Türkiye: Hapisteki Muhalifleri Serbest Bırakın, Seçim Sonuçlarına Saygı Duyun

HomeDünya

Türkiye: Hapisteki Muhalifleri Serbest Bırakın, Seçim Sonuçlarına Saygı Duyun

Erdoğan Cumhurbaşkanlığı, Muhalifleri Susturuyor, Seçilmiş Yöneticileri Görevden Alıyor

 

(İstanbul) – İnsan Hakları İzleme Örgütü, 2020 Dünya Raporunda, gazetecilerin, insan hakları savunucularının ve siyasetçilerin uzun ve keyfi tutukluluklarının, Türkiye’nin insan haklarına ve hukukun üstünlüğüne saygı duyan bir ülke olduğu yönündeki iddiasına leke sürdüğünü belirtti.

Türkiye makamları, 2019 yılında, 31 Mart’taki Büyükşehir Belediye Seçimlerinin İstanbul sonuçlarını tersine çevirmeye teşebbüs ettiler, ama başaramadılar. Hükümetin adayı seçimleri kaybetti ama özellikle Kürt nüfusunun yoğun olarak yaşadığı Güneydoğu Anadolu bölgesindeki başka bir muhalefet partisinden seçilmiş belediye başkanlarının görevden alınmaları ve tutuklanmalarıyla, seçim sonuçları iptal edilmeye devam etti. Türkiye, ayrıca barışçıl protesto gösterisi yapma ve toplanma özgürlüğü haklarını ihlal etti, LGBT ve diğer grupların toplantılarını keyfi olarak yasakladı, insanları zorla kaybetti ve polis gözetimi altında yaşandığı iddia edilen işkence ve kötü muamele vakalarını araştırmadı.

İnsan Hakları İzleme Örgütü Avrupa ve Orta Asya Direktörü Hugh Williamson, “Hükümetin, kendisini eleştirenleri hapiste tutması ve muhalefet partilerinin adaylarının kazandığı seçim sonuçlarını iptal etmesi, Erdoğan Cumhurbaşkanlığı’nın Türkiye’de insan hakları ve demokrasiyi zedelemek yönünde ne kadar ileri gidebileceğini gösteriyor,” şeklinde konuştu. Williamson, “Türkiye, toplumsal muhalefeti susturmakla kalmadı, Kürt seçmenleri, bir kez daha seçtikleri temsilcilerinden mahrum bıraktı,” dedi.

İnsan Hakları İzleme Örgütü bu yıl 30.’su yayınlanan 652 sayfalık 2020 Dünya Raporunda, 100’e yakın ülkedeki insan hakları uygulamalarını gözden geçiriyor. Genel Direktör Kenneth Roth, rapor için kaleme aldığı sunuş yazısında, iktidarının sürekliliğini baskıcı politikalara borçlu olan Çin hükümetinin, küresel insan hakları sistemine on yıllardır yapılmış en yoğun saldırıyı gerçekleştirdiğini belirtiyor. Roth, Pekin’in attığı adımların otokratik popülistleri küresel çapta cesaretlendirmekle kalmadığını, onlardan destek de bulduğunu, bu sırada Çinli yetkililerin, başka hükümetlerin yöneltebilecekleri eleştirileri caydırmak amacıyla ekonomik nüfuzlarını kullandıklarını tespit ediyor. İnsan Hakları alanında on yıllardır kaydedilmiş ilerlemeyi ve geleceğimizi tehdit eden bu saldırıya direnmek, büyük bir aciliyet taşıyor.

Türkiye’nin Cumhurbaşkanlığı, 31 Mart 2019 tarihinde yapılan ve muhalefet adayı Ekrem İmamoğlu’nun kazandığı İstanbul Büyükşehir Belediye başkanlığı seçimlerini tartışmalı bir zorlamayla tekrarlattı. Güneydoğu’da yetkililer, Halkların Demokratik Partisi’nden seçilmiş 32 belediye başkanını görevden aldı ve bunların 23‘ü terör örgütüyle bağlantılı olmak suçlamasıyla halen tutuklu bulunuyorlar.

Uzun süredir keyfi olarak  tutuklu olan muhalifler arasında bir insan hakları savunucusu olan Osman Kavala, bir yazar olan Ahmet Altan, Diyarbakır’ın seçilmiş belediye başkanı Adnan Selçuk Mızraklı ve Halkların Demokratik Partisi eski eş başkanları Selahattin Demirtaş ve Figen Yüksekdağ bulunuyorlar.

Hükümete muhalif binlerce kişi, Terörle Mücadele Yasası kapsamındaki suçlamalarla, ikna edici olmayan kanıtlara dayanan iddianameler ve adil olmayan usullerle yargılandı; bu yargılamalar,Ccumhurbaşkanlığı’nın, ülkede meşru muhalif görüşlere ve siyasi örgütlenme özgürlüğüne tahammülsüzlüğünü gösteren mesnetsiz mahkumiyet kararlarıyla sonuçlandı. Fehullah Gülen hareketinin destekçisi olarak yaftalanan veya Kürdistan İşçi Partisi (PKK) ile ilişkili olmakla suçlanan binlerce sıradan insanın özgürlükleri, suç sayılabilecek herhangi bir faaliyete karışmış olduklarını gösteren ikna edici kanıtlar olmaksızın tahdit edildi.

Türkiye, diğer ülkelerden gelen sığınmacılara ilaveten, ülkede bulunan 3.7 milyon Suriyeli mülteciyle, dünyada en çok mülteciye ev sahipliği yapan ülke olmayı sürdürüyor. Türkiye, 2019 yılında bu konudaki politikasını tersine çevirdi ve yaptığı sınır dışı uygulamaları ve siyasi açıklamalarla, Suriyeli mültecilerin, Ekim ayında düzenlenen askeri harekatın ardından Türk güçleri ve onların uzantıları tarafından işgal edilen Suriye’nin  kuzeyindeki bölgelere yerleştirilmeleri gerektiği yönünde, artan sayıda mesajlar verdi.

Söz konusu bölgeleri kontrol eden Türkiye’nin desteklediği devlet dışı silahlı gruplar, aralarında siyasi aktivistlerin ve ilk yardım çalışanlarının da bulunduğu Kürt sivillerin yargısız infazı ve zorla kaybedilmesinin yanı sıra, yağmacılık, özel mülkün hukuksuz olarak müsadere edilmesi ve Suriyeli Kürtlerin evlerine ve mülklerine geri dönmelerinin keyfi olarak engellenmesi gibi hak ihlallerine imza attılar.

Williamson, “Türkiye’nin Cumhurbaşkanlığı, hükümeti eleştiren muhaliflerin tahliye edilmesini ve seçim sonuçlarına saygı gösterilmesini sağlayana dek, ülkede hukukun üstünlüğüne ve demokrasiye geri dönmek mümkün olmayacaktır,” dedi.

 

guest
0 Yorum
Inline Feedbacks
View all comments