64 yıl önce, 1961 yılında, basın çalışanlarına haklar tanıyan 212 Sayılı Basın İş Kanunu’nun yasalaşması için dönemin dokuz gazete patronu, üç gün gazete çıkarmama kararı aldı. Ancak o dönemde örgütlü bir şekilde mücadele eden gazeteciler, patronlara rağmen bu yasanın 10 Ocak 1961’de onaylanmasını sağladı. Yasa onaylandıktan bir yıl sonra 10 Ocak, Çalışan Gazeteciler Bayramı olarak kutlandı. Ancak 1971 darbesinden sonra bu tarih, Çalışan Gazeteciler Günü olarak anılmaya başlandı.
Günümüzde basın yayın sektöründeki artan işsizlik nedeniyle, 10 Ocak artık bir kutlama günü değil, bir mücadele günü haline geldi. Meslek büyüklerinin 1961 yılı ruhuyla verdiği mücadelenin benzeri, günümüz şartlarında da yeniden ortaya çıkıyor.
Dönemin dokuz gazete patronuna “Daima halkın hizmetindeyiz” sözüyle karşı çıkan meslek büyüklerinin izlediği mücadele yolu, bugün bizim de izleyeceğimiz yoldur. TGS, işsizlik nedeniyle uzun yıllar 10 Ocak’ı bir kutlama değil, mücadele günü olarak benimsemiştir.
Ancak günümüzde, işsizlik sorununa ek olarak, onur kırıcı ücret ve çalışma politikaları da önemli bir sorun teşkil ediyor. Asgari ücret, gazeteciler için ortalama ücret haline gelmiş durumda. Yerel medya kuruluşlarında, asgari ücretin bile altında maaşlarla çalışan meslektaşlar olduğu biliniyor. Gazeteciler, her gün yaptıkları yoksulluk haberlerinin öznesi haline geliyor.
Sendikal örgütlenmenin önündeki engeller, meslektaşları güvencesiz ve düşük ücretlerle çalışmaya zorlamakta. Bunun sonucunda gazeteciler, açlık sınırında yaşamakta ve işten çıkarılma korkusuyla baş başa kalmaktadır. Yoksulluk ve umutsuzluk da sektörden kopuşu ve haber kalitesinde düşüşü beraberinde getirmektedir.
Dolu haberin, boş bir cüzdanla yapılamayacağı gerçeği göz önünde bulundurulmalıdır. Gazeteci yoksulluğunun artması, demokrasi yoksulluğuyla doğrudan ilişkilidir. Gazeteci yoksullaşırsa, demokrasi de yoksullaşır.







