Kış ortasında büyüyecek bu aşk: 2021

düş görmüyorum artık, kulağıma gelen sesleri işitiyorum; yakından sanki daha da yakından işitiyorum her şeyi.

ağzınla işlemeli bir mendili tutuyorsun, üstüne eski bir tarihin unutulmaması dileklerinin yazıldığı bir mendili.

sonra o adamlar geliyor, tanımadığım o kara adamlar geliyorlar, kentleri göğsümüzden alıp daha yüksek rakımlara işaretliyorlar.

sedyeye teslim ettiğim göğsüme bir karış uzunluğunda bir neşter atıyorlar, yardıkları yerin içine eski bir rakamın dökülen paslarını silkeliyorlar.

senin sandığım o bilinçaltımdaki gözlerini hatırlıyorum…

işitiyorum, kırılmış kulaklarımla işitiyorum sesini bilinçaltımda;

bir cerrah şöyle sesleniyor;

ağzındaki ölüm otunu çekip alın bunun, ömründeki o güz otunu da, çekip alın…

çekiyorlar ve çekip alıyorlar ömrümün altında kırılan kopmuş o uzun ipi.

seni nefesimden çeker gibi o ipi çekip alıyorlar…

canın yanıyor, irkiliyorsun ağzında tuttuğun o mendile doğru,

bu bir başka irkilme, bir başka irkilme bu; göğsünden irkiliyorsun sanki, karnında unuttuğun bir anıdan irkilir gibi irkiliyorsun, bir betonda donmuş gözlerinden irkilir gibi irkiliyorsun, bir sesi, unuttuğun bir sesi hatırlayıp irkiliyorsun…

ve sonra işte neşter

ve senin kalbinde kalan o küçük yasalar irkiliyor tek tek.

ve bir çiğ tanesi;

kendini ördüğü o soğuk bir dalda donan o bir çiğ tanesi kendine doğru irkiliyor kalbini duyunca senin.

düş görmüyorum artık, dağı kestikleri bir denizin koynunda doğruyorlar hepimizi!

senin ağzında sabah oluyor,

senin ağzında bir rüya büyüyor, un ufak bir rüya, oturmuş onu öğütüyorlar şimdi de!

 

ellerini kızından bir alevin ütüne tutup yüzüne veriyorsun, kalbinden ve parmağından bir sevgiyi ısıtıp ouzaktan bir mektup yazıyorsun bana; “koşmaktan yoruldum sevgilim!” diye başlıyorsun.

herkes yorularak başlıyor hayata ve işte yenilginin ilk enternasyonal adımını atıyoruz seninle…

gözlerim kayıyor yorgun bu yılın sonunda

giydirdiğim bir oduncu gömleğini ilikliyorum şimdi babamın kollarına…

irkiliyorsun, kolumdan kopan bir iliğin sesine.

irkiliyorsun, gittiğimiz sokağın ayak seslerini hatırlarken…

bir kış ortasında beklenmedik o bir ağaç, yoksulluktan sıkışmış bir ağaç, herkesin kendisini astığı bir ağaç ve herkesin kendisini kurtarmak istediği o bir ağaç durduk yere çiçek açıyor; kışın, sokağın, hayatın ve ağzının tam ortasında.

yalnızlıktan kurumuş dudaklarının tam üstünde bir gül açıyor, şiirden bir gül,

şairden kısa bir ömür gibi koşuyorsun, devrime koşar gibi hayata koşuyorun.

“kimse ölmeyecek artık” diyerek koşuyorsun, “yeter” deyip koşuyorsun, ağzında annemi unutup…

sesini duyuyorum göğsümden, sedyede neşter vurulmuş bir acının ortasından alır gibi sesimi, koşuyorsun.

bir rüya, uyanmak istemediğim bir rüya, ellerinde büyüyor senin…

kadınlar partizanların gömleklerini dikiyorlar, gözlerimde son acısı iyileşiyor bir annenin.

bir rüya, son rüya olsun istiyorum!

son rüyamız bu.

neşterin ağzında büyüyen son rüyamız bu.

bilinçaltımda yeşeren seslere sarıyorum kendimi artık.

ağzımdaki ölüm otunu çekip alıyorum, ömrümdeki o güz otunu da…

rüyamın sonuna gelirken

sen; ağzımdan, hayattan ve aşktan kırdıkları ve aldıkları ne varsa ellerinde kış ortasında yeşeren o ağacı hatırlayıp

ellerini gökyüzüne açıp

güneş oluyorsun

kalbine vurmak istedikleri bir neştere doğru…

düş görmüyorum da yaşadıklarıma bakıyorum!

bir rüyaydı bu, uyanmayalım diyorsun…

bakıyorum dudaklarında bir aşk gibi oluyor,

kış ortasında büyüyen bir aşk gibi oluyor yeni yıl. 2021.

Mazlum Çetinkaya

 

 

 

 

 

guest
0 Yorum
Inline Feedbacks
View all comments
0
Would love your thoughts, please comment.x
()
x