CHP Genel Başkanı’na tokatlı bir saldırı gerçekleştirildi. Bu saldırının kim tarafından düzenlendiği tartışması uzun uzun yapıldı. Bu kısım zaten pek de şüpheye yer vermeyecek kadar, rejim tarafından organize edildiği aşikâr. Bu sebeple ben, konunun bu yönüne değinmeyeceğim. Aracın garaja alınmasına izin vermemesinden tutun da saldırganın kriminal kimliği (Kendi çocuklarını öldüren, müebbet hapis mahkumu olan, param yok deyip apart otelde kalan, uyuşturucu satışından sabıkası olan, devletin kullanabilmesine çok müsait bir müptezel) zaten saldırının yalnızca kimler tarafından düzenlendiğinin açık bir ifadesi değil, aynı zamanda saldırının Saray Rejimi tarafından üstlenilmiş olduğunun şifrelerini içinde barındırıyor.
Ancak saldırının kime yapıldığından daha önemli bir kısmı var ki o da saldırının nerede yapıldığıdır. Ve saldırının aslında kime veya kimlere yapıldığı buradan okunmalı. Eğer burayı doğru analiz edersek, saldırının nedenlerini de daha iyi kavrayabileceğimizi düşünüyorum.
Yıl 2010. Dönemin DTP lideri Ahmet Türk Samsun’da yumruklu bir saldırıya uğradı.
Yıl yine 2019. CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’na Ankara Çubuk’ta bir asker cenazesinde linç girişiminde bulunuldu ve bir inek hırsızı tarafından yumruklandı.
Yıl 2025. CHP Genel Başkanı Özgür Özel’e Sırrı Süreyya Önder’in cenaze merasiminde eski bir katil tarafından yumruklu saldırı düzenlendi.
Bu üç saldırıyı da kendi döneminin siyasal atmosferleri içinde ele aldığımızda ortak özelliklerinin saldırının yapıldığı yer olduğu ve seçilmiş olan bu saldırı yerlerinin o dönemin siyasal atmosferinde bir mesaj içerdiğini de anlayabiliriz.
Ahmet Türk’e Samsun’da yapılan saldırı o dönemin koşullarında Kürt hareketinin Karadeniz’deki devrimci kesimlerde bir karşılık bulabilme, bütünleşebilme ve Karadenizli sol kesimlerin yüzünü Kürt halkının mücadelesine dönerek destek verebilme olasılığına karşı, bir sindirme saldırısıydı. Bu sindirme iki yönlüydü. Hem Kürt hareketine ‘’buralara bulaşma’’ diyor, hem de Kürt hareketine yakın duracak kesimlere, ‘’Kürt hareketine yakınlaşma’’ uyarısını içeriyordu.
Kemal Kılıçdaroğlu’na Çubuk’ta bir asker cenazesinde yapılan saldırı da yine yeri nedeniyle önemliydi. Rejim asker cenazelerine, bu cenazelerin gelmesine, hem olası bir itirazı yükseltme kapasitesi ve potansiyeli olduğundan hem de bu cenazeleri rahatça, ırkçı ve saldırgan politikaları sürdürebilmeyi sağlamanın kendi tekelinde yönlendirilmesi gerekliliğinden dolayı, sol kesimin katılmasını tehlikeli buluyordu. (Kılıçdaroğlu’nun etki ettiği sol kesimler olarak düşünülmeli) Bu dönemlerin iç savaş hukukunun devreye sokulmaya başlandığı dönemler olduğunu göz önünde bulundurursak, Saray Rejimi’nin bu konuda, en ufak bir çatlak ses dahi istemediğini anlamış oluruz. Rejim böylece CHP’ye gericilik ve ırkçılık konusunda stabil olan, Ankara’nın kırsal ilçelerini kapatıyor hem de asker cenazelerini sıfır çatlak sesle, ırkçı, şoven, gerici bir şuurun örgütlenmesinin aracı olarak kullanabilmiş oluyordu.
Özgür Özel’e atılan yumruğun yeri de yine aynı sebeple önemlidir. Sırrı Süreyya Önder, yaşarken olduğu gibi ölürken de yani biz onu kaybederken de hem bize hem ülkeye bir şeyler kattı. Ülkedeki ırkçı gerici şoven ideolojiye karşı gerçekten de kardeşlikten, dostluktan yana esen bir iklim bıraktı. Bir anda tüm ülkede insanlar, Sırrı’nın devrimciliğini, sosyalistliğini, Kürt halkına olan dostluğunu ve dayanışmasını, onun nezdinde devrimcilerin ve Kürt hareketinin her zaman halkın, mazlumun, işçinin, ezilenin yanında olduğunun şok edici bir bilinç parlaması ile karşılaştı. İşte Saray Rejimi için bu kabul edilemez bir durumdu.
Özgür Özel’e de saldırı, işte bu bilinç parlamasının ırkçı, gerici, şoven ikliminin dağılma zemininin önemli bir noktası olan cenaze merasiminde yapıldı. Saldırı Sırrı Süreyya Önder’in devrimci ve halkların dostluğundan yana bakışını, Taksim AKM önünden, Taksim Meydanına kadar taşan kitlelerin yaratacağı enerjiye yaptı. Bu enerjinin ve iklimin toplumun tüm kesimlerine yayılma potansiyelinden duyduğu korkudan dolayı yaptı. Ve yine Özgür Özel üzerinden, toplumdaki eski kutuplaşma faylarını ( Laik / mütedeyyin, İslamcı/seküler, gerici/ilerici, ulusalcı / Osmanlıcı vb.) tek geçerli politik mevzilenme olarak kitlelere dayatmış oldu. Ve yine CHP’yi ve kitlesini olası bir DEM Parti sempatisinden uzaklaştırarak bu sempatinin yerine, eski fay hattı üzerinden, politikasız bir Ak Parti karşıtlığına yöneltmiş oldu.
Ve yine bununla birlikte halkın elinden gündemini çalmış oldu. Bir gün önce tüm toplum Sırrı Süreyya Önder üzerinden, barışı, devrimcileri, sosyalistleri ve bunların ne kadar önemli olduğunu konuşurken, bir gün sonra saldırganın kriminal kişiliğini, nasıl saldırdığını, kimin saldırttığını (eksik ve yönlendirmeli olarak) vb. konuşmaya başladı.
Tüm televizyon kanalları, ağız birliği etmiş gibi Sırrı’dan ve cenazesinden değil bu konudan bahsedip, bu konuyu konuşmaya başladı. Yani bizden Sırrı’nın giderken bıraktığı iklimi, gündemi çalamasalar da toplumdan, halktan, işçilerden, emekçilerden, öğrencilerden, ezilenlerden, halklardan çakmak istiyorlar.
Sıırı’yı kaybettik…
Onu bizden çok çaldılar…
Geçmişte, işkencelerle, hapislerle çaldılar onu…
Bugün ise onun bizlere bıraktığı iklimi ört bas ederek bu iklimi tekrar, sosyalizme, devrime barışa karşı, ırkçı bir nefret diline çevirmek için çalmak istiyorlar.
Buna izin vermemek, halkların dostluğunu geliştirmek, devrimin ve sosyalizmin bu topraklarda tek kurtarıcı gerçek olduğunun altını çizmek için çaba harcamak da Sırrı Süreyya önderin bize bıraktığı bir ödev olarak, görevimiz olsun.
Güle güle Sırrı…
Bizi acıtsan da gidişinle yine bizlere bir şeyler kattın. Bu kattıklarının altını çizip, bunu yine gündem etmek de bizim sana borcumuz olsun.












