NAİM KANDEMİR
2014 yılıydı. Yaşadığımız taşra şehrine söyleşi ve imza gününe gelmişti. Taşrada bu tür etkinlikler, hele de sevdiğiniz bir yazarı görecek ve dinleyecek olmanız sevinç kaynağı oluyor.
İmzalatmak için, kitaplığımdan bir kitabını alıp gittim söyleşi ve imzanın yapılacağı mekâna.
Yazar, kendisine verilen süre içerisinde hayatından, kitaplarından zevkle dinlenir bir üslupla bahsedip sözü etkinliğin kolaylaştırıcısına bıraktı.
Kolaylaştırıcının rehberliğinde soru-cevap bölümünde elimi kaldırıp söz aldım ve kısa kısa dört sorum var yazara, derken kolaylaştırıcı hemen araya girip;
–Sadece bir soru hakkınız var. Yoksa, imzaya zaman kalmaz,
diye uyarınca ben mecburen tabi desem de, bir çırpıda dört sorumu birbirine ulayıp tek bir soru gibi sorunca yazara, Mıgırdiç Margosyan masasında ellerini iki yana açıp gülümseyerek;
–Ben şimdi nasıl yanıtlayayım bu kapsamlı merakı?
deyiverdi ve böylece uzun sorum yanıtsız, merakım baki kaldı.
Soru-cevaptan sonra kitap imzalatma kuyruğuna girip sıram gelince masanın üzerine koydum Margosyan’ın eski baskı Gâvur Mahallesi’ni. Hemen sordu:
–Nerden buldunuz bu baskıyı?
Kitabı imzaladıktan sonra da sordu:
–Siz ne iş yapıyorsunuz?
-Emekliyim
-Hayır, yazmayla uğraşıyor musunuz?
-İyi bir okur olmaya çalışıyorum
dedimse de yüz ifadesiyle pek inanmadığını belirterek,
–Hadi öyle olsun…
Son cümlesi böyle olmuştu.
Güle güle Gâvur Mahallesi’nin güzel insanı.
Belli ki bizler bir süre daha gâvur mahallesinin sakinleri olacağız bu ülkede. Bir tek hanesi bile kalmasa da bu ülkede gâvur mahallesinin senin anlattığın gâvur mahallesi hep yaşayacak zihinlerde.
3 Nisan 2022
Kütahya











