Silopi’de bir Kürt annesi ismi Taybet Anaydı, kendi sokağında vurularak öldürüldü, cenazesinin kaldırılmasına yedi gün boyunca izin verilmedi.  İnsana uygulanan yasaklar, ağzı varsa da dili olmayan sokaklara da delicesine getirilmişti. Yasaklanmış bu sokak bir annenin kanına bulandı, yerde yatan cenazesine en acı şekilde ev sahipliği yaptı.

Günlerce ateş altındaki sokakta Taybet Ana silahların şakırtıları arasında hedef alınarak öldürülecek denli görünmezdi. O günün sabahına bir ölüye dönüşmek üzere uyandığından bihaber olan Taybet Ana, tetiğe keyifle basan birinin elleriyle belki de tek bir hamlesiyle dünyadan silindi. Daha öncesinden de birçok haksızlığa ve zulme şahitlik etmiş ve hendek günlerinde sesi soluğu kesilsin emredilmiş sokak, insan sanılan varlıktan en önce davrandı ve annenin cenazesini yedi gün boyunca koynunda sakladı.

Geceleri esen sakin rüzgâr, dans eden ateş böcekleri, yeni filizlenen ağaçlar, iyi hissettiren çiçekler, gündüzleri coşan güneş, tazelenen ve kavrulan toprak, ay ışığında ışıldayarak akan nehirler tüm her şey Taybet Ana’nın kaldırılmayan cenazesi önünde yedi gün yas tuttu, tabiat bile ara verdi mutluluğuna.  Oysa insan vahşi, sömürgen doğasını dinlemeyi tekrardan dinledi, ara vermeksizin sürdürdü zulmünü ve Taybet Ananın cenazesini sırf isyancıların gözünü korkutmak uğruna yedi gün boyunca sokak ortasında beklettirdi.

Silopi’de on bir çocuk annesi Taybet Ana’nın cansız bedeni kendi sokağında ibreti alem adına küllenmeye bırakıldı. Hiçbir utku, inanç ya da düşmanlık uğruna böylesi bir vahşiliği göstermek pahasına değilken, Silopi’de bir Kürt annesi paha biçilebilir bir kin ve düşmanlık uğruna katledildi.

Tek bir söz, tek bir buyrukla, öldürmeye bütün ruhuyla kendini vermiş olan yeşil giyimli insanlarca bir anne canice öldürüldü, cenazesi bir vitrin misali sokakta sergilendi.

Belki de bedeninde tanrıyı ağırlayacak, tanrıları orada dans ettirmeye yetecek denli bir kudrete sahip olan bir Kürt kadınının ruhunu bedeninden ayırdılar, tanrıların oradaki dansına son verdirdiler. Bir annenin o tahmin edilmesi zor olmayan güzel ruhunu, top mermisi gibi yusyuvarlak ve güçlü bedeninden ayırdılar.

Silopi’de evlerin, insanların üzerine sağanak gibi yağdırılan mermilerle can veren bir annenin ölüm şeklini görenlerin kalbi ta gökyüzüne kadar yükselecek denli tutuştu. Gözlerinden yaş boşalan herkes büyük bir fırtınaya tutulmuş gibiydi o güzel ruhun bedenden ayrılışına tanıklık ettiklerinde. Evrenin sonsuzluğunda dalga dalga yayılan ve yankısını Silopi’de duyuran zulüm kimi abada erdirdi ki bugüne dek?

Zulümle abada olunacağı sanılan bu topraklarda nice insanın can çekişine şahit olundu. Topların, tüfeklerin, bombaların hiç eksilmediği bu topraklar göğsünde kocaman bir delik taşır.  Cenazeleri anında ya da yedi gün sonra kaldırılmış katledilen tüm Kürt anneleri o delikte gömülür. Ölümü ve yaşamı bir arada yaşayan ve her ikisini birden her gün bir önceki günden daha emince bekleyen Kürt annelerini sahiplenmeye hazırdır toprakları, hiç birini vermez kimseye.

Taybet Ananın ruhunu bedenden sonsuzca ayıranlara “annemizi vermeyiz!” dedi ve demeyi de sürdürecek bu topraklar.

Hatice Özhan

 

 

guest
0 Yorum
Inline Feedbacks
View all comments
0
Would love your thoughts, please comment.x
()
x