Sınıfı aşkın kimliklerle siyaset yapmanın biçim ve sınırları, Hüseyin Simsek

HomeWeltYazarlar

Sınıfı aşkın kimliklerle siyaset yapmanın biçim ve sınırları, Hüseyin Simsek

Toplumlardaki azınlıkları parsellemek, çitlerle etraflarını örmek, onları sosyal, sınıfsal, siyasal açıdan bağdaşabileceklerinden izole etmek; “ana iktidar” altında “yavru iktidar adacıkları” oluşturmaya götürür.

 

Viyana – Son iki yazımda olduğu gibi bu yazımda da aynı konuyu farklı açılardan irdelemeye, tartışmaya devam edeceğim. Böyle bir çaba içinde olmayı öncelikle, yaşanmış veya gerçekleştirilme aşamasında kalmış sosyalizm deneyimlerinden öğrenen, ama yeni bir toplumsal, siyasal ve ekonomik yapılanmayı işaret eden “demokratik komünal toplum” tezi, öngörüsü; yanısıra, halen devam etmekte olan ve en çok da Orta ve Uzak Doğu ile Kuzey Afrika coğrafyasındaki toplumları kana bulayan, dünyanın başına bela olmuş emperyal güçlerin “kültür/uygarlık savaşları” tasarısını besleyen, ayakta tutan dinî, ulusal, etnik boğazlaşmaların insanlığa, gezegenimize çıkardığı yeni faturalar dolayısıyla önemsiyor ve gerekli buluyorum.

 

Bir coğrafyadaki, bir devlet ya da toplumdaki farklı kimlik veya aidiyetlerin birarada, eşit, hak ve özgürlüklerine sahip bir şekilde yaşamak yerine, her bir kimliğin sadece kendi iktidarına yönelik bir mücadele yürütmesi; ezilen ulus, halk grubu, inanç topluluğu için verili statü veya sistemleri mumla aratan bir tuzağa dönüştürülebiliyor. Günümüzden buna sayısızca örnek sıralamak mümkün.

 

Türkler, Kürtler, Çerkezler, Araplar, Asuriler; Şiiler, Ortodokslar, Museviler, Hıristiyanlar, Ateistler, Deistler… Düşünün, çok farklı düzlemlerdeki kimlikler dolayısıyla homojen olmayan bir toplum, ama her bir kimlik “kendi iktidarına yönelik bir mücadele” içinde!

 

Kadınlar veya LGBT bireyler de kendi iktidarını kurmak için bir mücadele yürütmeli! Avrupa’daki bütün göçmenler gibi, Türkiye kökenliler de… Her biri illa ki hak, eşitlik ve özgürlük mücadelelerini, “kendi iktidarını kurma”ya endekslemeli; kendi partilerini kurmalı, strateji ve taktiklerini belirleyip iktidara yürümeli!

 

“Kendi iktidarınıza yönelik bir mücadele” içinde olmaklık için, ilgili toplumda çoğunluğu oluşturmak da gerekli görülmeyebiliyor. İki elin parmak sayısı kadar bir “azınlık”ın, dışındaki kimliklerle aynı eşit ve özgürlük ortamında yaşamasını öngören çoğulculuk dururken, her durumda iktidar olmaya yönelik bir mücadele yürütülmesi savunulabiliyor!

 

Hak, eşitlik ve özgürlük mücadeleleri birçok açıdan sorunlu, mevcut dünya sisteminin değirmenine su taşıyan bir işlev de görmekten muzdarip. Bir kimliğin derdi, ezilen değil de ezen, yönetilen değil de yöneten olmak şeklinde kaldığı sürece, bu handikapı çözmek mümkün değil. Bu handikap, özetle ifade etmek gerekirse, cümle sosyal, cinsel, kültürel, ulusal, etnik ve ekonomik eşitsizliklerin ebediyen sonlandırılması amacını kemirir durur.

 

Bir toplumda azınlıkta olma konumu dolayısıyla ezilen, baskı altında tutulan ulusal/etnik, dinî,  toplumsal cinsiyet topluluklarının siyaset yapma biçim ve sınırları farklı olmalıdır elbette. Örneğin, bir anlamda “alana yönelik bir siyaset” söz konusu olabilecektir. Hangi aidiyet adına olursa olsun, azınlıkta kalanlar, çoğunluğu oluşturanlarla eşit hak ve özgürlükler isteyeceklerdir. Siyaset yapma biçim ve sınırları buna ayarlıdır. Bunun, iktidara yönelik mücadeleyle ilişkisi ise çok önemlidir. Ezilen, baskı altında tutulan kimlik, hak ve özgürlüklerine nasıl bir iktidar altında kavuşacağına inanıyorsa, kendi mücadelesinin de o iktidarın kurumlaşmasına hizmet etmesini ister. Ki bu, onun isteği dışında, bir yere kadar objektif bir durum olarak da yaşanır.

 

Madem ki ister ezen, ister ezilen konumda olsun, her ulus farklı sınıf ve sosyal tabakalardan oluşur; madem ki ister muktedir olsun, ister baskı altında tutulsun her din, her dinî aidiyet, “ulus” olma halinden daha geniş bir kapsayıcılığa sahiptir ve aynı ulusun farklı sınıf ve sosyal tabakalarına ek olarak, farklı ulusları da içine alır; madem ki LGBT bireylik bütün uluslarda, bütün inançlarda, bütün sınıf ve sosyal tabakalarda rastlanan bir kimlik, iktidara yönelik mücadele konusunda buradan varılacak sonuçlardan biri şudur:

 

Bir yerde iktidar mücadelesi -ki temel aracı öncelikle siyasi partidir- yukarıda sıralanan (ulus, din, toplumsal cinsiyet) kimliklerinden birinin altında ve o kimliğe sahip bütün sınıf ve sosyal tabakalar tarafından sürdürülüyor, sürdürülmek isteniyorsa eğer, seferber olmuş sınıf ve sosyal tabakalardan bir bölümü bir noktadan, bir yerden sonrası için kandırılıyor demektir. Kendi ulusundan, kendi dininden geniş halk kitlelerini “öteki”, “dış güç” dediğine karşı ayaklandırıp, sonra da kendisi ezmek ve sömürmek isteyen cümle muktedirlerin tarih boyunca yapageldiği budur.

 

Parti, siyasal iktidarı hedefleyen bir örgütlenmedir. Tıpa tıp aynı olmasa da, her bir ayrıntıda çakışmasa da en azından benzer siyasî görüşleri paylaşan kişiler, bir ülkenin (devletin) yönetiminde söz sahibi olmak üzere kurarlar. Merkezden sola doğru, partileşmenin başlıca siyasî hatları ya da aktörleri şöyle sıralanmakta: Sosyal demokratlar, sosyalist veya komünistler, anarşistler. (Her bir hattın türevleri, sıralamakla bitmez.) Bu ‘sol’ hatlardan biri, ezilen bir etnik veya dinî toplumun sorununun çözümüne, dönemsel bir çerçevede öncelik ya da ağırlık verebilir.

 

Örneğin, Türkiye’deki bir dizi sosyalist ve komünist  hareketin, partinin ‘Kürt sorunu’ başta olmak üzere ezilen ulus, azınlık sorunlarına yaklaşımı böyledir. Ancak, ‘sol’da anılan o farklı hareketlerin, etnik/ulusal veya dinî/inançsal bir soruna, dönemsel bazda öncelik ya da ağırlık vermesi ile o sorunları nihai amaçları haline getirmeleri arasında büyük bir fark vardır ve bu fark çok önemlidir.

 

Sol’da anılan hareketlerin, ulusal veya dinî soruna ilgileri, o sorundan muzdarip toplumun/topluluğun hak ve özgürlükleri çiğnenen azınlık, mazlum ya da sömürge bir konumda tutulmasından dolayıdır. Ulusal veya dinî azınlıkların, hak ve özgürlük mücadelelerini destekler, omuz verir, hatta içinde yer alırlar. Onu, verdikleri iktidar mücadelesinin -daha çok müttefiklik temelinde- bir parçası görebilir, sayabilirler.

 

Ancak, ne adına layık bir sosyal demokrat, ne sosyalist, ne de komünist hareket; ulusal, dinî veya gender (toplumsal cinsiyet bazlı) bir azınlığı iktidara taşımak gibi bir amaç güder. Ama kendi kuracağı iktidar koşullarında o ulusal veya dinî azınlıkların temel hak ve özgürlüklerinin tanınacağını, teminat altına alınacağını dile getirir, deklere eder. Ertelemeci bir mantıkla yapmaz bunu, verili mücadele organizasyon ve ortamlarında hemen uygulamaya koyar.

 

Sosyal, sınıfsal, ekonomik, kültürel, inançsal temelde hal böyleyken; bir toplumda azınlık konumda olan bir aidiyet adına milliyet, din, cinsiyet tanımları ve perspektifleriyle partileşmek, iktidara yönelik mücadele yürüttüğünü vaazetmek, o her bir azınlığın iktidarına oynamaktan başka bir anlama gelmez.

 

Toplumlardaki azınlıkları parsellemek, çitlerle etraflarını örmek, onları sosyal, sınıfsal, siyasal açıdan bağdaşabileceklerinden izole etmek; “ana iktidar” altında “yavru iktidar adacıkları” oluşturmaya götürür. Ezilen kimlikler adına mücadele edenler, en alt kurumlarından en üst kurumlarına kadar, uyguladıkları kurumsal demokrasiyi, kurum içi hak ve özgürlükleri, eşitlik ve adalet mekanizmasını kantara vurduklarında bu durum çok daha açıkça görülür.

 

……………………………………………………………
www.huseyin-simsek.com
huseyin.simsek@gmx.at 

guest
0 Yorum
Inline Feedbacks
View all comments