Evet, fotoğraf deyip geçmemek gerekir. Bazı kareler, yalnızca bir anı dondurmaz; bir simgeye, bir düşünceye, hatta bir ideolojiye dönüşür. Çünkü simgeler ve semboller, ideolojinin temelini oluşturur. Kavramsal disiplinle birleştiğinde ise bir felsefeye, bir programa, bir stratejiye ve en nihayetinde bir politikaya dönüşür.
İdeolojisiz politika olmaz. İdeolojisiz bir politika, yönsüz bir gemi gibidir. Rüzgar nereden eserse, oraya savrulur.
Devrimci strateji bize şunu öğretir: İdeolojide katılık, politikada esneklik gerekir. Ancak ne yazık ki son yıllarda bu iki kavram da anlam kaymasına uğradı. Katılıktan doğmatiklik, esneklikten ise ilkesizlik anlaşılır hale geldi.
Oysa ideoloji ile politika arasındaki ilişki, diyalektik bir dengedir. Bu denge bozulduğunda, alanlar iç içe geçer ve geriye ne program kalır, ne de strateji.
Bazı fotoğraflar vardır ki; bir duruşu, bir tercihi, hatta bir sınıfsal pozisyonu ele verir. Son kamuoyuna yansıyan malum fotoğrafların bazı kareleri, “politik esneklik” sınırlarını fazlasıyla zorlamaktadır. Bu tür görüntüleri diplomatik zarafet ya da siyasal nezaket çerçevesinde açıklamak mümkün değil. Aksine, bu kareler bize ideolojik omurgasızlığın net bir ifadesini sunuyor.
Ve evet, bu omurgasızlık da bir yere denk düşüyor: Orta sınıf duruşuna.
Kürt hareketi bir süredir demokratik siyaset alanına önem vermek istiyor. Ancak bu alanda seçilmek ve parlamentoya girmek gibi hedeflerle sınırlı kalan bir yaklaşım gelişti. Bu, tam anlamıyla bir orta sınıf anlayışıdır. Ve beraberinde ne yazık ki bürokratikleşmeyi, kişisel ilişkilerin öne çıktığı bir siyaset tarzını getirdi.
Bugün Kürt hareketi sancılı bir dönemden geçiyor. Bu sancının temelinde de, demokratik siyaset alanına yerleşen orta sınıf anlayışı yatıyor. Demokratik alan doğası gereği orta sınıfın büyümesine zemin sunuyor. Son gelişmeler gösteriyor ki, orta sınıf anlayışına karşı daha net mücadele verilmesi gerekiyor.
Kolay bir dönüşüm değil bu. Kırk yıla yakın bir süre volantarist mücadeleye dayanan bir yapıdan söz ediyoruz. Bir süre öncesine kadar demokratik alan tali, devrimci alan ise esas kabul ediliyordu. Ancak 1990’lardan itibaren gelişen yeni dünya dönemi, yeni arayışları da beraberinde getirdi.
2000’lerden bu yana Kürt hareketinin benimsediği paradigma, yatay örgütlenme ve kolektif katılımı gerektiriyor. Fakat özellikle Suriye sahasında yaşanan gelişmeler, zorunlu olarak hiyerarşik ve volantarist yapıları yeniden devreye soktu. Bu durum, Kuzeydoğu Suriye’de belli oranda karşılık bulsa da, genel çerçevede örgütsel ve zihinsel bir karmaşaya yol açtı.
Önümüzdeki süreçte bu karmaşanın net biçimde giderilmesi gerekiyor. Bunun için dört temel başlık öne çıkıyor:
1. Mevcut paradigma doğrultusunda örgütlenme modelinin yeniden tanımlanması,
2. Bu modele uygun kadro ve kitle çalışmasının tarif edilmesi,
3. Ve eğer hedef ulus-devlet yerine ortak yaşam ise, bu yaşam biçimine uygun ortak mücadele alanlarının inşa edilmesi,
4. Orta sınıf anlayışı olan bürokratizme, ahbap çavuş ilişkilerine karşı mücadele edilmesi gerekmektedir.







