş gibi bakmaya davet ediliyor. Nüfusun geneli çocukların cinselleştirilmesi fikrini iğrenç bulmasına rağmen, pedofillerin alttan alta normalleştirilmesi ve hatta sempatik gösterilmesi, fark edilmeksizin sürüyor ve karşı çıkılmıyor gibi görünüyor. Bu davranışı rızası olan yetişkinler arasındaki zararsız mahrem eylemler olarak görmek son derece sorumsuzca; bu ideolojik kaymanın doğal sonucu dehşet verici.

Ekonomik ve Siyasi Motif

Yirminci yüzyılın ikinci yarısında teknolojideki ilerlemelerle sermayede katlanarak büyüme yaşandı. Piyasayı coğrafi olarak en geniş alana genişletmiş olan büyük mali oyuncular, piyasa doygunluğunu yeni ya da yeniden markalanan metalarla aşma arayışına girdiler. Bunun sonucu olarak, bir hiper-metalaşma çağına girdik. Seksin kapitalist ekonomilerde daima alınıp satıldığı doğru; cinsel kölelik ve fuhuş kapitalizm öncesi toplumlarda da vardı. Ancak, sermayedeki yakın tarihli hızlı büyüme, seksin metalaşmasını yeni zirvelere taşıdı. Seks, günümüz piyasalarında eylemin kendisinden çok daha fazlasını içerecek şekilde evrildi. Artık, soyut bir ‘seksilik’ niteliği revaçta ve tüketicilerin çekicilik/seksilik ‘satın alabilmesi’ için bir dizi meta mevcut. Geleneksel ya da dini iffet nosyonlarından çekinmeyen seks endüstrisi, devasa boyutlara ulaştı. Seksin çok kârlı bir iş alanı olduğu görüldü; kapitalistlerin kâr peşinde çocukları cinselleştirmesi kaçınılmazdı.

Seksin metalaşmasının olumsuz etkileri, liberal bir ‘cinsel özgürlük’ promosyonu ile maskelendi. Kökeni 60’ların özgür aşk hareketinde olan, seks ve cinsellik üzerine postmodern düşünce ekolleri, seksin metalaştırılmasına ve onun dolayımıyla da, çocukların cinselleştirilmesine meşruiyet kazandırdılar. Postmodernizm, objektif, maddi hakikatlere karşı çıkar ve onun yerine hakikatin subjektif olduğunu öne sürer—hakikat kişinin onu nasıl deneyimlediğinin konusudur. Temelinde benmerkezci ve bireyselci bir dünya görüşüdür. Bu yaklaşım, liberaller tarafından, ahlaken şüpheli siyasi pozisyonlarına yönelik eleştirileri savuşturmak için coşkuyla kucaklanmıştır. Seks ticareti lobicileri, bedenlerin ve seksin kapitalist metalaştırılmasında pay sahibi olma, bunu benimseme ve pekiştirme konusundaki mes’uliyetlerini üstlerinden atmak için, sürekli olarak bireyin ‘failliğine’ ya da ‘otonomisine’ vurgu yaparlar. Postmodern teoride hiçbir mutlak sınırın olmayışı, çocuklar ve seks konusunda kaygı verici sonuçlara yol açmaktadır. Cinsel özgürlüğü ve gençlikte arayış içinde olmayı teşvik etmek için sık sık liberalizmin diline başvurulmaktadır ve sermaye birikiminin her şeyden önce geldiği toplumlarda, bu, kâr adına çarpıtılıp manipüle edilecek bir başka sektör haline gelmektedir. Çocukların yüksek yararının korunması konusundaki tutumumuzun mutlak sınırlara sahip olması ve bu sınırların kati şekilde hayata geçirilmesi hayati önemdedir. Çocuk esirgeme konusunda neyin yanlış neyin doğru olduğuna dair subjektif yorumlara yer yoktur.

Mevcut durumda, yetişkin kadınlar çocuklaştırılırken kız çocuklarının cinselleştirildiği tuhaf bir rol değişimine tanık oluyoruz. Peki ama bu hiper cinselleştirme ve çocuklaştırma neden erkekleri ve oğlanları aynı şekilde kapsamıyor? Kadınları ve kızları, kafası çalışmayan ve boş cinsel objelerden oluşan tek bir homojen dişi sınıfı olarak hizalamak, kadın düşmanlığını caydıran bariyerleri ortadan kaldırıyor. Kadınların akıl fikir ve kapasite sahibi insanlar olduğuna dair herhangi bir algının yerini, kendilerine yukarıdan bir şeyler lütfedilen hor varlıklar algısı alıyor. Kız çocuklarının savunmasızlığının farkında olmanın ve onları zarar verilmekten koruma eğiliminin yerini, bir hak-bendecilik ve şehvet alıyor. Pedofilinin kadın düşmanlığına bu şekilde yedirilmesi ile, ekseriyetle erkek olan seçkinler mutlak kontrolü ellerinde tutabiliyor. Bu cinsiyetçilik egemen sınıfa hizmet ediyor. Erkek ve kadınların fıtratının ayrı olduğu, birinin diğerinden daima üstün olacağı vurgusu ile, erkekleri kadınlara karşı, erkek işçileri kadın işçilere karşı, oğlanları kızlara karşı konumlandırıyor. İşçi sınıfını kelimenin tam anlamıyla ortadan ikiye bölüyor ve örgütlenme kapasitemizi yarıya indiriyor. Toplum kadınların erkeklere tabiiyetini idame ettirdikçe, işçi sınıfı asla birleşemez.

Seksin metalaşmasına karşı çıkmalıyız. Metalara parasal değer biçerken, onları üretmek için gereken toplumsal ilişkileri gizlemiş oluruz. Sermaye büyüdükçe toplumsal ilişkilere dair algımız bulanıklaşır. Günümüzün piyasa işlemlerinde, tüketiciyi üretimin insan ilişkilerine daha da yabancılaştıran sayısız katman deneyimliyoruz. Seksin metalaşmasının, erkekler ile kadınlar arasındaki sosyal etkileşimler üzerindeki olumsuz etkisini gözden yitiriyoruz.

OnTheWomanQuestion

Dünayadan Çeviri’den alınmıştır.

 

guest
0 Yorum
Inline Feedbacks
View all comments