Sabah saatlerinde evlerine düzenlenen polis operasyonlarıyla gözaltına alınan Soykan ve Ağırel, yurtdışı çıkış yasağı ve haftada üç gün imza şartıyla serbest bırakıldı. Gazeteciler, adliye çıkışında yaptıkları açıklamalarda basın özgürlüğüne yönelik baskılara dikkat çekti.
Soykan: “Bir gazetecinin evine baskın normalleştirilemez”
Gazeteci Timur Soykan, gözaltı sürecini şu sözlerle anlattı:
“Yasadışı bahisle ilişkilendirilen bir kişiyle yapılan röportajımız nedeniyle gözaltına alındık. O kişi şu anda tutuklu. Cezaevinden sunduğu mesnetsiz iddialarla hakkımızda suçlama yapıldı ve bu, ne yazık ki yargı tarafından dikkate alındı. Şikayetçinin söyledikleri çelişkilerle dolu, ama biz haber yaptığımız için sabah evimize baskın yapıldı.”
Soykan, “Gazetecilerin evlerinin basılmasına, röportaj nedeniyle tutuklamaya sevk edilmesine alışmamak gerek” diyerek, mesleklerini sürdürme iradesini şu sözlerle dile getirdi:
“Yasadışı ilişkileri haberleştirmeye devam edeceğiz. Biz hakikatin peşindeyiz, vazgeçmeyeceğiz.”
Ağırel: “Etik dışı teklifleri reddettik, suçlanan olduk”
Murat Ağırel ise sürecin baştan sona keyfi işlediğini savundu:
“İfade vermek için bayram öncesinde biz savcılıkla iletişime geçtik. ‘Acelesi yok’ denildi. Ardından sabah 06.00’da evimize baskın yapıldı. Hakkımda şikayetçi olan kişiyle bir görüşme gerçekleştirdim. Şeffaflık adına ses kaydıyla yapılan bir röportajdı. Röportajın içeriğinde tehdide dair en ufak bir unsur yok.”
Ağırel, kamuoyunu ilgilendiren ciddi bir suç ağına dikkat çektiklerini belirterek şöyle devam etti:
“Bu ülkede çocukları uyuşturucu ve yasadışı bahisle zehirleyen karanlık ilişkileri ifşa ettik. Yazdığımız her satırın arkasındayız. Uğur Mumcu’nun yolundan yürüyoruz. Geri adım atmak yok.”
Gazetecilik yargı tehdidi altında
Soykan ve Ağırel’in gözaltına alınmaları, Türkiye’de basın özgürlüğü tartışmalarını yeniden alevlendirdi. Hukukçular ve basın meslek örgütleri, soruşturmanın gazetecilik faaliyetiyle ilgili olmasının kaygı verici olduğunu belirtirken, iki gazetecinin röportaj yaptığı kişilerden gelen “beyanlarla” yargı süreci başlatılmasının basın üzerindeki baskıyı gösterdiğini savundu.












