İhracatla büyüme: Ne kadar kalıcı?

Mustafa Sönmez
İthalata aşırı bağımlılık nedeniyle ihracatın yüzde 37 artması ve rekor kırması dahi ödemeler dengesi açığı sorununu ortadan kaldırmaya yetmiyor.

Türkiye’nin gayri safi yurt içi hasılasının (GSYİH) 2021 yılı ikinci çeyreğinde yüzde 22’ye yaklaşan sansasyonel büyümesinde COVID-19 pandemisinin 2020’deki ağır küçülme bazı etkili oldu. Ama bunun dışında bir büyüme ivmesinin sonuçta rol oynadığı söylenmelidir. Bunda da ihracatın artışı önemli bir yer tutuyor. 22 puanlık büyüme artışının 14 puana yakını iç talepteki artıştan rüzgâr alırken, ihracatın da 11 puana yakın katkı yaptığı saptandı.

Kuşkusuz yatırımlar da büyümeye katkıda bulunurken, stoklardaki erime ve ithalat da büyümeye ters rüzgâr etkisi yaptılar. Net ihracatın büyümeye katkısı 7 puana yaklaştı.

İhracatın büyümeye ve ödemeler dengesine katkısının yılın üçüncü çeyreğinde de aynı tempo ile sürdüğünü öncü göstergelerden izleyebiliyoruz.

Ticaret Bakanlığı’nın öncü verilerine göre bu yılın ocak-ağustos aylarını kapsayan sekiz aylık döneminde ihracat artışı yüzde 37’ye ulaşırken tutarı da 140 milyar doları geçti. Aynı dönemde ithalat ise yüzde 26 arttı ve 170 milyar doları buldu. Böylece dış ticarette açık da 30 milyar dolara yaklaştı.

Ağustos itibarıyla son bir yılda ihracat 208.4 milyar dolara, ithalat 255.2 milyar dolara vardı; yıllık açık 47 milyar dolar dolayında.

İhracat rekor düzeyde, ithalat da 2013 sonrasının en yükseğinde.

İhracatın tırmanışında, COVID-19 pandemisi nedeniyle Avrupa’nın, hatta ABD’nin Asya’dan ithalat yerine, yükselen navlun fiyatlarından kaçarak yakınlık avantajı nedeniyle kısmen Türkiye’yi tercih etmesi, önemli bir etken olarak kabul ediliyor. Türk ihracatçıların bu yönelimi canlı tutmak için fiyatlarda damping yoluna da gittikleri, yurt dışı üretici fiyatlarından izlenebiliyor.

İhracatçılar içerideki yüksek işsizlikten, emeğin fiyatını ucuzlatmaktan yararlandıkları gibi, döviz fiyatlarındaki yükselişi de ihracatı teşvik edici bir kaldıraç olarak kullanıyorlar.

Ne var ki sanayi ürünlerinin üretiminde ithal girdiye, teçhizata bağımlılık, ihracat arttıkça ithalatı da artırıyor.

Hem ihracat hem de yurtiçi talep artışı, üretim artışını, üretim ise hammadde ithalatını gerektiriyor. Büyüdükçe ve büyüme ivmelendikçe cari açığa yansıyor. Bu nedenledir ki ihracatın yüzde 37 artması ve rekor kırması dahi ödemeler dengesi açığı sorununu ortadan kaldırmaya yetmiyor.

Birçok gözlemciye göre yılın ikinci yarısında cari açık küçülecek, hükümete göre de 21 milyar dolarda kalacak.

Uzun yıllar inşaat odaklı bir büyümeyi benimseyen AKP iktidarı, son tahlilde iç pazara dönük, döviz kazandırmak yerine tükettiren inşaatta deniz bitince döviz kazandırıcı sanayi ürünleri ihracatına sarıldı. Özellikle 2021 yılının büyümesinde ihracat öne çıktı. Yakın zamanda açıklanan Orta Vadeli Program (OVP) 2022-2024 başlıklı “yol haritasında” 2021’in tamamında yüzde 9 artış göstermesi hedeflenen GSYİH’ye katkıda net ihracatın payının 3,4 puan olacağı belirtildi. Sansasyonel büyüme gerçekleştirilen 2021 yılı ikinci çeyreğinde, net ihracatın yüzde 22’lik büyümeye katkısının 7 puana yakın gerçekleştiği de aynı raporda belirtildi.

2021’de gerçekleşen yüksek ihracat katkısının sonraki yıllarda sürmesi mümkün mü? Buna, iktidarın pembe OVP’si bile evet diyemiyor. Raporda 2022’de ve takip eden yıllarda büyüme oranı yüzde 5-5,5 arası öngörülürken net ihracatın katkısının 1 puanı ancak bulacağı öngörülüyor. Yine de ihracatın kalıcı olarak teşviki için bazı önlemlere yer verileceğinden söz edilmiyor değil. Örnek olarak OVP’den birkaç madde:

“Yüksek katma değerli üretimin canlandırılması ve ihracatı destekleme amacıyla yeni pazarlara erişimi kolaylaştıracak ana ulaştırma ve lojistik koridorları geliştirilecek ve iyileştirilecektir.

Düşük teknolojili ürünlerin yoğun olduğu sektörlerde kalite, tasarım ve markalaşmayı sağlayacak politikalar izlenerek ihracatın katma değeri artırılacaktır.”

OVP’ye göre 2021 sonunda 211 milyar doları bulması beklenen ihracattaki artışta COVID-19 ikliminin özgül koşulları da rol oynadı. Bunun başında, Kuzey Amerika ve Avrupa merkez ülkelerinin Asya’dan yaptıkları ithalatı itici kılan navlun fiyatlarındaki sert artışlar geldi. Bu durumu, Türkiye’nin en önemli ihracat maddesi olan konfeksiyonun ihracatçılarının raporundan okumak iyi olacaktır. Şöyle deniyor: “Navlun maliyetlerindeki artışın Türkiye çıkışlı ve Türkiye varışlı seferlerde de geçerli olmasına karşın, Uzakdoğu ve Çin hatlarındaki navlun maliyetlerindeki artışın çok daha fazla olması nedeniyle Türkiye’nin başlıca pazarı olan Avrupa’ya ve ayrıca ABD’ye olan ihracatında bir miktar avantaj elde ettiği belirtilmektedir.”

Ancak jeopolitiği nedeniyle Türkiye ihracatçısına yarayan bu yüksek navlun fiyatları, madalyonun öteki yüzündeki ithalatı da etkiledi. Aynı kuruluşun bir diğer raporunda da buna vurgu yapılarak şöyle deniyor: “Asya’dan Avrupa’ya navlun maliyetlerindeki artış hazır giyim sektörümüzün Avrupa’ya ihracatı için rekabet avantajı olsa da, sektörün Uzakdoğu Asya’dan hammadde tedarikinin de maliyetini artırıp tedarik zincirini sıkıntıya sokmaktadır.”

Net ihracatçı olan konfeksiyon, gıda, tekstil, deri gibi sektörlerde bile ithalat ihtiyacı yüzde 50’leri bulabilen Türkiye’nin Asya’dan girdi tedariki, bu kez yüksek navlun fiyatlarından darbe alabilmektedir.

İhracat madalyonunun öteki yüzünün ithalat olduğu ve ihracat arttıkça ithalatın da arttığını hatırlamak gerekiyor. OVP, 2021 yılında 211 milyar dolarlık ihracata ulaşılacağını müjdelemektedir ama aynı yıl 258 milyar dolarlık bir ithalat faturası olacağını da belirtmektedir. Sonuçta, ihracat fırlasa da ortada yıllık 47 milyar dolarlık bir dış ticaret açığı olacağı gerçeği vardır.

İthalata aşırı bağımlılığı, özellikle döviz kurunun düşük seyrettiği 2003-2013 arasında dert etmeyen AKP iktidarı, yerli sanayinin birçok alt dalını yıkıcı ithalata ezdirince, bugün ihracat yapmak için daha çok ithalata ihtiyaç duyuyor. Örneğin ihraç ettiği konfeksiyonun kumaşını, fermuarını, düğmesini ithalatla karşılamak durumunda kalmaktadır. Oysa 2003 öncesi bunlar Türkiye’de üretilebiliyordu ve döviz kuru düşük seyrederken yıkıcı ithalat önlenmedi, yerli sanayiler kepenk kapadı. Bugün, ihracata uzun soluk aldırmayan ve güç vermeyen de bu kendi bindiği dalı kesen, uzağı göremeyen miyop politikalar.

Geriye ihracata rüzgâr olsun diye ne kalmaktadır? Birincisi yüksek işsizliğin getirdiği ucuzlatılmış işgücü. Bu, özellikle düşük teknolojili ihraç ürünlerinde tepe tepe kullanılıyor. Ekonomi büyürken işgücünün payı azalıyor. İkinci önemli kaldıraç, döviz fiyatlarının hızlı tırmanışı. 2021 ağustosu itibarıyla yıllık dolar fiyatı artışı yüzde 17’yi buldu. Bu tırmanış, ithalat ayağında sorun yaratırken ihracata gülümsüyor ve bunun hatırına fiyatlarda dampinge bile gidiliyor. Nitekim sanayicinin yurt dışına sattığı malların fiyatları, yurt içi fiyatlarının altında seyrediyor. Bu da ucuza ihracat demek ve “yoksullaştırıcı” terimini kullanan iktisatçılar da var.

Ne olursa olsun, Türkiye’nin gelecekte ağır cari açık krizleri yaşamaması, ihracatı teşvik etmesine, ihracata dönük, yüksek ücretlerden kaçmayan yüksek katma değerli sanayi ürünler üretip satmasına bağlı. Ama bunun sistemli, istikrarlı ve güven verici biçimde teşviki gerekiyor. Geç kalınmış olsa da çıkış burada.

 

Al-Monitor

guest
0 Yorum
Inline Feedbacks
View all comments
0
Would love your thoughts, please comment.x
()
x