Burada bir kara parçası var, yaralı.
Aşklar burada iyilikle kötülük arasında iltisaklı.
Aşklar burada gidenlerle bekleyenler arasında unutulmuş.
Ölüm boğazımdan içeri giriyor, düğüm düğüm.
Ölüm, ağzımdan içeri bir sus işareti.
Baktım gidiyorlar. Kırık bir aynanın üstüne basarak uzaklaşıyorlar buradan.
Alışmışsın sen dediler, alışmışsın ölüme merdiven dayamaya, alışmışsın şu yorgun kara parçasında taş kalmaya.
Kalbiyle konuşuyordu, kalbindeki taşla sesleniyordu bana.
Baktım gidiyor, alışmıştım bakmaya; buradan, bu yorgunluk pusundan bakmaya alışmıştım.
Çû, evîndarê mın por spîjî çû.
Çû hevalê min u çav reşê min.
Yên nêzîk nabînin.
Ma kesek maye, ma kesek maye ku ji dûr me hez dîke?
Baktım ana dili bir taş parçasında kırılmış bir halk parçası.
Baktım büyük ve acılı bir halktan geriye kalan bir taş parçası.
Uzattım elimi, korktum eğilip almaktan.
Uzattım elimi, korktum, o yaralı taşa dokunmaktan.
Sonra uzaktan sevilmezmiş zaten dedi, rüyamda beyaz bir kelebek; kelebek rüyam kadar kısa yaşadı, rüyam kelebek kadar uzun ve yorucu.
Bir ağıt sesi eşliğinde birinci ölüme uzanıyoruz, başka başka yerlerden de, uzanıyor herkes ölümüne!
Burada gülleri bile kanla yıkıyorlar dedi bir ölü yıkayıcısı!
Musalla taşı ile konuşuyordum, zamanın kıymığına oturan bir ağıt yakıcısının hemen yanında dizlerim kırdım…
Ölümün ikinci yılında hala sayıyorum gidenleri, kavuşamadıklarımı, Adıyaman’da Kamber’i, eşini, sahte gözyaşlarını gördüğüm yoldaşlarını…
Hatay’da büyük acının eşliğinde bıraktığım dostlar…
İskenderun’daki (v)eda apartmanı
Maraş’ta Trabzon Caddesinde tanımadığım bir çocuğun telaşı!
Ve İslahiye’deki bir kadının elleri koynundaki çaresizliği…
Malatya’da gece yarısı döndüğüm o evdeki çığlık, aylar sonra bir kamyon enkazında sallanan kimsesiz beden…
Aydil, dil xirave!
Artçı olur bütün ölümler buralarda, artçı olur bütün gitmeler, artçı olur bütün kayıplar, terk edişler…
Baktım, ölümün ve gitmenin kaçıncı günüydü hatırlamıyorum, zaman hafızasını kaybetmiş burada.
Uzun bir yolculuk belki kaybettiğim her şeyi unutturur sandım.
Yanıldım yine.
Uzun bir kara parçası var burada; altında çığlıklar, altında anılar, altında hikâyeler.
Saat kaç?
Saat 04.17
Üç gün sonra yine uğrayacağız oraya, seni son gördüğümüz yere.
Üç gün sonra yine uğrayacağız oraya, seni bıraktığımız o son yere.
Bütün bunları sızlarken, sana yazarken olur olmaz saatlerde ve içimdeki boşluğu onarırken, insan da ayrılır kendi içinden çeşitli dallara; sevmenin ustası olanlar ve gitmelerin ustası olanlar, diye.
Elini cebine koydu eski bir adam bir not çıkarıp bana uzattı. Kalbiyle avucuna şöyle yazmışlar:
Kalbim iki odalı
Birine ölüm kiracı
Diğerine yaşama sevinci.
İşte burada, bu yaralı kara parçasında gitmelerin, kalmanın, beklemenin bir cam kesiği kadar acı vermesi bundandır.
Dünyanın boşluğundan bana çarpan bir hıçkırık ve ağzımda bir parça ölüm, Tarih 6 Şubat, Saat 04. 17













Ah benim körler ülkesinde ayna satan kalbim