Pazartesi, Ocak 12, 2026
Son Haber
  • Yazarlar
  • Manşetler
  • Son Haber Tv
  • Künye
No Result
View All Result
  • Yazarlar
  • Manşetler
  • Son Haber Tv
  • Künye
No Result
View All Result
Son Haber
No Result
View All Result
Home Manşet Haberler

BOLİVARCI DEVRİM ÇÜRÜDÜĞÜNDE: MADURO’YA OPERASYON 2. MONROE DOKTRİNİ VE YENİ EMPERYALİST HAYDUTLUK

Ümit Özdemir by Ümit Özdemir
08/01/2026
in Manşet Haberler, Yazarlar
A A
0
BOLİVARCI DEVRİM ÇÜRÜDÜĞÜNDE: MADURO’YA OPERASYON 2. MONROE DOKTRİNİ VE YENİ EMPERYALİST HAYDUTLUK
0
SHARES
520
VIEWS
Share on FacebookShare on TwitterShare on Whatsapp Send Mail

Chavezci sol popülizm, Latin Amerika usulü “başkan babaların” her konuda halk adına karar verdiği, doğrudan demokrasi deneyimlerine kapalı bir modeldir. Esasen sosyalizmin Latin Amerika’dan kötü bir karikatürü olduğunu söyleyebileceğimiz bu deneyim, halkın öz örgütlenmelerine dayanmadığı için rejimin halkla yabancılaşması sonucunu doğurarak bütün iyi niyetli çabalara rağmen siyasal sistemi yozlaştırmaya başladı. Maduro bu yozlaşma sürecinin sonucu ve figürüdür.

İlerleyemeyen devrim, geriler. Kurumları olmayan, kurumları ve demokratik mevzileri örgütlenmeyen her devrim girişimi süratle yozlaşır ve kendi termidorunu yaratır. Venezuela’da Chavez öncesi kapitalist dönemin restorasyonu için ABD emperyalizminin elinden geleni yapacağını söyleyebiliriz. Ancak burada ciddi bir ilk sorun karşımıza çıkıyor, her ne kadar Chavezci Latin Amerika popülizminin gerilemesi söz konusuysa da başarısı da ortadadır. Dünyanın petrol ve mineral zengini bu ülkesinde Chavezci-Bolivarcı devrim, halkın gelir ve yaşam kalitesi seviyesini neoliberal yağma dönemiyle kıyas kabul edilemez bir seviyede yükseltmiştir. Chavezci devrimin bu kazanımı, favelalarda teneke mahallerinde sefil bir hayat süren Venezuela halkının ortaya koyduğu mücadelelerin bir ürünü olarak tarihe geçti. Chavezci sol popülizmin bütün sorunlarına rağmen, Chavez’in bu başarısı, tarihe yazılmıştır. Maduro operasyonu ve Venezuela’ya yönelik kapitalist-emperyalist ambargo kuşatması, esasen bu kazanımları hedeflemektedir. Salvador Allende’nin Şili’nin Bakır madenlerini devletleştirip sosyalizme doğru giden yolda reformist bir çizgide ilerlemesinin önünün kesilmesi de türünden bir emperyalist müdahale daha gerçekleşmiştir. Ancak bu kez Şili’deki gibi iç olguların faşist bir darbesinden ziyade, havadan bir operasyonla Maduro’nun tutuklanmasına verilen izin, Maduro’nun ordu içinde de desteğini kaybettiği anlamına geliyordu. Ortada Trump ve haydutlarının bir zaferinden çok, halk desteğini yitiren Maduro rejiminin çöküşünün olduğunu söyleyebiliriz.

 

Chavezci popülizmin termidoru ve karikatürü olarak Maduro

Peki bu noktaya nasıl gelindi ? Maduro’nun emperyalist ambargolar yüzünden zayıflayan toplumsal desteği aşmak adına kılını kıpırdatmaması çok öğreticidir. SSCB dağıldıktan sonra dış yardım yollarının kapanması sonrası Küba önderliğinin “özel dönem” ilan ederek , geliştirdiği kalkınma ve dayanışmayla halkı bu yolda seferber etme deneyimi inkar edildi. Küba’yı yıllar boyunca emperyalist ambargoya karşı diri tutan iç konsolidasyon pratiği, oldukça öğretici bir deneyimdir. Dramatik olarak bu deneyimden öğrenilmemesi, halkı denklemler dışında bırakan merkezci dar elitist tutum, Maduro rejiminin sonunu hazırladı. Emperyalist ambargolar nedeniyle oluşan karaborsacılığın cezalandırılmaması ve haydut mafya ağlarının kıtlığı fırsat bilerek halkı soymasına karşı mücadele edilmemesi, Maduro’nun kendi kendini imha eden bir diğer apolitizmiydi. Bütün bunlara ilaveten, rejimi çürüten rüşvet ve yolsuzlukları eleştiren ve bu yolda mücadele eden Venezuela Komünist Partisi’nin Maduro tarafından baskı altına alınması ve liderlerinin tutuklamasıyla Bolivarcı devrimin halk nezdinde meşrulaştıran yegane örgütü de etkisizleştirildi. Maduro’nun Venezuela Komünist Partisi’ne yönelik bu operasyonu, Chavez’in elleriyle yaptığını ayaklarıyla yıkması anlamına geliyordu. Kuşatmayı yıkmak adına halk desteğini temel alması gereken Maduro’nun kendi dar çevresini ihya eden bir yaklaşım sergilemesi kendi sonunu hazırlayan başlıca faktörlerden biridir.

Maduro’dan anti-emperyalist, anti kapitalist bir lider çıkarmanın zorluğu bir yana, emperyalist haydut ABD’nin 2. Monroe Doktrini olarak nitelendirilen Ulusal Güvenlik Stratejisi ile Latin Amerika halklarına yönelmesi, kapitalist-emperyalist sistem için de yeni sorunlara yol açacak. Emperyalizmin klasik askeri ve ekonomik ambargo politikalarına dönmesi, liberallerin “küresel köy” masallarının da sonunun geldiğini ilan ediyor. Bu noktadan sonra, emperyalist kuşatmaya karşı bölgesel ittifaklar ve paktlar geliştirilmesi mecburi bir dış politika çizgisi olarak gündemleşecektir. Kapitalist-emperyalist sistemin haydutlaşması, kendi koyduğu uluslararası kuralları çiğneyerek yeni askeri-siyasi operasyonlara yönelmesinin son örneği olmadığını ortaya koyan Maduro operasyonu, protestolarla karşılansa da Maduro’dan bir Salvador Allende ya da bir Arbenz yaratmak imkansız. Çünkü ismini andığımız her iki halkçı-sosyalist lider, ulusal kaynaklarının emperyalist şirketlerce yağmalanmasına engel koydukları için faşist-Amerikancı bir darbeyle devrildiler. Arbenz, Amerikan United Fruit şirketinin Guetamala ülkesinin temel geliri olan meyve üretimine engel olduğundan, 1954’de darbeyle iktidardan indirildi. Arbenz’in yerine getirilen kukla, Carlos Castillo Armas Amerika’yı ziyareti esnasında emperyalist efendilerine “bana ne yapmam istediğini söyle” diyecek kadar işbirlikçi bir alçaktı. Siyasal literatüre “muz cumhuriyeti” deyimini kazandıran 1954 Guatemala darbesi, muz plantasyonlarıından elde edilen gelirin Guatemala’da kalmasını savunan millici-halkçı Arbenz’in toprakları kamulaştırma politikasının ulusötesi emperyal şirketlerin çıkarlarına ters düşmesi sonucu tezgahlandı. Llosa’nın “Zor Zamanlar” adlı romanında gerçekle kurguyu harmanlayarak anlattığı Guetamala’daki CIA kuklası Carlos Castillo Armas’ın iktidara taşındığı darbe, soğuk savaş içinde Latin Amerika’da ikinci Amerikancı-emperyalist darbe olarak kayıtlara geçti. Darbenin emperyalistler tarafından bir yöntem olarak benimsenmesinde Guatemala darbesinin payı büyüktür. Şili’nin sosyalist lideri Allende ise Alman ITT şirketinin televizyon üretiminde kullanılan Şili bakır madeni yataklarını yağmalamasına, halkı yoksulluk içinde bizar etmesine karşı sosyalist devletleştirme programıyla engel olduğu için faşist askeri darbeyle devrildi. Siyasal tarihteki örneklerden de göreceğiniz üzere, her darbenin, aynı anlama gelmek üzere, emperyalist müdahalenin bir ekonomi-politiği vardır. Venezuela’ya yönelik Trump haydutluğunun da Venezuela’nın büyük petrol rezervlerinin Venezuela’dan koparılarak konrol edilmesi, Aramco, Shell ve BP’nin yağmasına açılmasıyla yakından ilgisi olduğu gibi…

Emperyalizmin gerileyen hegemonyası: Çok alametler belirdi!

Yine de emperyalizmin bu berbat ve aşağılık müdahalesi, emperyalizmin çökmekte olan hegemonyasını meşrulaştırmıyor hatta tam tersine zayıflatıyor. Bunun nedeni Irak işgaliyle başlayan “terörizmle mücadele” ve “önleyici saldırı” gibi Amerikan militarizminin saldırganlığını meşrulaştırma söylemi 20. yılında iflas etti. ABD kendisinden beklenildiği gibi doğrudan veya dolaylı olarak müdahale ettiği bütün coğrafyalardan çıkmanın yollarını ararken, yeni güvenlik sorunları yaratarak kendisinden nefret edenlerin sayısını hızla arttırdı ! ABD emperyalizmi için bir başka açmaz ise ülkenin kaynaklarının önemli bir kısmını silahlanmaya ve güvenliğe aktarmasıydı. Evsiz insanların sayısını hızla arttıran bu politika neoliberalizmin insanı atomize eden ve haklarını yok eden politikalarıyla uyuşturucu ve madde kullanımını da görülmemiş bir seviyeye ulaştırdı.

Askeri-sanayi kompleks, sürekli yeni çatışmalar ve krizler anaforunda kendisiyle rekabet halindeki diğer kapitalist devletlere karşı mevzi kaybetmeye başladı. 21. yüzyılın ilk çeyreğini geride bıraktığımız süreçte bu çelişki, ABD’nin yenilmez zannedilen hegemonyasının gerilemekte olduğuna dair kuvvetli belirtilerin daha fazla tartışılmasına neden oluyor. Sosyalist Immanuel Wallerstein’in “Amerikan Gücünün Gerileyişi Kaotik Bir Dünyada ABD” kitabında kuvvetli teorik tezlerle ortaya koyduğu bu gerileme, içinde çöküş potansiyellerini de barındırıyor. Bu mevzi kaybı ve interregnum (fetret dönemi) bir dilek düşüncesinden (wishful thinking) kaynaklanmıyor. Somut olarak 12 gün savaşıyla ortaya çıkan acı gerçek şudur: ABD Orta Doğu’daki en ileri karakollardan biri olan İsrail’in “savunulmasını” bile beceremedi. Bu özellikle boğazına kadar silahlandırdığı ve en yeni militarist teknolojilerle donattığı İsrail için de büyük bir hayal kırıklığıydı !

ABD’nin Çin ve Rusya’nın önünü Orta Asya’da kesme planlarının tümü berhava olurken, savunma hattını arka bahçesi olarak gördüğü Latin Amerika ve Meksika Körfezi’ne kadar çekmek zorunda kaldı. Dünyaya “ahlaki üstünlük” olarak pazarladığı aslında tam bir liberal yalanı olan “uluslararası kurala dayalı düzeni” de Maduro operasyonu ile yıkan ABD, bütünüyle kuralsız ve güce dayalı yeni dönemin çatışma kapılarını ve kaos dönemini sonuna kadar açmıştır. “Kurala dayalı düzen”, kuralı emperyalistlerin belirlediği, bir düzene işaret ediyor. Eğer anti kapitalst, anti-emperyalist ve belli ölçülerde bağımsız bir dış politika izliyorsanız. Emperyalizm o ülkeyi muhasara, kuşatma, ambargo sarmallına alır ve gerekirse askeri müdahalede bulunur. 1917-1991 arasında SSCB’nin varlığıyla şekillenen denge dönemiydi. SSCB’nin varlığına ve Bandung Konferansı ile kurulan Bağlantısızlar Hareketi ülkelerinin birliğine rağmen, ABD emperyalizmi ve onun kuklaları defalarca askeri darbelerle rejim değişikliklerine gittiler. Böylece bir kez daha anlıyoruz ki,  kökenlerini 1648 Westfalya Anlaşması’ndan alan devlet ve egemenlik merkezli bir anlayış, yerini bütünüyle kuralsız,  çatışmalarla örülü ve kaotik döneme bırakmıştır. 1991’de SSCB’nin dağılmasıyla çöken uluslararası dengenin, çok ağır bedelleri olduğunu ve bütün dünya halkları yaşayarak görmüş, emperyalizmin frenleri patladığında ne gibi kötülüklere sebep olduğu anlaşılmıştır.  Askeri sanayi kompleksin istediği savaş ve dünyayı güç üzerinden yönetme politikası, bu gücün giderek gerilemesiyle hüsranla sonuçlanmak üzere.

Trump’ın ve silah tekellerinin istediği silahlanma ve militer cinnet, borç batağı içindeki Amerikan ekonomisini daha da zora sokacaktır. Bütün bunlar yetmezmiş gibi, Amerika kıtasına kadar izole olan ABD emperyalizminin bu kıtaya olası müdahaleleri ve operasyonları, Latin Amerika ülkelerinin tehdit algısını değiştirerek birincil önceliğini (force major) silahlanmaya ayırması sonucunu doğuracaktır. Bolivarcılığın yeniden dirilmesi anlamına gelen bu yeni dönem, ALBA gibi Latin Amerika birlik görüşmelerini yeniden canlandırma potansiyeline de sahiptir.

Trump’ın ve petrol şirketlerinin Venezuela ile ilgili kurduğu yağma hayalleri Venezuela’yla sınırlı kalmayacağı gün gibi aşikar. Sıradaki ülkeye yönelmeden önce Venezuela’yı düşürmek için sıkılaştıracağı ambargo vidaları veya içten satın alacağı olgularla, yandaşı ve iç olgusu Machedo’yu iktidara taşıma denemesi de Machedo’nun ipliğinin pazara çıkmasıyla yarım kaldı. 2002’de de Chavez’e yönelik bir operasyon ve darbe denenmiş, ama halkın dirayetli duruşuyla darbe boşa çıkarılmıştı. Bu sisli ve kaotik ortamda Latin Amerika halklarının kendilerine dayatılan sınırları aşarak, Bolivarcı devrim bayrağı altında birleşmeleri bu emperyalist yağmaya karşı gövdelerini siper edip bu hayasız akını durdurmaları, kendi geleceklerini tayin için olmazsa olmaz bir görev olarak karşımızda duruyor. Kıta bu konuda oldukça verimli Simon Bolivar’ı Che Guevara, Fidel Castro, Arbenz ve Salvador Allende takip ediyor.

AKP ve Maduro: “Dostum” Maduro’dan kuzuların sessizliğine.

Türk hariciyesi ve sağı bir bütün olarak Maduro krizinde sınıfta kaldı. AKP’nin emperyalist haydutluğa karşı sessizliği, Türk sağının bu en Amerikancı ve İsrailci, pro-siyonist partisinin neye benzediğini büyük bir açıklıkla bir kez daha ortaya koydu. MHP liderinin 15 Temmuz benzetmeleriyle alınmaya çalışılan gaz ile emperyalizmin operasyonu karşısında oynanan kuzuların sessizliği, ibretliktir. Ortalığı yatıştırma yönünde verilen “itidal” mesajları, emperyalist haydutluğa sunulan sessiz bir onaydan daha fazla bir anlam taşımıyor. Türkiye sosyalist solu anti-emperyalist geleneğinden gelen birikimle, Maduro konusunda kafası karışık olsa da, sokağa indi ve yazılı açıklamalarla tepkisini gösterdi. Anti emperyalist öncülerinin Mahir Çayan, Deniz Gezmiş, Harun Karadeniz ve Behice Boran gibi liderlerinin yarattığı ve günümüze kadar onurla taşınan bu birikim, sosyalist sola yönelik ideolojik-politik yönlendirmeleri boşa çıkaran bir muhtevaya sahip.

Siyasal sistemleri ayakta tutan halk desteğidir. Devrim ise halkın doğrudan kendi konsey, meclis türünden araçlarını yaratarak siyaseti ve ekonomiyi yönetmesidir. Her devrimin trajik bir biçimde karşı devrime dönüşmesinin gerisinde emperyalizmin doğrudan ya da dolaylı müdahalelerinin olduğu gerçeğini inkar eden liberaller, sağcılar ve milliyetçiler bu kez de sınıfta kalmışlardır. Doğrudan demokrasi deneyimlerine emperyalizmin düşmanlığının yeniden açığa çıktığı Jokeryen çağda kargaşa içinde bir dünyadayız. Kargaşa ve kaosun sebebi, emekçilerin 19 ve 20. yüzyıldaki gibi devrimler ve karşı devrimler çağındaki türünden bir bütün olarak komünist önderlikler ya da anti sömürgeci ulusal bağımsızlık temasında yükselttiği bayraklarıyla itiraz ve isyanlarından kaynaklanmıyor. Tam aksine, kapitalizmin düşmekte olan kar oranlarını toparlayamaması sonucunda sömürüyü derinleştirmek adına her aracı ve kurumu sonuna kadar istismar etmesinin sınırına geldik. Kapitalizmin bir yok ediş yok oluş çağına sürüklediği dünyamızın, sömürüden ve baskıdan kurtulmadan kimseye, başta insan olmak üzere, hiçbir canlı formuna rahat yüzü yoktur. Kapitalist haydutluk, gezegenimizi yani maddi uygarlığımızı yok edecek düzeyde, ekolojik bir çöküşü de beraberinde getiren neoliberal çağın gizlenemez çelişkilerinden neşet ediyor. Bu çözülüşü durdurmak ve yavaşlatmak için Ukrayna’da, Gazze’de, Suriye’de ya da Venezuela’da yaptığı hamleler ve provokasyonlar ise paradoksal olarak dehşet treninin son sürat hızlanmasıyla, fren ve denge mekanizmalarının bütünüyle iflas ettirildiği, kapitalist-emperyalist sistemin kendi amok koşusunun menziline gelindiğini gösteriyor..

Tags: Ümit Özdemir
Previous Post

Madenci promosyonunda kriz: 99 bin 500 TL ilan edildi, eksik ödeme gündeme geldi

Next Post

1500 avroluk eşya bile vergiden kaçamayacak: Yolcu beraberinde getirilen ürünlere yüzde 30–60 vergi

Next Post
1500 avroluk eşya bile vergiden kaçamayacak: Yolcu beraberinde getirilen ürünlere yüzde 30–60 vergi

1500 avroluk eşya bile vergiden kaçamayacak: Yolcu beraberinde getirilen ürünlere yüzde 30–60 vergi

Bir yanıt yazın Yanıtı iptal et

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Güncel Haberler

İsrail’in Güney Lübnan saldırıları gerilimi artırdı: Bint Jbeil’de bir kişi öldü
Manşet Haberler

İsrail’in Güney Lübnan saldırıları gerilimi artırdı: Bint Jbeil’de bir kişi öldü

12/01/2026
BM’den İran’a çağrı: Protestolarda orantısız güçten kaçınılmalı
Dünya

BM’den İran’a çağrı: Protestolarda orantısız güçten kaçınılmalı

12/01/2026
Halep Saldırısı ve Bölgesel Yeniden Yapılanma
Manşet Haberler

Halep Saldırısı ve Bölgesel Yeniden Yapılanma

12/01/2026
Küba’dan Trump’a yanıt: “Egemen bir ülkeyiz, tehdit kabul etmeyiz”
Dünya

Küba’dan Trump’a yanıt: “Egemen bir ülkeyiz, tehdit kabul etmeyiz”

12/01/2026
İmamoğlu: “Adaylığım kesin biçimde devam ediyor; katılamadığım seçim meşruiyet tartışması doğurur”
Manşet Haberler

İmamoğlu: “Adaylığım kesin biçimde devam ediyor; katılamadığım seçim meşruiyet tartışması doğurur”

12/01/2026

Arşivler

  • Yazarlar
  • Hakkımızda
  • Künye
  • Reklam
  • İletişim
  • Söyleşi / Podcast
  • Kitap Önerileri
  • Öykü
  • Manşetler
  • Dosyalar
  • Arşiv

© 2024 Sonhaber / Bağımsız, doğru , gerçek habercilik

No Result
View All Result
  • ANA SAYFA
  • İSVİÇRE
  • TÜRKİYE
  • DÜNYA
    • AVRUPA
    • ORTADOĞU
    • ASYA
    • AMERİKA
    • AFRİKA
  • YAZARLAR
  • POLİTİKA
  • EKONOMİ
  • SÖYLEŞİ
  • YAŞAM
    • EĞİTİM
    • SAĞLIK
    • KADIN
    • LGBT
    • EMEK DÜNYASI
    • Podcast / Röportaj
  • SANAT
  • BİLİM
  • EKOLOJİ
  • FORUM
  • Languages

© 2024 Sonhaber / Bağımsız, doğru , gerçek habercilik