Haziran Öyküleri-1 / Atilla Ermutlu

HomeWelt

Haziran Öyküleri-1 / Atilla Ermutlu

Rüzgarları anlatabilmek kolay değildir. Rüzgarları anlatabilmek için, rüzgar gibi sözcükler olmalı. Bunları bulmak o kadar zor ki. Aradan geçen bunca yıldan sonra, hele o rüzgar bir karabasan fırtınasında kırıldıysa ve hele de yeni rüzgarlar henüz esmeye başlamamışken…

O SABAH CAZ MÜZİĞİ YENİ BİR RİTME KAVUŞTU

Ulaş ve Özgür’e

Lacivert bir Volkswagen kent dışına çıkan geniş caddede hızla ilerliyordu. Arabayı kullanan genç adam rampanın ortasında benzinci önünde bir kalabalık görünce ayağını gazdan hafifçe çekti…

İlk yaz ayının son serinliği otomobilin camından içeri giriyor, yüzünü yalayıp geçiyordu. Esmer, top sakallı genç adam sabahın arı havasını ciğerlerine çekiyor, ara sıra gözlerini dikiz aynasına çeviriyor, takip edilip edilmediğini anlamaya çalışıyordu. Arkasından kimsenin gelmediğini görünce kendini rahat hissediyordu. “Önemli bir randevu bu, çok dikkatli olmalıyım” diye içinden geçirdi. Randevu yerine az kalmıştı. “Geç kalmamalıyım” diye düşündü. Saatine tekrar baktı. Henüz erkendi. Acele etmesine gerek yoktu. Uzanıp radyoyu açtı. Öğrencilik yıllarından tanıdığı sıcak bir caz parçasının hüzünlü saksafon solosu arabanın içini doldurdu. Önce öğrencilik yıllarını hatırladı. İçini özlem kapladı. Ne kadar uzun zaman geçmişti. Bekar odasının boş yalnız gecelerinde sabaha kadar arkadaşıyla ders çalışırken tek dalgalı radyosundan caz parçaları dinler, siyahilerin prangalarının çıkardığı sesleri anımsardı. Saksafonun sesini zincirin şakırtılarını, siyahilerin inlemelerine benzetirdi. Gözleri yanındaki boş koltukta eski bir gazete manşetine takıldı. “İsrail uçakları, Filistin…” Saksafonun tiz çığlıkları en üst perdeye çıkmış, genç adam duygusallığının doruğunda, imgeleminde siyahilerle, Filistinlileri özleştirmişti. Şimdi her siyahi bir Filistinliydi. Genizden gelen yakıcı, iç paralayıcı seslerde Filistinli çocukların çığlıklarına dönüşmüş İsrail bombaları, davulun tok vuruşlarına karışmıştı. Gözünün önünde Filistin trajedisi vardı. Oraları gidip gördüğü, halkını yakından tanıdığı, mücadelesinin tadına vardığı topraklardı. O topraklara düşen bombaları kendi canında hissediyordu. Aç, ayakları çıplak, babasız esmer çocuklarını sevmişti. Filistin için ne yapılır sorusuna; “Filistin için kurşun sıkılır” cevabını vermişti. Şu anda yolda olmasının sebebi Filistin için kurşun sıkmaktı. Bunu düşündükçe seviniyor, gurur duyuyordu.

“Rampa ortasında, benzincinin önündeki bu kalabalığın anlamı nedir?” diye düşündü. Gözlerini açtı, dikkatle bakmaya çalıştı. Merak dikkatini arttırıyordu. Dikkati arttıkça da kalabalığın gizemi çözülmeye başlıyordu. Kafasında şekillenen düşünceyle irkildi. Bu bir polis çevirmesi miydi? Aklına gelen ilk düşünce onu korkuttu. Aranıyordu. Arabanın polislerce biliniyor olması nedeniyle kendisi için bir takip düzenlendiğini sandı. Gaza basıp hızla uzaklaşmayı düşündü ancak arabanın bozukluğundan dolayı hızla kaçamayacağı aklına geldi. Kalabalıkta trafik polislerini görünce, bunun bir trafik kontrolü olabileceğini düşündü. Yavaşlayarak arabasını durdurmaya çalışan polisin işaret ettiği yere sürdü. Evraklarının sağlamlığına emin olduğundan durdu. Yanına yaklaşan polisin silahını doğrulttuğunu görünce elini kaldırıp “Bir dakika ahbap, ne yapıyorsun?” diye seslendi. Aynı anda da hızla gaza bastı. Benzinciden uzaklaşıyordu. Arkasından kurşun yağmuru başladı. Rampayı çıkmadan yanına yaklaşan bir Mercedes’ten namlular uzandı. Kurtulamayacağını anlamıştı. Gazı köklemeye çalıştı. Arayı açamıyordu. Volkswagen’in motoru boğuluyordu. İradesi kaderine zincirli bir köle gibi boyun eğiyordu. Yenilmişti.

Başına sıkılan bir mermiyle cansız bir cisim haline dönüştü. Araba kontrolsüzce ilerledi ve yol kenarındaki parka yuvarlandı.

Arabanın açık camından hüznün müziği haziran sabahını dolduruyordu. Saksafonun ağlamaklı sesi, ölümün bir kader olmadığını vurgularcasına gitarın aksak ritmiyle destekleniyordu. Özlü bir yaşam direnci, ölümün zafere dönüşebileceğini, piyanonun akorlarıyla muştuluyordu. O haziran sabahı caz müziği yeni bir ritme kavuştu.

Memet Sönmez

Resim çizim: Emine Bora

guest
0 Yorum
Inline Feedbacks
View all comments