Covid-19 sonrası dünya ekonomisi – Daron Acemoğlu

HomeBilim

Covid-19 sonrası dünya ekonomisi – Daron Acemoğlu

Teknoloji ve Ekonomi

“Ekonomistler her zaman teknolojiye çok fazla vurguda bulundular… Benim son 10-15 senede yaptığım araştırmaların bir vurgu noktası da aslında ekonomistlerin teknolojiye olan yaklaşımlarının yeterince zengin ve doğru olmadığı üzerine. Bunun da iki yönü var ve bu iki yön birbirine çok bağlı. Birincisi teknolojiyi homojen bir yapı olarak görmemek lazım. Teknolojinin birçok değişik yönü var. Özellikle otomasyon teknolojileri insanların direkt olarak üretkenliğini arttıran ya da çalışmanın organizasyonunu değiştirip yeni işler, yeni görevler yaratan “insanlar için teknolojiler”den çok büyük farkları var. Bu ikisini aynı tepsiye koymak aslında gayet yanlış sonuçlara yol açabilir. İkincisi ise bunun bir sonucu olarak ekonomistlerin belki de teknoloji konusundaki düşünceleri biraz fazla pozitif. Çünkü teknolojinin büyümenin motoru olduğu doğru ama o büyümenin herkese ücret artışı ve sosyal-ekonomik refah getireceği bir kesinlik değil…”

Yapay Zekâyı Kim Kontrol Eedecek?

“Peki yakın geçmiş robotlarsa, yakın gelecek yapay zekâ. Bazı insanlar şöyle diyebilirler, ve bu çok duyduğum bir şey: Robotlarla yapay zekâ çok değişik şeyler. Gerçekten de doğru. Bunun nedenlerinden bir tanesi ise robotlar dediğim gibi tamamen otomasyona yönelik. Yapay zekâya baktığın zaman bunu bir platform olarak düşünmeniz lazım. Çok değişik şeyler için kullanılabilir ve o zaman yapay zekânın özellikle insan üretkenliğini arttırıp insanlara çok daha uygun bir şekilde kullanılması mümkün. Örneğin şu anda Zoom’dan binlerce mil öteden bir konuşma yapabilmemin nedeni yapay zekâ gibi teknolojilerin, dijital teknolojilerin çok ilerlemiş olması. Bu insanlara çok yarar verici bir şey. Belki de yapay zekânın geleceği insanların üretkenliğini arttırmak, insanlara olan talebi arttırmak olacak. Ne yazık ki benim yaptığım araştırmalar buna pek destek vermiyor. Şu ana kadar büyük teknoloji şirketleri, Big Tech dediğimiz ya da Amazon, Google, Facebook, Microsoft gibi şirketlerin iş modelleri yapay zekâyı da aynı şekilde otomasyon üzerine kullanmak üzerine ve bizim gördüğümüz şu ki yapay zekâyı uygulamaya koyan şirketler aslında çalışmaya iş gücüne olan harcamalarını azaltıyorlar, istihdamı azaltıyorlar ve burada benim vurgulamak istediğim şeyi daha net olarak görüyoruz. Teknoloji platformlarının çok büyük yararları olabilir bize ama nasıl kullanacağız? Hangi direksiyona göre kullanacağız? Hangi yöne göre ilerleteceğiz? Kim kontrol edecek teknolojinin geleceğini, kim kontrol edecek yapay zekâyı?”

Dünyada eşitsizliğin otomasyon ile ilişkisi

“Önce bir eşitsizlik dinamiklerine bakalım. 1985’ten 2010’ların ortalarına kadar hemen hemen her gelişmiş ülkede eşitsizliğin arttığını görüyoruz. Amerika bunların lideri. Hem daha eşitsiz bir şekilde başladı 1980’lere hem de en büyük eşitsizliği yaşadı.  Ama İskandinav ülkeleri dahil olmak üzere her ülkede eşitsizliğin arttığını görüyoruz. Almanya, İsveç, İtalya… Bir tek Yunanistan, o da tabii ki birçok kurumsal yapılardan, yapı değişikliklerinden geçtiği için. Peki bunun biraz önce söylediğim otomasyon olayıyla alakası ne? Bunu görmenin de çok basit ama bence etkileyici bir yolu var. Burada birçok gelişmekte olan ülke için her mesleği alıp bunu düşük ücretli, orta ücretli ve yüksek ücretli meslekler kategorisine koyuyorum ve gördüğümüz şu ki her ülkede orta ücretli mesleklerin istihdamının azaldığını görüyorsunuz. Niye? Çünkü orta ücretli mesleklerden, fabrikada çalışan işçiler, ofiste çalışan ve algoritmalar tarafından otomasyona tabi olan mesleklerden  bahsediyoruz burada. Yani burada benim otomasyondan bahsettiğim şey bu orta tabaka mesleklerin makinalara ve algoritmalara geçmesi ve bunda görüyorsunuz ki her ülkede, İtalya’da, Avusturya’da, Danimarka’da, İngiltere’de, Fransa’da hepsinde aynı şekilde olduğu. Bazılarında bunun yerine daha yüksek ücretli işler ortaya çıkıyor, bazılarında daha düşük ücretli işler ortaya çıkıyor ama hepsinde bu orta tabakanın erimesi var. Şimdi Türkiye’ye yavaş yavaş gelirken diyebilirsiniz ki bu gelişmekte olan ülkelerin bir problemi, ama değil. Çünkü aslında Hindistan, Türkiye ve Latin Amerika gibi ülkeler için çok daha fazla önemi var bunların, çünkü aynı zamanda otomasyon daha önceden bu ülkelerden ithal edilen malların da otomasyonu anlamına geliyor ve uluslararası iş bölümünün, iş dağılımının çok değiştiğini görüyoruz. Bunların hepsinin Covid-19 sürecinde daha da arttığını görüyoruz.”

Toplam Faktör Verimliliği nedir?

“Şimdi ikinci probleme geçelim. Üretkenlik. Peki bari bu kadar otomasyon yapıyoruz bunun iş gücüne, iş talebine, işsizliğe ve eşitsizliğe birçok negatif etkisi var. Bari üretkenlik olarak bundan faydalanabiliyor muyuz? Bu soruyu eğer Silikon Vadisi’ndeki birçok insana sorarsanız evet derler. Derler ki yeni teknolojiler çok radikal, organizasyonları çok değiştiriyorlar bazıları kazanacaklar, çok zeki olan insanlar kazanacaklar o kadar yetenekli olmayan insanlar kaybedecekler ama önemli değil çünkü o kadar üretkenliğimizi arttıracaklar ki herkesin refahı daha iyi hale gelecek. Bu neredeyse bir dini görüş gibi herkesin inandığı bir şey ama ekonomistlerin bu konuya olan yaklaşımı biraz daha basit. Bunun önce verilerle bakılması lazım ve ekonomistlerin en basit kavramlarından bir tanesi bu konuda, toplam faktör verimliliği. Toplam faktör verimliliği çok basit bir kavram aslında. Şunu söylüyor, gayrisafi milli hasılanın büyümesine bakın bundan ne kadarı iş gücü artışına ya da eğitim artışına ne kadarı sermaye artışına bağlı onları çıkartın geri kalan nedir? O saf bir verimlilik.

Amerikan ekonomisinin 1940’larda 50’ler 60’larda toplam faktör verimliliğine bakarsak çok yüksek. %3’ün üstünde, bazı on senelerde %1.5-2 ama özellikle son teknolojinin en hızlı ilerlediği dönemde toplam faktör verimliliğinde çok büyük bir düşüş var. Şu anda %0,5… Yani üretkenlik konusunda teknolojilerden yeterince yararlanamıyoruz demek bu problemi olduğundan bile az göstermek demektir. Gerçekten o kadar çok yeni teknolojinin girdiği bir dünya ekonomisinde toplam faktör verimliliğinin bu kadar düşük olması çarpıcı bir şey.”

“Refah Devleti 3.0” nedir?

“Peki Covid-19 sonrası dünyayı nasıl yeniden yapabiliriz o zaman? Bu konuda şunu vurgulamak istiyorum. Birçok gelecek var bize açık. Her şeyi olduğu gibi yapıp geri Covid-19 öncesi dünyaya dönmeye çalışabiliriz ama bence bu trajik olur. Çünkü dediğim gibi çok problem vardı Covid-19 öncesinde ve Covid-19 süresince bunlar daha da kötü hale geldiler. Yanlış dersler öğrenebiliriz. Örneğin Çin’i kopyalamaya kalkabiliriz. Biraz önce dediğim gibi demokrasinin değerini vurgulamamın nedeni Çin’i kopyalama stratejisinin ne kadar kötü olduğunu anlatmak için ve aslında biz eğer Türkiye ya da Amerika ya da Fransa olarak  Çin’i kopyalamaya kalkarsak, benim araştırmalarım aslında, Çin’den de kötü hale geleceklerini gösteriyor. Çünkü Çin’in başarısı baskıdan, demokrasiyi kapatmasından gelmiyor, bürokratik verimlilikten geliyor ve bu bürokratik verimlilik Çin tarihine bakarsanız 2500 sene içinde yavaş yavaş gelişen ve devletin despotik yapısına rağmen gelişebilmiş bir sistem. Amerika ya da Türkiye Çin’i kopyalamaya kalkarsa bu bürokratik verimliliği asla elde edemeyecek. Sadece baskıyı elde edebilecek. Üçüncü olasılık ise silikon şirketlerine, Silikon Vadisi’ne, teknoloji şirketlerine daha da fazla sosyal güç, daha da fazla liderlik vermek. Bunun niye kötü olduğunu herhalde anlatmama gerek yok çünkü hem verimlilik hem eşitsizlik konusundaki negatif etkilerini vurguladım ama aslında daha da kötü çünkü bence teknoloji şirketlerinin sosyal yapıya olan etkileri demokrasiyi de zayıflatıyor. Bu konuda çok daha fazla konuşmak isterim çünkü gerçekten bu da benim araştırmalarımın bir parçası ama burada vaktim olmayacak. Onun yerine benim vurgulamak istediğim şu ki bizim önümüzde değişik bir yol var. Kolay bir yol değil ama bence hem olası bir yol hem de biraz önce bahsettiğim üç problemi de bir ölçü de olsa çözebilecek. Üretkenliği arttıracak, eşitsizliği azaltacak ve demokrasiyi kuvvetlendirecek ve buna “Refah Devleti 3.0” diyorum.

Refah Devleti 3.0’a giden yol dar bir koridor

“Kesinlikle oraya (Refah Devleti 3.0) gitmek kolay değil… Niye kolay değil? Çünkü böyle bir reformu yapmanın en olası yolu demokratik kurumlardan geliyor ama demokrasinin zaten zayıfladığını söylemiştim ve daha da zayıflamaya devam edebilir. Demokratik olarak buraya gitmemiz olası ama kolay değil. Bir süreç olarak önce demokrasinin ve sivil toplumun kuvvetlenmesi lazım. İkincisi aslında burada bahsettiğimiz şeyler çok zor ve tehlikeli yollar. Birincisi bu refah devletinden bahsettiğim şey devletin yeni sorumluluklar alması ve bu sorumlulukların içinde eskiden devletin oynadığı roller var. Örneğin refah devletini sağlamak, ama yenileri de var. Örneğin teknolojinin regülasyonu. Teknoloji hangi tarafa gidecek? İklim değişimine nasıl etkide bulunacak? İşe, yapay zekâya nasıl etkide bulunacak? Bunların hiçbiri kolay değil ama zorlukların belki de herkesin aklına hemen gelmeyen başka yönleri de var. Örneğin Hayek’in, 20. yüzyılın en önemli sosyal bilim kitaplarından bir tanesini yazmasının nedeni 1942’den başlayarak İngiltere’deki refah devletinin kuruluşuna bir tepki olaraktı ve Hayek’in söylediği şuydu: Eğer devleti bu kadar kuvvetli yaparsanız, bu kadar yeni sorumluluklar verirseniz devlete, bu özgürlükleri ortadan kaldırır, yeni bir totalitarizm ortaya çıkar. Niye peki ben Hayek’in söylediklerine rağmen devletin daha da fazla sorumluluklarını üstüne aldığı bir gelecek olması gerektiğini söylüyorum, bunun da yanıtı bir açıdan bizim James Robinson ile yeni yazdığımız kitapta var (Dar Koridor). Bunu bir dakika içinde söylemenin yolu tabii ki iyi değil çünkü çok daha uzun bir argüman ama çok kısa bir şekilde söylemem gerekirse Hayek aslında çok önemli noktaları vurgulamasına rağmen doğru değildi. Doğru olmamasının nedeniyse Hayek düşündü ki devlet kuvvetli olacak. Devlet kuvvetli olursa toplum zayıflayacak. Bizim kitapta vurguladığımız şey ise aslında demokrasinin ve özgürlüğün ve ekonominin aslında en üretken şekilde gelişmesinin yolu bu dar koridorun içinde ve bu dar koridorda devletin ve toplumun güçleri bir denge içinde.  Eğer bu dar koridorun içindeyseniz dinamikler öyle bir yöne gidebilir ki hem devlet hem toplum daha da derinleşen bir güce sahip olabilirler. Hayek şu korkuyla oraya yaklaştı, devleti çok güçlü yaparsanız Çin gibi olacağız ya da Rusya gibi olacağız ama oysa ki İsveç’te, İngiltere’de, Avrupa’da gördüğümüz şey şuydu: devlet kuvvetlendikçe demokrasi de kuvvetlendi. Demokrasi derinleşti. Sivil toplum çok daha fazla siyasete katılmaya başladı ve bunun sonucu olarak da devletin gücü daha pozitif bir şekilde kullanılmaya başladı ve eğer benim dediğim Refah Devleti 3.0’ı kuracaksak demokrasinin derinleşmesi, sivil toplumun derinleşmesi en önemli unsur. Ben bunu hala mümkün olduğunu düşünüyorum ama kesinlikle kolay olduğunu savunmuyorum.”

Teknoloji şirketlerinin, Silikon Vadisi devlerinin yarattığı fikir tekeli

“Örneğin bilgisayar sektörünün ilk aşamalarına bakarsanız o kadar değişik vizyonlar vardı ki bu vizyonlar birbirleriyle çatışma halindeydiler ama hepsi paralel olarak geliştiler çok uzun bir süre. İkincisi ise devlet çok önemli bir rol oynuyordu. Örneğin Amerika’nın en önemli teknolojilerine bakın. İnternetten, sensörlere, antibiyotiklere, uçak teknolojisine.. Bu konuların hepsinde devlet hem ilk başta teknolojik liderlik gösterdi hem de talep yarattı. Son 30 sene içinde devletin rolü tamamen ortadan kalktı. Devletin araştırmaya verdiği destek azaldı ama aynı zamanda devlet artık liderlik rolünde oynamıyor ve bu yüzden benim biraz önce geçerken söylediğim şey, bu teknoloji şirketleri bir fikir tekeli yarattılar. Vizyonu onlar belirliyor, yeterince değişik sesler yok ve bence bu değişik sesleri ortaya getirmek, değişik vizyonları ortaya çıkartmak çok önemli ve bunun da tabi ki ilk adımı bu şirketlerin büyüklüğünü biraz azaltmak. Ama daha da önemlisi bu şirketlerin teknoloji üzerine olan monopolünü azaltmak.”

Covid-19 ve küreselleşme

“Küreselleşme de teknoloji gibi çok hızlı büyüdü. Küreselleşme de teknoloji gibi birçok insanın, bize refah getirecek, herkesin işine yarayacak, kimse bundan negatif olarak etkilenmeyecek şeklindeki söyleminin bir parçasıydı. Bundan anladığımız şu ki küreselleşmede de aynı teknoloji gibi kazananlar var kaybedenler var… Daha önce söylediğim gibi Amerika’ya, hatta Avrupa’ya, hatta Türkiye’ye gelen Çin’den ucuz ithaller sonucu birçok insan işini kaybetti. Ücretlerde düşüşler oldu. Daha da önemlisi finansal küreselleşme dengesiz bir şekilde geliştiği için sermaye iş gücüne karşı bu kadar kuvvetlendi. Ve aynı teknoloji gibi küreselleşmenin de tek yolu yok, birçok değişik şekilde yapılabilir. Örneğin küreselleşme öyle bir yapılabilir ki işçilerin iş gücüne daha az hakkı olan yerlerde daha ucuz ücretle üretilen mallar bir avantaj kazanmasın ya da sermaye büyük bir avantaj kazanmasın. Bunların hepsini düşünmek lazım ama belki de daha önemlisi teknolojide de olduğu gibi, belki de daha fazla,  küreselleşmenin değişik yönleri jeopolitik dengeler tarafından belirleniyor ve Çin ve Amerika arasındaki artan problemler yeni Biden hükümeti tarafından ortadan kalkmayacak çünkü teknolojiyle ilgili, stratejik güçle ilgili. Aynı zamanda Covid-19’dan dolayı görüyoruz ki hem çok pozitif şeyleri var küreselleşmenin hem çok negatif şeyleri var. Uluslararası işbirliği olmadığı için küreselleşmenin ne kadar zorluklar yarattığını görüyoruz ama aynı zamanda aşının şu anda birçok ülkede üretilmesinin nedeni de bilginin küreselleşmesi. Örneğin ilk başından başlayarak Sars-Cov-2 virüsünün DNAsının çözülüp bunun her ülkeye aktarılmasıyla da ilgili.”

 

guest
0 Yorum
Inline Feedbacks
View all comments