Bir yanda Ankara’dan Kültür Bakanlığı bünyesinde faaliyet gösteren Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı, bir yanda İstanbul’da İBB.’nin Alevi Masası… Karşılarında ise onların önünde el pençe divan duran, önlerini ilikleyen ve pazarlık gücümüzü nasıl arttırırız, diyen sözde kurnaz bazı zavallı kurum başkanları… Alınıp satılan bizim bin yıllık tarihimiz, köklerimiz, özümüz… Kendi dar kafalarınca bizi bit pazarında bizi bize pazarlatan ise siyaset…
Benim kökleşmiş sorunlarımı çözmeyen, çözemeyen, çözemeyecek makyajlı, türlü vaatler ve yalanlarla donanmış, suratı belli olmayan başlarında iki hokkabazın olduğu bir garip yapılar… Gerçi kişiler önemli değil, biri gelir, biri gider… Bu düzen böyle olunca, bu toplumun gerçek toplum önderleri Hakk – Muhammed – Ali / Yol Aşkına yumruğu masaya vurmayınca değişen bir şey olmaz.
Beş altı yıldır yürürlüğe konulan bu ucube sistemden kimler ne kazandı belki buna bakarak da bir sonuca varabiliriz.
Son kırk yıldır Alevi – Bektaşi örgütlülüğü iyi kötü kendi ayakları üzerinde, iç dinamiklerle bazı güzel tartışmalarla da bir yol alırken, çıkar gelip baş köşeye oturunca, kurumlarda bir otokrasi hakim olup eleştiri kültürü yok edilince, yönetimde ve idarede kadınlar “Bacımız, anamız olan kadınlar… Siz kadın kollarında çay içmeye devam edin, ama yönetime karışmayın” denilince; gençlere, “Siz sazlarınızı çalın, ihtiyaç olunca halı, kilim taşımaya yardım edersiniz” denilince; bilim insanlarına, “Bizler sıkışınca bir iki panel için bir lütuf olarak sizleri çağırırız ama sizler de bize akıl vermeyin” denilince bu günlere geldik. Tabandan kopan, kendi bir avuç insanın güdümünde kalan kurumların bu sonuçlara katlanmaları kaçınılmazdı.
Şimdi siyasi iktidarın her alana el atıp kendi benzerini yaratması gibi, bin yıllık asimilasyoncu devlet geleneğinin “kültür” adı altında bizleri pazarlaması sonucunda diyar diyar cemevlerini gezip kurumların iç işlerine karışan, dedeleri maaş vadiyle kandıran, kendine itaat etmeyenleri “kayyum” sopası gösterip korkutan bir ucube sistem ortaya çıktı. Kıyıda köşede ne kadar vasıfsız, lafazan, boş gezenin boş kalfası misali hemen hiçbir özellikleri olmayan payanda kümeler, onları yönlendiren Türk – İslam sentezine bulaşmış, Alevilerin ansiklopedisini yazacak bir sürü ilahiyatçı, muhafazakâr akademisyen isimli akıl hocaları…
Bu tarafa bakıyorsunuz; İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin Alevi Masası denilen yapıda tarihçi, sosyolog, antropolog hiçbir bir bilim insanın danışmanlığına ihtiyaç duymayan, bu alanda yetişmiş insanları dışlayan, işine gelince her şeyi bilen, işine gelmeyince o bizim yetkimizde değil, diyen laubali, ciddiyetten uzak bir yapay oluşum…
İşsiz güçsüz bir sürü zevatı yanına alan, ilkesi olmayan, hedefi olmayan, tam anlamıyla hangi Alevi kurumunun doğrudan sözünün geçtiği de belli olmayan, turnosal kâğıdı gibi, her kurumda başka bir dilden öten bu Alevi bülbüllerinin bugüne kadar çözdükleri hiçbir Alevilik – Bektaşilik sorunu yok…
Her ikisi de diyar diyar gezip cemevlerinin; tamirat, halı, kilim, muharrem erzağı, bazı personel istihdamı, çatı katı onarımı, sosyal etkinlik adı altında kendi yandaş sanatçılarını var ettikleri, ceplerini doldurdukları yamalı bohçalar…
Ama çok ciddi bir şekilde soran yok, sorgulayan yok…
Bir gece yarısı Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle kurulan Ankara’daki, İBB. bünyesindeki oluşumlar tam anlamıyla ne olduklarını, kim olduklarını, neye hizmet ettiklerini bizlere anlatabildiler mi?
Her iki kurum da şimdi faaliyetlerine yine hız verdiler. Kurum kurum geziyorlar, güya kendi yaptıklarını, yapacaklarını anlatıyorlar. Akıllarının ermediği, güçlerinin yetmediği konularda “o bizim sınırımızı aşıyor” deyip sorumluluktan kaçan bu iki yapının da Alevi – Bektaşi toplumunun sorunlarını gerçekten çözmeleri mümkün mü?
Bu tümüyle Alevi – Bektaşi toplumunu oyalamak manevrası değil mi?
Alevi – Bektaşi toplumu bugüne kadar her şeye rağmen, tüm engellemelere rağmen, haklarını alma konusunda bir irade ortaya koymuşken, bundan geri adım atarak, kendilerine dayatılanla yetinmek zorundalar mı?
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, Türkiye’yi Aleviler konusunda mahkum ettirmişken, bunun sonuçlarını bile alamayan bir anlayış, teslimiyetçi bir anlayış değil midir?
Alevisiyle, Sünnisiyle tümüyle halkın özverili çalışmalarıyla kurulan cemevlerinin ihtiyaçlarını ve sorunlarını bugüne kadar çözen kurumların iki çuval erzak için, bir iki personel için bu yapıların kapısında önlerini ilikleyip el pençe divan durmaları ne kadar insanidir, ahlakidir, bin yıllık töremizde, geleneğimizde bu var mıdır?
Bu iki yapı kendi siyasi, ideolojik perspektifleri doğrultusunda çalışırken, toplumu bölerken, gerçek anlamıyla Alevi – Bektaşi toplumumun kalıcı olarak hangi sorunlarını çözmüşlerdir, gelecekte çocuklarımızın kendi kimlikleriyle var olmaları için tek somut ciddi bir önerileri, attıkları bir adım var mıdır?
Kaşıkla verip kepçeyle almak diye bir tabir var, bazı gözü açıkların kişisel menfaatleri ve günlük kaygılarıyla sözde elde ettiklerini belirttikleri hizmetlerin, bu topluma bir yararı var mıdır?
Buralarda işe güce girmek, oğlunu, kızını, yakınını bu yapılar üzerinden iş sahibi yapmak, siyasi iktidara ve belediyeye yakın olmak dışında gerçek anlamda bu kurum başkanlarının hangileri bu kurumları sorguluyorlar?
Tüm bunların dışında siyasi iktidarın yasal düzenlemelerle güvence altına almadığı “cemevleri”, “Alevi varlığı”, “Alevi inancı” konularında Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın bir etkisi olamayacağına göre, bu kurum neden bu kadar büyütüldü?
Aynı şekilde İBB Alevi Masası yeri gelince “sivil toplum kurumları”na bakan bir statüde kendisini gösterirken, neden bazı sözde aydınlar, dedeler, kurumlar bu yapıyı olduğundan çok daha büyük bir etki gücüne sahip gösterdiler?
Bu kurumlar bilimsel, tarihi kökleriyle geleneksel, evrensel, kitap, dergi, eğitim kurumları konularında hiçbir ciddi proje ortaya koydular mı?
Örneğin tarihler boyunca yok edilen bir tek Bektaşi inanç merkezimizi bir dergahı, bir ocağı onarıp, buranın kendi inançsal ve kültürel varlığıyla ortaya çıkmasını sağladılar mı?
Bir etnografya müzesi kurulması konusunda çalıştılar mı?
Bir araştırma – inceleme merkezi kurulması konusunda kafa yordular mı?
Hangi bilimsel kitapları çıkarmayı hedeflediler?
Alevilik – Bektaşilik konusunda araştırma yapan / yapacak kaç doktora öğrencisini desteklediler?
Hangi bilimsel alan araştırmasını desteklediler?
Bilimsel olarak hazırlanmış internet üzerinde bu kültürün yazılı hale getirilmesi, aktarılması, yabancı dillerde bu kültürle ilgili yayınlar, etkinlikler yapılması konusuna kafa yordular mı?
5- 6 yıldır, bu iki kurum aracılığıyla tümüyle perdeledikleri siyasi bir amaçla Alevi kurumları üzerinden Alevi toplumuna nüfus etmek gayretiyle, Alevi – Bektaşi toplumunun özüne aykırı, soyut, çıkara dayalı, sübjektif bazı adımlar atılarak Aleviler etkilenmek istenmiştir.
Bu iki kuruma yakın, kişisel bağları kullanan, kurumların etki gücünü kullanan kimi gözü açıkların festivaller, personel alımları, gündem yaratmaları gibi sadece belli bir kesime ve kişilere yarayan, bir sonuçla karşı karşıyayız…
Bu bin yıldır bu topraklarda bedeller ödemiş, biz de varız, biz de kimliğimizle, özümüzle bu topraklarda var olmaya devam edeceğiz, diyen bir halk kitlesini böyle oyunlarla kimsenin aldatmaya hakkı yoktur.
Nihayetinde her iki kurum ve bunlara benzer yapılara, hiç sorgulamadan giden, kişisel menfaatlerini toplum ve Alevi Bektaşi Öğretisi’nin üstünde tutanlar da hiç doğru yapmıyorlar.
Aydınların da tarafsızlıkla bu yapıları ciddi şekilde eleştirmeleri, Alevi kurumlarını gerekirse uyarıp, bazı konularda onlara yardımcı olmaları gerekiyor.
Bu yol ve öğreti kimsenin malı değildir, bize atalarımızdan miras kalmıştır. Bu mirası kimsenin yağmalamasına izin vermemeliyiz.
Muhabbet ehline aşk ile…












