Dersimde en az yirmi yıldır, köklerinden koparılan, içi boşaltılan ve tarihsel bağlamı sistematik biçimde manipüle edilen bir “Gağan” söylemi dolaşıma sokuluyor. Bu dönüşüm, kendiliğinden bir kültürel evrim değil; tersine, yönlendirilmiş, araçsallaştırılmış ve politik bir müdahalenin sonucudur. En çarpıcı olan ise, bu müdahalenin sorgulanmadan benimsenmesi ve kültürel üreticilerin dahi bu akışa kapılmasıdır.
Oysa Gağan, takvimsel bir keyfiyet değil; Ocak ayının ikinci haftasının Perşembe gecesine, yani şewa yeniye sabitlenmiş kadim bir ritüeldir. Bu ritüel, üç gün boyunca ateşin söndürülmediği, küllerin tarlalara serpildiği, hediklerin pişirilip hem hayvanlara hem insanlara pay edildiği, suyun kutsiyetinin yeniden kurulduğu, evlerin ve bacaların arındırıldığı, genç kızların baht açma pratikleriyle geleceğe niyet tuttuğu bir bütünlüktür. Zelal suyun sabaha karşı evlere, hayvanlara ve bedenlere serpilişi, yaşamın döngüsünü yeniden kuran bir arınma eylemidir. Üçüncü günün akşamında yapılan kıyafet değişimleri, ev ev dolaşmalar, pars toplama ritüeli ve çeyizlik armağanlar, topluluğun dayanışma ekonomisini ve sosyal bağlarını güçlendiren pratiklerdir. Yöresel yemeklerin içine konan isimli ağaç çöpü, kaderle kurulan sembolik bir diyalogdur.
Bu bütünlük, bir haftalık Noel takvimine yamalanabilecek bir folklor kırıntısı değildir.
Bu nedenle sorulması gereken soru açıktır:
Gağan’ın Noel haftasına taşınmasına kim öncülük etti ve Dersim toplumu bu yönlendirmeyi neden sorgulamadı?
Bugün geldiğimiz noktada, Gağan’ın tarihsel ritmi, ritüel mantığı ve toplumsal işlevi parçalanmış; yerine yüzeysel, ticarileştirilmiş, bağlamından kopuk bir “kutlama” pratiği geçirilmiştir. Bu durum, yalnızca kültürel bir yanlış değil; kolektif hafızanın sökülmesi, ritüelin politik anlamının silikleştirilmesi ve Dersim kültürünün nötralize edilmesi anlamına gelir.
Merkezi güçlerin uzun yıllara yayılan kültürel mühendisliği ile 1980’lerden itibaren bölgede faaliyet gösteren misyonerlik ağlarının etkisi birleştiğinde, ortaya bugün tanık olduğumuz hibrit, köksüz ve yönsüz bir Gağan söylemi çıkmıştır. Bu söylem, kültürün kendisini değil, kültürün boş bir kabuğunu dolaşıma sokmaktadır.
Bu nedenle ilan ediyoruz:
1. Gağan bir folklor süsü değil, tarihsel bir hafıza mekânıdır.
Ritüelin takvimi, anlamı ve pratikleri keyfi biçimde değiştirilemez.
2. Kültürel manipülasyon, kültürel kayıp değildir; kültürel gasp ve politik müdahaledir.
Bu müdahale teşhir edilmeli, adı konulmalı ve reddedilmelidir.
3. Dersim kültürü, dışarıdan gelen her yeni söyleme eklemlenmek zorunda değildir.
Kültür, kendi ritmini, kendi hafızasını ve kendi direncini koruma hakkına sahiptir.
4. Ritüellerimizi ticarileştiren, yüzeyselleştiren ve bağlamından koparan her girişim, kolektif hafızaya saldırıdır.
Bu saldırı, “modernleşme” ya da “çeşitlilik” adı altında meşrulaştırılamaz.
5. Gağan’ın asli ritüelleri, topluluğun kendi içinden yeniden tanımlanmalı ve korunmalıdır.
Bu, kültürel özerkliğin ve hafıza adaletinin temel koşuludur.
Bugün geldiğimiz noktada söylemek zorundayız:
Yazık oluyor Gağan’ımıza.
Ritüellerimizi, hafızamızı ve kültürel bütünlüğümüzü birer birer kurban ettik.
Ama bu bir ağıt değil; bir uyarı, bir çağrı ve bir yeniden sahiplenme manifestosudur.
Kültürlerin başı sağ olsun demiyoruz.
Çünkü kültür ölmez; ancak terk edilirse, başkaları tarafından yeniden yazılır.
Bizim görevimiz, bu yeniden yazımı durdurmak ve Gağan’ı kendi tarihsel onuruyla geri almaktır.













Yüreğine ve kalemine sağlık Dayıcığım
Teşekkürler yeğenim