İki taraf da biliyor zarları kimin attığını, zembereği kimin kurduğunu. Halklara polim yapmaya* hiç gerek yok. Ortadoğu sahnesinde kimin oyunu yazdığı ve kimlere rol verildiği belli. Ama kimileri var olmak için halklara yalan söylemeye devam etmeli ki foyaları ortaya çıkmasın! Ortadoğu’da yalancının mumunun sönmesi yatsıyı geçer genellikle!
Lozan lafını yirmi küsur yıldır çokça duyardık da, bu süreçte tekrar sakız oldu herkesin ağzına. İki tarafın da zülfiyârına dokunduğu bir yanı var demek ki Lozan’ın. Lozan’ın ülke için önemi; tarihsel olarak Türk Milleti’nin egemenliğini, sınırlarını tüm dünyaya kabul ettirmiş olmasıdır. Elbette ki bu kabul ettiriş Kurtuluş mücadelesi ile elde edildi.
Fakat, herkes Lozan’ı bu tarihsel gerçekliğiyle değerlendirip benimsemiyor. Genel olarak Kürtler, Lozan’ı kendilerini, İslamcılar da İslam’ı yok eden bir anlaşma, olarak görüyorlar. Kalp kalbe karşı bir durumla karşı karşıyayız bu noktada. Dertleri, hedefleri ortak olanlar omuzdaş olur, hatta bu yolda ittifak bile yapabilirler. İş buraya dayanınca taraflar birbirlerine ikiz kardeş yakınlığı duyabilirler doğal olarak. Kazan kazan, en kârlı yöntem.
Bir taşla iki kuş vurmak mümkünse ne güzel! Körün istediği bir göz Allah verdi iki göz! Bir taşla hem paranteze alınan Cumhuriyet iptâl, hem de yapılacak dayanışmayla hep iktidar, hep iktidar! İçeride Türk-Kürt İslam Sentezi, dışarıda (Kuzey Suriye’de) Kürt devletinin temelinin atılması…
Ortadoğu’da temel atmak da zordur. Çünkü zemin riskli ve sağlam değildir. Bu nedenle temel atılırken ileri teknoloji kullanmak gereklidir ki ileride o temel çökmesin ve dahası da o temele güvenip de üzerine çıkılacak katlar sonra yıkılmasın.
Bu temel meselesinde 1970’leri hatırlıyorum. Milliyetçi Cephe(MC) ortağı rahmetli Necmettin Erbakan, o meşhur Ağır Sanayi Hamlesi çerçevesinde Anadolu’nun çeşitli yerlerinde fabrika temeli atardı. Fakat bir süre sonra CHP’li bazı parlamenterler Hoca’nın attığı o temelleri söküp otomobilin bagajında Meclis’in önüne getirip, devlet kayıtlarında bile bu temelin bulunmadığını yaptıkları basın toplantılarında belirtirlerdi. Bu garip durum devam eder ve temeli söküp getiren parlamenter hakkında daha sonra temel çalma suçundan dava açılırdı…
***
Zarların kimin tarafından atıldığını bilen taraflar emperyal emirin her demiri keseceğini de biliyorlar. Ama yine de zaman zaman topu taca atmaktan geri durmuyorlar. Oysa iki taraf, geç de olsa deseler ki; bizler yüz yıllarca aynı bağın bağbanıyız, birbirimize artık lolo yapmasak da bu topraklarda halklarımızın insanca yaşamalarının bir yolunu bulsak… Bu cümleyi eyleme geçirmek aslında o kadar zor değil de tarafların hesabı başka. Bir taraf hâlâ hepsi benim olsun, diğer taraf da küçük de olsa benim olsun, derdinde. Niyetler bu olunca gelsin polimler! Kimi ipe un serer, kimi azgelişmişlik, emperyalizm gibi dertleri düşünmez ve ikisi de o kaybetsin ben kazanayım, tilkiliğine soyunur.
Bir taraf çıkar; Türk-Kürt kardeştir… der, diğeri çıkar; Ulusların Kaderlerini Tayin Hakkı der ve Lenin’in kemikleri sızlar. Lenin, 1914’te Ulusların Kaderlerini Tayin Hakkı’nı yazdığında UKTH’nı savunmak için her yol mubah demiş gibi oportünizmin, pragmatizmin dibine vurup emperyalizmden rol kapın mı dedi? Şimdi bu soruyu sorandan kötüsü yok!
Bu zaaflar her iki kesim taraftarlarınca bilinebilecek durumlar. Bilseler de, sahnedekileri izliyor halklar. Bu sırada iş, halk âşıklarının ayak atışmaları şekline bürünür. Bu atışmalarda iki âşığa ayak verilir ve âşıklar karşılıklı bu ayak çerçevesinde irticalen atışırlar. Bugünlerde birinci ayak: Türk- Kürt kardeştir, ikinci ayak: Ulusların Kaderlerini Tayin Hakkı.
***
Bu sahnede sergilenen oyunun ve atışmanın finalinde ne olacağını hep beraber göreceğiz. Her şeye rağmen hayra yormak bizlerin güzel günlere olan inancımızdan. Ayrıca bu sürecin Türkiye sosyalist hareketi için hayırlara vesile olacağı biliniyor. Çünkü Türkiye sosyalist hareketinin 12 Eylül 1980’de girdiği ölümcül kış uykusundan uyanıp, eskiden olduğu gibi bağımsız hattını yaratabilmesi ihtimali beliriyor.
Tarihte her zaman görülmüştür ki; her etkinin bir tepkisi olduğu gibi, her tepkinin de mutlaka bir etkisi vardır. Bugün kazandığını zanneden, yarın uğrayacağı kayıpların hesabını tutamaz hâle gelebilir. Tarihin cilvesi, biraz da böyledir. Gelecek seçimi değil; gelecek nesilleri ve belki de yüz yıl sonrasını düşünmek gerekir. Lozan’ın ömrünü belirleyecek olan mücadeledir.
*Polim yapmak: Argoda rol, hile, artistlik yapmak anlamlarında kullanılır.













“Geçmişi tanrı bile değiştiremez ama tarihçi için sorun değildir. Hele ki alternatif tarihçi için hiç sorun değildir” demişti Seyfi Öngider…
Tarihçi için böyledir de tarih için birinci cümle geçerlidir; Tarih hiç kimsenin kendi keyfine göre eğip bükebileceği bir olgu değildir!
“Tarihte bir şey nasıl olmuşsa başka türlü olamayacağı için öyle olmuştur!”
Bugün bir şey nasıl oluyorsa başka türlü olamayacağı için öyle oluyordur! Ancak yarın;
Yarın
Tarihte nasıl olmuşsa aynen öyle olacaktır!
Tarihi eğip bükmeye çalışanlar kendilerini tarihin çöplüğünde bile bulamayacaklardır!