Bıçaktan kopan o karanfil

HomeManşet Haberler

Bıçaktan kopan o karanfil

Mazlum Çetinkaya

2015 yılında aramızdan ayrılan Devrimci Ali diye bildiğimiz Ali Uçar’ın anısına…
Darên avê dibêjin / Ağaçlar suya anlatıyor

Soluk bir adres gibiydi yüzü, duvarın önünde şubatın ilk güneşine yüzünü tutmuşlardı, gideceği yeri bilmeden, duvarın dibindeki o yatağından sökülmemiş kaya parçasına gözlerini dikmişti, ne düşünüyordu, bilmiyorum!
Aşka, ölüme, zamana işlemişlerdi sanki yüzünü onun.
Eski bir konağın avlusundaki grevcinin elinden tutup gelmiştim, ilk halayımızdı orada kalanlar, ilk pankart tutuşumuzdu ve ilk gazete yazımdı işçilere okuduğum…
Henüz balkonlar bu kadar yaslı değildi bu kentte, durmadan bayrak dikişliyordu işçiler, kendi yoksulluklarının üstünü örtecek bayraklar…
Ve elinin dizdiği o mektupları yazarken şimdi, yeni mektuplara kalem uzatmak, en yakın kâğıttaki sözü yaşam ile sınamak boynunun en ince detayına bakıp sevdiğinin…
O da öyle demişti, sevdiklerimin sevinciydi Devrimci Ali.


Mektup yazmayı en çok sevdiğim bu kentteyim, ona uğradım, onu en son tanıdığım o yere, o yoksul eve, yükselen binaların arasında kalan anılarımız boğulmuş gibi, Beydağı’nın en tepe yerindeydi, yarısını anadilimde geri kalan yarısını da Türkçe anlattığım o gazetenin kopmuş sayfaları arasında kalan hatıralarımın gençliğini düşünüyorum.
O konağın arkasındaki grevde tanımıştım senin yoksulluk dolu kızlarını, birlikte tırmanmıştık Beydağı’nı, yetmiş sonundaki anılarını dinlemiştik, emeğin birliği derken gözlerinin ışıltısı, ve geriye kalanların yanan dönen halleri gözlerinde umutsuzluk oluyor baktığın kayanın üzerinde.
Dışarıdaki yalnızlık o kadar ağır ki, bu satırların hatırlattıkları, tutkusu, türküsü, şiiri ve direnci olmasaydı diyorum içimden. Hiçbir uzaklık bir gerekçe değil, biliyorum, yakınımda olsaydı belki ona da anlatırdım her şeyi… Uzaklığıma, o yaşamak sevinci uzaklığıma.
O gün çocuklarının incecik yüzlerine bakıp yoksulluğu anlatışını ama direncinden ve inancından kopmadan anlatışını hatırladım.
Oğluna “kimin oğlusun sen” diye sorduklarında, Devrimci Ali, demesini, sesindeki o telaşı ve heyecanı hatırladım.
O konaktan dünyaya bakıyorum, o yoksulluk konağından, o eski bir hasretin konağından doğru, dünyaya…
Deftere sığmaz acıların, yoksulluğun içinde yine yurdumuz.
Koştuk hep yokuş yukarı, koştuk, kimsenin elini bırakmadan, sıkı sıkı tutup hayatı ve inancı…
O araca dikkat et, o adama dikkat et, demiştin o gün, unutamam hiç, senin gittiğin gün buradan, o sözleri hatırladım.
Serin bir Doğanşehir günüydü, kravattan başkanların da olduğu seni uğurlayacağımız o gün anlattığın hatıralarını gözlerimin önüne getirdim, o an bir güz yaşı oldum kendime. O yıllar önceki bir sorgucu’nun ağzındaki pis koku ve senin direncin, susman, susman, susman…
Başucundaydık, birileri yarın seni nasıl anlatırım köşemde diye içinden hesaplar yaparken, mezar taşına sahte dokunuşlar, içten olmayan dokunuşlar ve hiddet dolu sahte konuşmalar ve üç saat sonra unutulacak olan acılar!
Sendin aslında buradaki başkan, sendin o sessizce direnen, çocuklarına yoksulluktan ve onurdan elbiseler diken, anıları olan, anlatacakları olan…


Ve sendin o matarada kalan son damla inanç, cennet ve cehennem arasındaki o aşk, sendin.
Senin de en güzel düşlerin içinde kaldı, biliyorum.
Hatıramda duran o güzel yüzünü, anılarını bir gün sulara anlatacak ağaçlar, ağaçlar kuşlara…
Geçiyoruz mezar taşlarının arasından, Elmas kardeşlerin anılarını düşünerek bir kahvehanenin önünde kendiliğinden bekleyen küçük bir kalabalık, hepsi ellerine acıdan bir karanfil almıştı. Tanımadığım biri, kırmızı mı kırmızı, sanki bir başka kırmızıda büyümüş bir karanfili uzatıyor ellerime, devrimin acısıyla büyümüş bir karanfili.
İşte bir bıçaktan kopardıkları o karanfilin adını o gün Devrimci Ali koydum.
Başım önde, gözlerim toprakla konuşuyor; ne güzeldi o gece sen karanlığa gülümsemiştin.

 

 

guest
0 Yorum
Inline Feedbacks
View all comments