Sansürsüz Yazabilmek

HomeManşet Yazarlar

Sansürsüz Yazabilmek

Bir yerlerde yazabilmek, sansürsüz yazabilmek, anlaşılır olabilmek , okumak istenileni yazabilmek.
Gazetelerde yazı yazmak bizim ülkemiz Türkiye de zor, çünkü eski tarihlerden beri sansür var, gizli yada aşikar, gazetede yazabilmek için eğitim ve araştırmacı kimlik şart, alaylı dediğimiz muhabirlikten yetişen ,basın yayın eğitimi almamış kişiler çok değerli ve işlerinin üstadı gazeteciler, basın insanlarının yanında, aralarında yetiştiklerinden işin mutfağından yetiştiklerinden genel bilgileri, olaylara hakimiyetleri çok, hayat tecrübeleri çok fazla ve günümüzün yandaş medyası denilen yani hangi siyasi parti görevde ise onları destekleyenler ayrı bir grup dünyanın hangi ülkesi olursa olsun, iktidarı destekleyen yada karşı görüşte olanları destekleyen kişiler, kurumlar ve medya var, çünkü yalnız yazılı basın değil de, görsel basın da işin içinde.

Televizyonlar var, sosyal medya var, özel kanallar var, kişilerin kendi şahsi fikirlerini açıklayacakları mecra bol ancak her konunun akla estiği gibi yazılması zor, araştırmacı kişilik lazım, gerektiğinde bilgilerin deliller ile ortaya konması lazım, şahsi konularda yasan bizi ilgilendirmez diyen okurlar olur, gazetede yazılacak yazıların, sosyolojik, ekonomik, kültürel boyutlarını yazarken ya sıkı eğitim alınması gerekiyor, yada iyi bir araştırma sürecinden geçmek, derin bir bilgi birikimi, ve resimli belgeli ispatlı yazılar yazmak lazım, eğlendirici, sosyal hayata, genel kültüre ait yazıları abartan basın insanları da oldu, duayen basın insanlarından her türlü bilgiyi okuduğumuzda, hep kendini anlatan da oldu ki toplum uzun yıllardır hep kimin ne giydiği, hangi sinemada ne seyrettiği, daha sonra hayatımıza katılan sosyal medya ile de bu yazılarda konu edilen tiyatroya nereden nasıl gidileceği, filmi seyrederken yada kahvaltı ederken giydiği ceketi nereden aldığını soranlarda hep aramızda, eleştirmek isterseniz konu çok, ama bana ne, sormuş yazan düşünsün derseniz de hiç dert yok.

Köşe yazıları yazmayı da biraz esneterek, esprili ve sosyal hayat yazıları haline getirdiğimiz de gerçektir, peki ne zararı vardır. Sosyal medya için psikoloji eğitimi alanlar der ki, “Teşhirciler ve Röntgenciler” bir arada, kısmen doğrudur çünkü ilk zamanlar herke nerede ne yediğini, ne seyrettiğini, kimlerle görüştüğünü teşhir eder, bir kısım bizlerde de bakar, okur ve yorum yaparız, yani biz de röntgenciyiz, bir diğer şeklinde biz teşhir ederiz, diğerlerinin röntgenlediğini bilerek.
Psikoloji eğitimi almadığım için bilemem çünkü akademik olarak bilemem, akademik eğitim aldığım konuda diyebilirim ki, mesela sosyolojik olarak bana röntgenci denemez, çünkü hiç merak etmediğim çok insan ve konu vardır, sosyal medyada da, ister kibir deyin, ister diğer terimle daha hafifleştirilmiş kibir olan ego, her şeyle ilgilenmem ama başka çok ilgilendiğim konularda vardır, ne kitap okudumsa paylaşmak isterim, filmleri, tiyatro eserlerini, şehir içinde gördüğüm yerleri, yani benim yaşadığım yerlerde yaşamak isteyenlere özendirici gibi değil, uzakta olanlara imrendirmeden ama ya özleterek ya meraklandırarak bir şeyler paylaşmak istersem niye teşhirci olayım, toplumu rahatsız edecek şekilde vücudumu, çok intim olayları paylaşmıyorum ki, okuduğumuz okullar bile insanları üzmek yada ezmek gibi olmaması açısından dikkatli olduğum konudur yemeklerde öyle ama yemek eğitim aldığım hocaya da bak pizza yiyorum demiyorum ama şurada şu pizza bu kadar, tadı böyle demenin neresi teşhircilik, çok başarılı bir terziye yada dikiş dikme kabiliyeti olana bak bu dükkanda şu kumaşlar var nostaljik bir gezi yaptım senin de aklında bulunsun demenin büyük derin yaralar açacak kimseler olduğunu sanmıyorum.

Sosyal medyada üç aşağı beş yukarı hep kendi semtdaş, komşu, okuldaş, meslektaşlarımızla yazışıyoruz, bizi hiç tanımayan yada az tanıyanlara yazarken, yorum yaparken yada cevap verirken cümlelere dikkat edip emoji koyuyoruz.

Bunların hepsinde ben ve etrafımdakiler olmalı, çünkü konu benim fikrim, buna da kızılıyor ama gazete yazısı değil sosyal medya, peki gazete de insan niye yazar, konuyu bilgilendirmek için, peki bizde sansür var bilgim olsa ne olur, herkes hapisteki bir lideri, bir fenomeni, ya da şarkıcıyı ziyaret edip yazıyorsa bana ne kalır, ben olayın ve şahsın hangi boyutunu ele almalıyım.

Kendi hayatından yada çevresinden örnek verse biri ben hiç rahatsız olmam, insan yapamadığı şeyleri yapanı kıskanır normal histir ama yapmak isteyipte yapamadığına çeşitli hisler beslemek, tıp okumak isteyip hiç okuyamamış ve iktisat okumakla yetinmiş olmak hislerini belki kıskanmak, yada belki yaşamın ortalarında iyi ki okumamışım neticesine varmak, yada ah keşke ben de okuyabilseydim diyerek ama nefret duygularından uzak olarak takip etmek bunlar insana özgü hisler, ne açıdan incelerseniz inceleyin insanı ancak kendisi tedavi edebiliyor gibi, tedavi ağır ifade olursa iyileştirebiliyor gibi. Bunlar insanların genetik kumaşları, üzerine aile ve eğitimle işledikleri birazda kendi çabalarını aklını, vicdanını, empati yeteneğini katarak başardığı işlemelerdir. Ben yapamadım o yapmış bravo demekte insanın iyi bir karaktere sahip olduğunun göstergesidir.

Beğendiğini takip eder, beğenmediğini okumaz insan, yada çok beğendiği kişi o satırları yazdığı için acı çeker, özgürlüğünü kaybederse, okuyup beğenende üzülebilmeli, hatta üzüldüğünü gösterebilmeli, yazısını okuduğunuz acı çekerken hemcinsleri yada karşı cins kim okursa okusun gülmemeli, oh dememeli, eskiden basındaki hanımlar daha sade idi, şimdilerde sosyal medyada var, eğitimliyim, bilgiliyim ama kadın olarak da güzelim tarzı resimler paylaşanlarda çok, yani kimi kendini yazıyor, kimi resimleştiriyor, insanların acıları, keyifleri, çektikleri ve başarabildikleri benim hep ilgimi çeker bu yüzden otobiyografi tarzı kitaplar hep baş ucu kitaplarımdır, sosyal medyada böyledir, belki tam gerçek değildir resimler yada belirtilen mutluluk ifadeleri ama gerçekçilik esastır ve burada hep gerçek olandan bahsediyorum.
Bu yazıyı yazma sebebim, 13 Kasım Pazar günü, İstanbul’un kalbi Taksim`de Beyoğlu’nda altı vatandaşımızın hayatının kaybettiği çok sayıda vatandaşımızın belki de turistlerinde yaralandığı bir bomba patlatma olayı yaşadık, sosyal medya dahil internet yavaşlatıldı, daraltıldı, olay anından değil hiçbir konudan haber alamadık ta ki sabaha karşı fail yakalanıp basına açıklanan kadar, oysa çok şey merak etmiştik. Bizim ülkede yaslar kısa sürüyor artık, RTÜK yasak getirdi diyen haberci hanım, deprem haberine geçince kahkaha atarak anlattı, oysa sadece birkaç dakika fark var, basında yasak varsa, acılarımızı ifade etmede de mi var, göz yaşları ile haber sunulmaz ama gülmekte epey zor gelmeli insana, iç geçişler sosyolojik açıdan daha zor anlaşılıyor, psikolojik açıdan uzmanlarına bırakıyorum. Sonra örnek veriyoruz eskiyi duyulan özlemi anlatmak için “eskiden komşuda ölü varken, biz TV açmazdık” şimdi açıyoruz spiker de gülüyor.

Bu arada bir sosyal medya paylaşımı yapan akademisyen bir hocanın da bir paylaşımını bir başka basın insanı sosyal medya fenomeni paylaşmıştı cümleler şöyle yani hoca demiş ki ; “Bakkal, kasap, şarkıcı, makyöz, influencer, artist hepsi birden “terör uzmanı” kesilmiş, teknik yorumlar yapıyorlar. Kimse kimseye inanmıyor. Sosyal medya komplo teorisi ve yalan dolu. Bunca her şeyi bilen insanın bulunduğu bir ülkede yaşamak nasıl umut verici.”

Ben de hocaya şaşırdım ne üstten cümleler bunlar, insan kasap, bakkal, şarkıcı olunca zeki, bilgili, akıllı ve uzman olmasa da terör hakkında fikri olmuyor mu, olamıyor mu, uzman olmaya gerek var mı, doğduğumuzdan beri her film, her dizi, her gerçek olay terör bağlantılı, ayrıca sansür var, okuyoruz, seyrediyoruz ve bizden saklandıkça merak ediyoruz. Peki siz gazetelere yazı yazında biz size basın yayın eğitiminiz var mı diyor muyuz, ülkede eğitimi havacılık olmayan insanların yıllarca öyle yada böyle menşeinden öğrenmiş olsa da sen hiç uçakla uçma eğitimi aldın mı diyor muyuz, sosyolog olmak gerekmiyor, sosyoloji okuyunca olayları sosyolojik açıdan değerlendirebiliyoruz diyor muyuz. İç içeyiz ister basın ister sosyal medya, güzel yazabilen yazabilmeli okumayı seven okumalı.

Kendimizi sevmeyi, karşımızdaki insanları sevmeyi, iyi görmeyi, kabul etmeyi becerebilirsek, belki daha nazik, sansürsüz yazılarda yazabiliriz, yorumlarda yapabiliriz.
Olmakla ilgili her şey ama esas konu “OLMAK”.

guest
0 Yorum
Inline Feedbacks
View all comments