Göç ve Kadın-2

Göç ve Kadın 1’i okumak için tıklayınız.

Göçmen Kadınlarda Sağlık Sorunları

Göçün, kadın sağlığına etkileri kötüleşme ya da iyileşme yönünde olabilmektedir. Kadının düşük gelir düzeyine sahip bir ülkeden yüksek gelire sahip bir ülkeye göç ettiği durumlarda sağlık hizmetleri açısından kadının durumu iyileşecektir. Ancak kadının sağlık hizmetinden yararlanabilmesi için o ülkenin dilini bilmesi ve iş sahibi olması gerekmektedir. Pek çok dünya ülkesinde kadının statüsü düşüktür, düşük statüye kadının göçmen olma durumunun eklenmesi sorunları daha da arttırmaktadır. ( Adanu RMK, Johnson TRB (2009) Migration and women’s health. Int J Gynaecol Obstet, 106:179-181.)

Sığınmacı ve mülteci kadınların sağlık sorunlarına baktığımızda; beslenme bozuklukları, anemi, malaria, solunum yolu enfeksiyonları, HIV/AIDS dâhil tüm CYBE’lar, fiziksel ve cinsel şiddet, istenmeyen gebelikler, riskli gebelikler, düşükler, doğum komplikasyonları, kronik hastalıkların komplikasyonları, sosyal dışlanma, depresyon, kaygı bozuklukları, uyku bozuklukları, post-travmatik stres bozukluğu gibi sorunlarla karşılaşmaktadırlar. Bununla birlikte, hizmetlere erişimlerinde geldikleri yeni ülkenin sağlık çalışanlarının bu grupların gereksinimleri konusunda farkındalığının ve deneyiminin az olması, dil engeli, kültürel engeller, sağlık hizmeti ile ilgili farkındalığın düşük olması, hizmetlerin ücretli olması, kimliğini ispatlayamamak, idari ve yasal engeller gibi sorunlar yaşamaktadırlar. ( Prof. Dr. Şevkat Bahar-Özvarış Hacettepe Üniversitesi Kadın Sorunları Uygulama Ve Araştırma Merkezi , Göç ve Kadın Saglıgı Raporu )

Göçmen kadınların ruh sağlığını olumsuz etkileyen faktörlerden biri de; toplumsal cinsiyet temelli şiddettir. Irkçı tutumlara ek olarak, kadın ve yabancı olmak, göçmen kadınları evde, sokakta ve işyerlerinde fiziksel istismar ve şiddet açısından daha savunmasız hale getirmektedir. Ayrıca yapılan bilimsel çalışmalar, göç sonrası kadınların eşlerinden daha fazla fiziksel şiddet gördüklerini saptamıştır. Şiddet mağduru göçmen kadınlar; yasal haklarını ve başvurabilecekleri kurumları bilmemeleri, dil sorunları, kültürel ya da sosyal izolasyon ve ülkeden ihraç edilme korkusu nedeniyle polise ya da diğer destek hizmetlerine başvurmamaktadır. ( Prof. Dr. Şevkat Bahar-Özvarış Hacettepe Üniversitesi Kadın Sorunları Uygulama Ve Araştırma Merkezi , Göç ve Kadın Saglıgı Raporu )

Göçmen Kadınlarda Aile Kurumu ve Sorunları

Göçmenlik, ailenin parçalanmasına, sosyal bağlantıların azalmasına ve psikososyal strese yol açmaktadır. (Hovey, J.D., Magana, C.G. (2002). Migrant farmworker stress: mental health implications. J Psychol, 136, 493-513. )

Yasadışı ve mevsimlik göçlerde, kaygı ve duygulanım bozuklukları yaşandığı, ailelerin kronik stres ve depresyon yaşadıkları ve buna bağlı fiziksel yakınmalarının olduğu bildirilmektedir (Mangalhaes ve ark., 2007).( Magalhaes, L., Carrasco, C., Gastaldo, D. (2010). Undocumented migrants in Canada: A scope literature review on health, access to service, and working conditions. J Immigr Minor Health, 12,132-151. )

Göç, aile yapısıyla birlikte, aile bireylerinin konumunda da değişikliklere yol açar. Yaşadığı kırsalda üretici konumdaki kadın, üretimden kopmuş, yabancısı olduğu bir ortamda evine kapanmıştır. Ailenin yabancısı olduğu çevreye karşı geliştirdiği savunma mekanizması içinde sığınılan kültürel ve geleneksel bağlarla daha fazla baskı altına girmiştir. Genel olarak kendi iradesi dışında göçen kadının, eşi ve çocukları ile de ilişkileri olumsuz etkilenmiş, sağlık ve ruhsal problemler yaygın olarak yaşanmaya başlanmıştır. Yaşanan en önemli olumsuzluklardan biri de aile içi şiddetin artmasıdır. Toplumda şiddetin var olması, kanıksanmasına ve doğallaştırılmasını sağlar. İstediklerini elde etmek için şiddetin etkin bir araç olduğunu öğrenir ve şiddete maruz kalan, bunu gücü yettiğine yansıtır. (GÖÇÜN AİLE ÜZERİNDEKİ ETKİSİ YILDIRIM, Kazım )

Aile içi şiddetin duygusal, sözel, ekonomik, cinsel ve fiziki olmak üzere değişik şekilleri vardır (www.yeniden.org.tr, 2006)

Göç eden kadının toplumsal cinsiyet rollerine,  göç  edilen  kültürün  etkilerine  karşı  ailenin  geleneksel kültürünü  ve  dilini  koruma  çabaları  da  eklenir  (KILLIAN, Caitlin (2002). Culture on The Weekend: Maghrebin Women’s Adaptation In France. International Journal of Sociology And Social Policy, 75-105.).

Annelik rolleri gereği  kadın göçmenler, çocuklarına hem kendi etnik kültürlerinin hem de baskın kültürün değerlerini öğreterek destek olma gereği duyarlar. Destekleyici olmayan bir çevrede var olmaya çalışırken çocuklarının çok kültürlü ortamlarda  sosyalleşmesini sağlamak  ve  aynı  zamanda  akrabalarla ilişkileri  sürdürmek  gibi  sorumlulukları  da üstlenirler.  (SAM,  David  L.  (2006).  Acculturation  of  Immigrant  Children Island Women. David L. SAM ve John W.BERRY içinde, Acculturation Psychology (s. 403-418). Cambridge University Press, Cambridge. )

Göç, bazı kadınlar için sosyal hareketlilikte bir artış, ekonomik bağımsızlık ve bu bağımsızlıkla ilişkili olan özerklik anlamına gelebilir. Bu, özellikle kadının hareketlerine emek pazarındaki artan katılımları ile eşlik edilirse doğru olabilmektedir. Yeni ekonomik ve sosyal sorumluluklar aile içerisindeki gücün dağılımını, hane halkı karar verişleri ve aile kaynakları üzerindeki kontrolü değiştirebilir. (BOYD, Monica and GRIECO Elizabeth. “Migration Fundemantals: Women and Migration: Incorporating Gender into International Migration Theory”, The Migration Information Source )

Göçmen Kadınlarda İstihdam Sorunları

 Kadın göçmenlerin giriş, kalış ve çalışmalarını kısıtlayan göç yasaları, onları kağıtsız kalmaya ve güvencesiz olarak çalışmaya zorlamaktadır. Sınır dışı edilme korkusu özellikle kadınlar için toplumsal cinsiyetleri temelinde başka riskleri de beraberinde getirmektedir. Yakın dönemde yapılan araştırmalar göçmen kadınların işyerinde tacize uğrama ve ücretini alamamanın çok yaygın olduğunu göstermektedir (Coşkun, 2016; Toksöz vd. 2012; Dinçer, 2015; Toksöz ve Ünlütürk-Ulutaş, 2012). Nitekim işverenleri tarafından polise şikayet edilmekle korkutulan çoğu göçmen kadın bu korku ile özellikle polisle karşılaşmaktan kaçınmakta ve çoğu zaman sadece düşük ücrete ve kötü çalışma koşullarına değil cinsel tacize de ses çıkaramamaktadır. Hatta bazı işverenler için cinsel beklentiler de göçmen kadın işçileri işe almak için çekici bir faktör olabilmektedir (Coşkun, E. (2014). Türkiye’de Göçmen Kadınlar ve Seks Ticareti. Çalışma ve Toplum. no. 3. 185-206.).

Bu kağıtsızlık durumu sadece işverenlere karşı değil genel olarak vatandaşlar ile göçmenler arasında yarattığı ‘eşitsiz sosyal ilişkiler’den (Anderson,B. (2013). Us and Them. Oxford: Oxford University Press.) dolayı da göçmenleri savunmasız bir konuma sokmaktadır. Nitekim göçmen kadınların kağıtsızlıktan kaynaklanan kırılganlıkları işveren, ev sahibi, polis ve genel olarak vatandaşlar ile eşitsiz ilişkiler yaratmaktadır. Örneğin Biehl’in araştırması İstanbul Kumkapı’daki bazı ev sahiplerinin evlerini kiralarken göçmen kadın kiracılardan cinsel beklentileri olabildiğini göstermektedir (2014: 12). Bir yandan kaldığı ülkenin dilini bilmeyen diğer yandan yasalar önündeki ‘kaçak’ kimliğinden dolayı resmi kurumlardan yardım isteyemeyen ve dolayısıyla her an sınır dışı edilme korkusu ile aracılara bel bağlamak zorunda kalan bir göçmen, oldukça itaatkar bir işgücü oluşturmaktadır. Kağıtsız göçmen kadınların deneyimleri uğradıkları hak ihlallerini ve hatta tecavüzü bile sınır dışı edilme korkusuyla şikâyet edemediklerini, şikayetçi olduklarında öncelikle kendilerinin sorgulandıklarını göstermektedir (Coşkun, 2014; 2016). Daha da ötesi bu cezasızlık durumu göçmenlerin suistimalini meşrulaştırarak hak ihlallerini ve şiddet uygulayanları cesaretlendirebilmektedir.

Sonuç Yerine

Göç en iyi haliyle bile dalından koparılmaktır.

Bahçesindeki meyveden, toprağındaki bereketten, denizindeki köpükten, içindeki balıktan kopmaktır.

En iyi koşullarda bile kadının süreçte yaşadığı olayların post-travmatik etkileri ortaya çıkabilmektedir. Çifte dezavantajlı bu süreçte, alışma, beslenme alışkanlıklarının değişmesi, çevresel faktörler, sosyal destek sistemlerinin güçlü olmaması, psikolojik destekten uzak kalmak, kadın göçmenlerin  bedensel  ve  ruhsal bütünlüğünü  olumsuz  etkilemektedir.

Kadının kendini gerçekleştirmesi için kendisine imkan yaratması, bu imkanların yasal çevrelerde korunması, daha  mutlu, uyumlu, doyumlu  ve  kendi kapasitesinde iş üreten ve  barışık  olması  için göç sürecinde karar mekanizmalarına katılması gerekmektedir. Kadının bu koşullarda hem kendisi hem de kültürünü  aktardığı  çocukları  ve  ailesini  olumlu  şekilde etkileyeceği düşünülmektedir.

Konuk Yazar : Birgül Çay

Göç ve Kadın 1 okumak için tıklayınız.

 

Birgül Çay kimdir?
Turist Rehberi, Proje Koordinatörü.
Önce Turist Rehberliği, ardından Uluslararası ilişkiler okudu. Siyaset Bilimi ve Türkiye Ekonomisinde yüksek lisans yaptı.
Kısa adı KAPI olan Küresel Eşitlik ve Kapsayıcılık Agı’nın kurucu üyelerindendir. Meclis üyeliği dahil çeşitli siyasi faaliyetler yürütmüş ve başta, kadınlar ve çocuklar olmak üzere dezavantaj grupları ile yurt içinde ve yurtdışında gönüllü çalışmalar, ab projeleri ve aktivistlik yapmıştır, yapmaktadır. Çeşitli Kurumlar için proje danışmanlığı yapmaya, yönetmeye devam etmektedir.
Göç ve Kadın konularında akademik ve saha çalışmaları yürütmektedir. Balkan Göçleri, Yerel politikalar, siyasette kadın temsili, kadın dostu kentler hakkında çalışmalarını çeşitli kurumlar ve KAPI ile yürütmeye, ayrıca bağımsız araştırmalar yapmaya devam etmektedir.

 

Haber Etiketleri
guest
0 Yorum
Inline Feedbacks
View all comments
0
Would love your thoughts, please comment.x
()
x