Bilim ve Sanatın kesişmesi.

HomeManşet Yazarlar

Bilim ve Sanatın kesişmesi.

Memet Sönmez
20 03 2022

Önce bir soru; Arşimet, olmasaydı suyun kaldırma gücü bulunur muydu? Ya da Gorki “Palage” yani “Ana” romanını yazmasaydı başka biri yazabilir miydi?

Bilim, mikro kozmostan makro kozmosa uzanan geniş bir yelpaze içinde, yani en küçük atom, atom altından, uzayın sonsuzluğundaki galaksilere kadar, fiziksel, kimyasal, matematiksel ve doğal dünyanın yapısını ve davranışlarını gözlem ve deney yoluyla, sistematik bir şekilde inceleyen, entelektüel ve pratik bir faaliyet olarak tanımlanabilir. … Bilim olgular, varlıklar, elle tutulamayan, gözle görülmeyenler hakkında doğrulanabilir kuramlar bütünüdür de.

Bilim, Latince scentia(bilgi) sözcüğünden türetilmiştir. Tarihçilere göre, skolastik çağdan sonra Galilleo Galilei, Jhoannes Kepler, Françis Bakon… İlk bilim insanı olarak kabul edilir. Kilisenin baskısı, engizisyon mahkemelerin korkusu birçok bilim insanının merakını gizlemiş, aydınlanmadan sonra böylece skolastik düşünceden uzaklaşmış, deney ve gözlemlerle bilimsel gerçeklere varılmıştır.
İnsan bilimsel yolculuğuna merakla başlamış, kuşku ile sürmüştür. Kuşku olmadan bilim olmaz, derler.
Paranoyaklar da zeki ve kuşkucudurlar. Ama onların kuşkuları kontrol edilebilir kuşku değildir. Ben elbette ki bilimsel kuşkuculuktan söz ediyorum. Bu bir anlamda ” hayır” deme cesaretidir de.
Her şey, hayır demekle başlar!

Verili olanla yetinmemek, üzerinde oynamak, daha da ilerisini merak ederek yol almak. Ve bilimi canlı hücreler gibi çoğaltmak.
Peki bilim mi daha kuvvetlidir, hayal gücü mü?
İşte tamda burada Albert Einstein ‘in şu sözleri geldi aklıma:

Hayal gücü bilgiden daha önemlidir. Çünkü bilgi sınırlıyken, hayal gücü tüm dünyayı kapsar.

Bilim objektiftir. Hayal gücü ile başlayan yolculuğu bilimsel yöntemlerle sürer.
Sanatsa sübjektiftir. Bir bilim insanı, örneğin Newton, “yerçekimi yasasını ben buldum” , diyebilir. Bir başka bilim insanı, “sen bulmasaydın ben bulurdum” da diyebilir. Ama başka biri, “Leonardo da Vinci’ nin La Gioconda olarak da bilinen, Mona Lisa’yı tasarlamasaydı,” ben de çizebilirdim”, diyemez.
Sanat eserleri kişiye özgüdür. Kişinin hayal gücü ile başlayan yolculuğu gerçekten uzaklaşır, soyutlanarak özne haline gelir. Bilimde, keşfetme, bulma yolculuğu özne ile başlar, madde ile biter. Sanatta bu yolculuk özne, madde, sonra tekrar özne ilişkisine dönerek sürer. Ortaya gerçeği ile ilişkisi olmayan soyutlanmış eser çıkar. Bilim insanı yaratıcı, kurgucu, imgeci değildir. Bu özellik sanatçılar için geçerlidir.

Yalnız Tanrılar yaratıcıdır!

Bu doğru değildir. Âdem ile Havva’yı Tanrının yarattığı söylenir. Ama bu sadece söylencedir. Mitoloji gibi. Peki diyelim tanrı yaratıcıdır. Peki Tanrıyı/Tanrıları kim yarattı? Buna verilecek en güzel yanıt, İnsan Homeros’tur.
Homeros, Odyesseia ve İlyada ‘da birçok tanrıya vücut vermiştir. Yunan mitolojisinin hayal gücü kuvvetli önemli epik şairdir Homeros.

Hayal gücü yüksek sanatçılar insan yaratabilir! Hatta Tanrıları bile!..

İtalyan şair, Dante, İlahi Komedya’ da Beatrice’yi yaratmıştır. İnsan onun peşinden cennet ve cehenneme yolculuk bile yapabilir. Mozart, Kırkıncı Senfoni’yi bestelemiştir. Hemigvey, İhtiyar Adam Ve Balıkçı’yı, Dostoyevski, Suç ve Ceza romanında tefeci kadını ve onu öldüren Raskolnikov’u yaratmıştır…
Peki, konumuza geri dönelim. Neydi konumuz? Bilim ve sanat.
Bir sanatçı; örneğin bir şiir, roman yazar için güneş; aydınlık, sıcaklık ve insanın ufkunu aydınlatandır. Aşklara, hasretlere konu olur. Oysa bir bilim insanı güneşi böyle açıklayamaz. Onun için güneş, güneş sistemi olarak adlandırılan yıldız sisteminin merkezinde bulunan sadece bir yıldızdır. Kimya bilimine göreyse; bunlar Neon, Sodyum, Magnezyum, Alüminyum, Silikon, Fosfor, Sülfür, Potasyum ve Demirlerden oluşan ve nötron patlamaların yaşandığı alev bir kütledir…
Tarihçiler de bilim insanıdırlar. Okurlarına tarih öğrenmek isterlerse bilimsel, verilere dayanan olayları belirli bir sıralama içinde öğrenirler. Ama okur hem öğrenmek hem de o anları yaşamak, hissetmek isterlerse dönemsel tarihsel romanlar okurlar. Böylece anlatılan hikayeleri adeta yaşarlar. İkinci dünya savaşını yaşamak isterlerse örneğin Şoloov ‘un Ve Durgun Akardı Don romanını, yada ilya Ehrenburg’ un Paris Düşerken… romanlarını okuya bilirler.
Öğrenmek ve yaşamak!
Öğrenmek güzeldir. Bazense korkutur, bilmek istemezsin gerçeği. Gerçek nesneldir. İnsan iradesi dışında vardır. Sanat öyle değildir. Keyfine zevkine, ilgine göre seçersin. Canın milattan öncesine dönmek ister, o anları yaşamak, hissetmek istersin. Açarsın kitabın kapağını Samsun ve Dilayla romanını okur, filmimi izlersin. İnsan nedir, sorusu aklına takılır. Dersu Zula, romanını okursunuz. Sizleri Sibirya ormanlarına götürür. Saf insanın davranış nedenleri üzerine düşüncelere iter. Yaşarsın vahşi ormanda insanca. Tabi tarih ve diplomasi öğrenmek isterseniz SSCB’nin Uluslararası İlişkiler Tarihi’ni… Okur ve öğrenirsiniz. Yaşamak ve bilmek. Tercih sizin.
Sevgi ile kalın.

guest
0 Yorum
Inline Feedbacks
View all comments