Memet Sönmez
Ufuk Bektaş Karakaya ‘nın güzel hatırasına…
Sevgili dostlar, şu gülen yüze bakın! Bir insan bu kadar güzel gülebilir mi? Bize gülüyor, size gülüyor, insanlığa gülüyor. Hayvanlara, ağaçlara gülüyor… Ona bakanların yüzünde meltem rüzgarları, içlerinde alfa duyguları estiriyor.

Bir insan Bu kadar çok sevilir mi? Bu kadar övgüyü, sözü, şiiri hak eder mi? Üstelik direnmişliğinden bahsedilen, yazarlığından söz edilen, belgesel çalışmalarıyla geçmişine sahip çıkan, dostlarına vefada kusur etmeyen… Daha ne anlatabilirim? Naif olduğundan sıkça söz edilir mesela. Güler yüzlüdür. Gülmeyen bir hali, bir fotoğrafı yok gibidir. Yakışıklıdır da…. Uzun yıllar mahpus yatmıştır. Gözaltında adım Ahmet, demiştir mesela. Ahmet değildir aslında. Polis başa çıkamamıştır. Uzun süren işkence dolu sorgusunun ardından savcılığa sevk etmiştir. Savcıda işkence yoktur. Doğru adını söylemiştir. Tutuklanıp mahpus damına koyulduğunda polis, tekrar sorguya geri çağırmıştı. Gene işkence görmüştür. Gene direnir. Polis diretir senin adın Ufuk … der. Hayır der. Benim adım Ahmet. Polis de, kendisine de elbette gerçeği bilirler. İfade vermez koğuşuna geri döner. Arkadaşları arasında bu tavrı saygı, şaşkınlıkla karşılanır. Adı, ifadesi kulaktan kulağa yayılır, koğuş duvarlarını deler, öteki, öteki koğuşlarda yayılır ve öteki cezaevlerine sıçrar. İşkencede ki direnişi ve kendine has üslubu ile direnişi bulaştırır. O, artık bilinir, tanınır. Çünkü o farklıdır. Düşen koğuşlarda o, kara bir çarşaf üzerinde kırmızı, sarı, orak çekiçli bayrak olmuştur… Oturması, kalkması, konuşması dikkat çeker. Yapıcıdır, böbürlenmez. Kimseyi ezmez ‘direnemedi’ diye. Onlara moral verir. Direniş yolunu gösterir naif üslubuyla. Arkadaşlarının hayranlıklarını kazanır. Onun ismi, direniş efsaneleri arasında geçen Fatih Öktülmüş’ ün yanına yazılır. Fatih Öktülmüş, gerçek bir komünisttir. Ya da komünistlik yolunda bir hayli yol almış çok az sayıda devrimcilerde biridir. Onun da adı çoktan, İbrahim Kaypakkaya’ ların, Niyazi Aydınlar’ın, Sadık Süleyman Öge’lerin.. yanına yazılır.
Şimdi ben kimden bahsediyorum? En az bu isimler kadar değerli, yada bu isimlere anılan, onların yaşamlarına öykünen, ve de bunu başaran evet, Ufuk Bektaş Karakaya’ dan başkası değildir.

Ufuğu hiç tanımadım. Ne ilginç değil mi? Bu kadar kıymetli birini tanıyamamak bir tezatlık gibi görülebilir. Aslında değildir. Ufuk sadece popüler değildir ve öğrendiğim kadar popülerlikten hep kaçmıştır. Dolayısıyla adını da bilmiyordum, üzgünüm. Ama denize bırakılmış elma sandığı gibi beraber aynı hırçın sularda yol almışız. Karanlık eylül aylarının fırtınalı dalgalarına, pis esen rüzgarlarına yelken açmışız. Ben geminin güvertesinde miçoluk yaparken, o tayfalık yapıyordu sancak tarafından.
Farkında olmamışız birbirimizin. Bu ya benim, yaptığımız açlık grevlerinde ölen beyin hücrelerim yada bu nedenle hafıza zayıflığı kaynaklıdır, belki… Ama aynı havayı, aynı korkuyu, aynı heyecanı, dayanışmayı paylaştığımız mahpus damının içindeydik onunla. Ben Metris ‘in B 2 tecrit koğuşunda, o Metris ‘in B1 tecrit koğuşunda, yan yanayız yani. Aramızda bir kirpet duvar. Kıç falakasının acısına, sabah akşam sayım operasyonlarının bekleyişine karışmış zamanlarımız. İkimizde aynı nedenlerle açlığa yatmışız. O, Metris te ben Sağmalcılar hücrede. İkimizin de açlığa yatmışız ağzında boş bağırsak kokusu, midelerimizi kemiren fare, hayallerinde sulu yemekler ve soğanlı yahniler ile… .
Direnirken tek tip elbiseye ve de insanca yaşamak için öldüremediğimiz açlık duygusu aklımızda. Aynı, havalandırmada, aynı karavanaya kaşık sallamışız…. Ama ben bu güzel insanı hatırlayamadım, Görmek, konuşmak şansına sahip olamadım. Ta ki onun sevenlerini yasa boğan acı dolu haberi sosyal medyada paylaşılan dek…
Bu üzücü haberi öğrenen, tanıyan, tanımayan insanlar üzüntülerini belirtmiş, yakınlarının acısını paylaşmıştı. Hala da paylaşılmaya devam ediliyor, onunla ilgili söyleşiler, anma toplantıları düzenleniyor. Böyle bir davete beni de davet ettiler. Sevgili Erdal Boyoğlu konuşma yapmamı istedi. Onu tanımayı, onun için konuşma yapmayı çok isterdim. Ama onu daha çok onu tanıyanlar söz hakkını almak istemedim.

Tek tek konuşmacılara söz verildi. Duygu dolu anlar yaşandı. Anılar tazeledi. Şiirler okundu. Slayt gösterilerle sevgili Ufuk Bektaş Karakaya ‘nın gülen yüzü, söyleşileri, dostlarıyla fotoğrafları paylaşıldı. Ve ben anladım ki Ufuk Bektaş Karakaya’ yı çok iyi tanıyormuşum.
Sevgili Ufuk, hani Ölüm Bize Göre Değildi? ” hoşça kalın” Arkadaşlar!











