At sırtında amazon Kürt

At sırtında amazon Kürt

                                                                 Hatice Özhan

İngiliz The Illustrated London News, 24 Haziran 1854 tarihli sayısında  bir Kürt kadınını sayfalarına taşıdı. Gravürle yansıtılan bu kadın 300 atlıyla İstanbul’a gelen Fatê Reş’ten başkası değildi. Vazifesi sadece dünyaya insan ekmek olmayan bu kadın büyük bir aşiretin ve de ordunun başına geçti. Erkek korkusundan, ilahi emirlerden azade savaştan savaşa koşan Fatê Reş’i Fransız Illustration, Jornal Universal ve Le Tour de Monde, Alman Globus, İsveç Svenska Familj-Journalen gibi zamanın batı gazeteleri de manşetlerine taşırken ondan Amazon olarak bahsetti.

Korku saçan kadınlar olan Amazonlar, Truva Savaşı’nda Akhilleus’a karşı savaşmışlardı. Erkeklerden nefret ediyorlardı ve daha isabetli ok atabilmek için sağ göğüslerini kesiyorlardı. Amazonluğa mazhar olunan Kürt kadını Fatê’de Osmanlı-Rus savaşında destek sunmak için at üstünde, elinde silahı beraberindeki orduyla İstanbul’a geldi. Kimi tarihçilere göreyse İstanbul’a gerçekleştirdiği bu ziyaretinin Osmanlılar tarafından bir adada esir tutulan eşini kurtarmak için jest niteliğinde olduğu söylenir. Hangi sebeple olursa olsun mühim olan onun tozun, kirin bulaşmadığı hafızalarda canlı ve görünür kalmasını sağlayan bir güce sahip oluşuydu.

Çünkü Onun görkemi ve kudret uyandıran tarzı ilahi özelliklere sahipti. Hamasi bir duruşu, pro-modern halinde barındırdığı şah bir o kadar da şuh görünüşüyle at sırtındaki Fatê, erkek dünyasının kalıplarını yerle bir ettiğinin farkında mıdır dersiniz? Ya da kendisi için epey olağan olan bir durumu modern dünyanın “köleleri” olarak biz mi abartıp duruyoruz? Bir iki yüzyıl öncesine daha ileride olduğuna inandığından ucubeymiş gibi bakan modern dönemin insanı olarak bizler için Fatê ne düşünürdü asıl? Sanırım asıl ucubelik bizde? Benim farkındalık, meydan okuma diye nitelediklerim aslında Fatê’de belki de hiç tartışmaya açılmamış, doğal bir süreç. Sanırım kadınlar en çok da modern zamanlarda köleliğe vurgular oldu. Beni, Fatê’ye hayran bıraktıran modern yüzyılın kodları ve kendisi için epey de sıradanlık barındıran amazonlaşma yine de anlatılmadan geçilemez. Tabi bu övgü dolu serzenişlerim, “bizim tarafa” yermelerim birer olasılıktan ibaret. Ancak emrindeki 300 atlıyla erkek dünyasının patikalı, engebeli yolunda ilerleyen, Maraş’ın büyük Kürt aşiretlerinden Sinemilli’nin reisliğini yapan Fatê ise hayranlığımı gizleyemediğim bir gerçek. Osmanlı sarayında Padişah Abdülmecit tarafından bizzat karşılanırken aralarında geçen diyalogla sömürgecilerin canları nasıl sıkılabiliri de koymuştur bir nevi ortaya. Padişah ona, senin gibi böyle kahramanlıklar gösteren birisi nasıl olur da Türkçe bilmez dedi. Fatê ise, padişahım eğer siz Kürtçe bilseydiniz, sizin Türkçe konuşmanıza gerek kalmazdı der.

Sen zencisin’in yüzüne savrulduğu Kürdün malumu olduğu monologu göğüsleyen Kürt amazon, padişahın ruhunda ikamet eden üstenci hayaletlere karşı nasıl savaşacağını bilmiyor olamaz? Çünkü o bir amazon, bir savaşçı… Üstenci insanı içten kemiren, onu gitgide daha da acımasız bir ekâbire dönüştüren bu hayaletlerin saldırıları elbette ki acımasızıdır. Ama Fatê’yi sendelese de devirmeyi başaramayan bu hayaletlerden Fatê’nin asıl dünyasında o kadar çok var ki! Onun zorlu dünyasında taşıdığı, mücadele verdiği korkunç düşmanlar onun amazonlaşmasının sırrı demek değil midir ki zaten? Kürt amazon çok kez düşmüştür, tekrar kalkmıştır, tekrar düşmüştür ki ayağa tamamen kalktığı günlerin bir gününde yolunun düştüğü Osmanlı sarayında farkındalığını da ortaya koymuş oldu. Yere hapsolmaya fırsat vermeyen yürüyüşlerine aman vermeden devam eden inatçı amazon, gözlerini sonsuza dek kapatacağı ana dek, tersine bir dünyayı ilan etti.

 

 

Haber Etiketleri
guest
0 Yorum
Inline Feedbacks
View all comments
0
Would love your thoughts, please comment.x
()
x