İlk Katil İnsan

HomeManşet Yazarlar

İlk Katil İnsan

İnsanın insanı öldürmesi eski çağlarda ok ve baltanın icadı ile başlar. Bu öldürücü aletlerle cinayet işleyen ilk katil kimdir bilmiyoruz! Ondan bir resim ya da figür kaldığını da sanmıyorum. Acaba o katil erkek mi, dişi mi? Çok gerilere gitmeye gerek yok, birkaç bin yıllık insanlık tarihine göz attığımızda o katilin cinsiyeti hakkında bir fikir sahibi olabiliriz.
Ben heykeltıraş olsaydım onun lanetlenmiş halini sembolleştiren bir heykelini yapardım. Kocaman açılmış gözlerinde ışıldayan vahşi bir parıltı, bir elinde kanlı bir ok, öteki elinde kan damlayan bir balta ve ayağının dibinde kanlar içinde parçalanmış insan bedenleri. Sonra da bu ibretlik heykeli götürüp uğrak bir şehrin işlek bir yerine koyardım. Nasıl ki, Müslümanlar her yıl hacca gidip “Şeytan” taşlıyorsa, insanın insanı öldürmesine karşı olan herkes yılın belli bir gününde gidip yeryüzünün o ilk katil adamını lanetlerdi. Böyle bir araya gelme hali, her renk ve dilden insanların kaynaştıkları, bir amaç etrafında birleştikleri ve ilerleyen zamanlarda dünya insanlık ailesine dönüştükleri bir platform işlevi de görebilirdi.
İnsanlık bir birini öldürmek için ne yazık ki ok ve baltayla yetinmedi, daha çok ve daha kolay öldürmek için barutu ve silahı icat etti.  Sonra atom bombası gibi sadece insanı değil her türlü canlıyı yok eden bir kitlesel kıyım silahı geliştirdi.

İLAHLAR DEVLETLERİN KANUNLARIYLA KORUNUYOR

Silah üretimi ve satışı hırsızlık, gasp, uyuşturucu madde satmak, ırza geçmek, kadın ticareti yapmak gibi yüz kızartıcı suçlardan daha da ağır bir insanlık suçuyken, ne tuhaftır ki dudak uçuklatan bir meşruluk zırhı ile korumaya alınmış. Bu organize suçu devletlerin çıkardığı kanunlar koruyor. Silah üreticisi firmalar da devletlerin bu güvencesi altında ürettikleri silahları galerilerde arsızca sergileyip bir birleri ile yarışıyorlar.
Bugün yeryüzünde silah üretmeyen devlet yok denecek kadar azdır. Bazı devletlerin ekonomisi ağırlıklı olarak silah üretimine dayanıyor. Dünya adeta bir silah cephaneliğine dönüşmüştür. Savaşlardan beslenen devletler halklar arasında savaş patlak verince, bir de utanmazca “sağduyu” çağrısı yapıyorlar. İnsanların kanları sel gibi toprağa akarken, silah tüccarlarının kasalarına da oluk oluk paralar akıyor. Ne de olsa onların gözünde bir canın değeri bir kurşun kadardır.

 KENDİ KATİLİNİ ALKIŞLAYANLAR

Ülke ekonomilerini azgın bir fare gibi kemirip bitiren bu yağmaya karşı çıkanların gücü ne yazık ki sınırlı kalıyor. Bazı ırkçı kafalar var ki, kendi devletlerinin milyar dolarlar harcayarak aldıkları savaş uçakları ve silahlarla gurur duyuyorlar. Bilmezler ki, bu silahların parası kendi çocuklarının ekmeğinden kesiliyor. Bunlar kendi katilini alkışlayan maktulden farksızdırlar. Bu ruh hali bilinç devrimi geçirmemiş toplumların ortak karakteridir.
Böyle toplumlarda katiller el üstünde tutulur ve önlerinde düğme iliklenir. Hapishanelerin en itibarlıları cinayet işleyenlerdir.

Geçmiş yıllarda bir sabah Ankara Dedeman otelinde kalan bir arkadaşımı görmeye gitmiştim. Gecenin yorgunluğunu henüz üstünden atamayan uyku mahmuru lobide cam kenarında bir koltuğa oturup arkadaşımın gelmesini bekliyordum. Bir ara asansörün olduğu tarafta telaşlı bir kaynaşma oldu. Resepsiyondaki özel kıyafetli görevliler ellerini bir saygı ifadesiyle yanda tutarak yüzlerinde resmi bir ifadeyle o tarafa döndüler. Omzunda topuklarına kadar inen koyu renk bir palto taşıyan kırklı yaşlarda, siyah düz saçlarını yana taramış iri kıyım esmer bir adam, avcı bakışlarla etrafı ablukaya alan sekiz on genç arasında heybetle gelip törensi bir edayla koltuklardan birine çöktü. Oturuşunda her an ayağa fırlayıp nara atacakmış gibi bir hava okunuyordu. Dolgun yüzüne betondan bir sertlik kondurmuştu. Etrafa bakmak bir zayıflık belirtisiymiş gibi,çatılmış kalın kaşlarının altından koyu kahverengi bakışlarını önündeki boşluğa dikmişti.

Lobi bir anda gergin bir sessizliğe bürünmüştü. Adam omzundaki paltoyu çıkarmadan hafifçe öne eğilmiş bir halde, dirseklerini dizlerine dayayarak, kalın parmaklı esmer elindeki kehribar tespihi bir düşünce fırtınası arasında şakırtıyla çekerken, bellerindeki şişkinlikten silahlı oldukları belli olan siyah takım elbise içindeki genç korumaları ayakta pür dikkat sokağı kolluyorlardı. Genç bir garson heyecandan düşüp bayılacakmış gibi bir ürkeklikle bakır bir tepside getirdiği kahveyi gölge sessizliği içinde adamın önündeki sehpaya bırakarak, öne eğilmiş bir halde geri geri çekilmiş, itaatkâr bakışlarını içeride buz gibi bir hava estiren adamdan uzun süre alamamıştı.

Adamın kendinden emin o kibirli oturuşu ve somurtkan yüzü zihnime kazınmış gibi hep canlı kaldı gözlerimin önünde. Aylar sonra onun bir gazetede çıkan fotoğrafını görünce şaşırdım ve bilgisizliğime güldüm. Meğer o adam adını çokça duyduğum İstanbul’un ünlü kabadayılarından biriydi. Herkesin tanıdığı bu kabadayının talimatı ile ne çok insan öldürülmüştü! Adam öldürmek en pis insanlık suçu değilmiş gibi pek çok yerde ondan övgü ve hayranlıkla söz edilirdi. Gördüğü itibar başvurduğu şiddetin yoğunluğu ve öldürdüğü insan sayısıyla orantılıydı. Tetikçiler hapiste, o ise devlet ve siyaset adamları ile sır dolu işler peşindeydi.

İnsan kasabı Hitler insanlık için bir felaket olan dünya savaşından zaferle çıksaydı pek çok baş önünde eğilecekti.

POSOFLULARIN SİVİL İNTİKAMI

Bana Kars’ta avukatlık yaptığım günlerde anlatılmıştı: Posof’un bir köyünde belâlı bir adam kışın evinin damındaki karı bitişik komşusunun evinin üzerine kürümüş. Komşusu buna itiraz edince elindeki kürekle zavallı adamı kafasını yararak öldürmüş. Bütün köy halkı bu sebepsiz cinayet karşısında şaşkınlık geçirirken, katil mahkemece tutuklanıp hapse atılmış. Aradan uzun yıllar geçmiş, katil cezasını çektikten sonra köyüne dönmüş. Ancak köyde hiç kimse onunla konuşmamış, ona selam vermemiş, selamını da almamışlar. Gördüklerinde de arkalarını dönmüşler ona. Hapishanede herkesin önünde saygıyla eğildiği katil neye uğradığını şaşırmış. Bu sert dışlanmaya ancak iki ay dayanabilmiş, sonra evini alıp İzmir’e göçmüş. İzmir’deki köylüleri de yüz vermemişler ona. Adam konuşacağı kimse olmayınca kendisini evine kapatmış.Bir gün eşi gittiği semt pazarından dönünce onu evin tavanındaki demir kancaya bağladığı bir ipte asılı bulmuş.

KORKAKLARIN SİLAH AŞKI

Bir de silah hastası olanlar var. Korkak oldukları için silaha bağımlıdırlar. Silahsız sokağa çıkamazlar, çıktıklarında ise hep tedirgin ve telaşlıdırlar. Silahını çocuğu gibi sevip okşayan insanlar bile var.

Silah eskiden olduğu gibi bugün de bir tahakküm aracıdır. Dünyanın esenliğe kavuşması için silahlardan temizlenmesi şarttır. Şiddetten tamamen arınmış ortak bir ruha ve bu ruhun şekillendirdiği bir toplumlar koalisyonuna ihtiyaç var.

Yeryüzünde silahlar ve ordular oldukça dünya huzura kavuşamaz. İnsanlık cephaneler üzerinde yaşamayı reddetmelidir.

23 Aralık 2003

(Yirmi yıl önce yazdığım bu makaleyi Rusya ve Ukrayna arasındaki savaşta hayatını kaybedenlere adıyorum.)

guest
0 Yorum
Inline Feedbacks
View all comments