Eski otobüs firması Ulusoy’un Her Şey Zamanında diye bir marka sloganı vardı. Halkın deyişiyle de dişin keserken yiyecen’di. Tüm bu vb. sözler tecrübelerin sonucu.
Yıldız futbolcular yaşları ilerleyince, mesleki melekeleri zayıfladıkça, eski kaliteli oyun sistemlerini kaybettiklerinde şanıyla jübile yaparlar. Böyle yapmayıp da Süper Lig’den 1. Lig’e, oradan Amatör Lig’e kadar giden var mıdır bilmem ama bu hâl hazmedilemez.
Aynı şekilde bir berber, elleri titremeye, gözleri az görmeye başlayınca, istemese de hayat re’sen emekli eder onu.
Sahne sanatçıları için de durum aynı değil mi? Assolist çaptan düşünce, sesinin kalitesi bozulunca, kendisini paralasa da gazinocular ona mikrofonu vermez olurlar. Bu hâle gelen assolist ille de şarkı söylicem, diye üvertürlüğe düşmeyi kabul eder mi? Ederse, yılların emeğiyle sağladığı itibarını zedelemez mi?
Mankenlerde de durum aynı. Podyuma çıkmanın da bir yaş haddi var. Bunu belirleyen fiziki yaşlanma. Bir mankenin çok iyi yürümesi, fitliğini koruması defile organizasyonlarında yeterli bir kriter değil…
Birçok meslekten verdiğim örneklerden anlaşıldığı gibi bu zamanında bırakma/devretme meselesi sol için de ciddi bir sorun.
***
Eskiden beri burjuva politikacılarının koltuklarına yapışık oldukları sözlü-yazılı mizah konusudur. Bizim tarafta da çok farklı olmadı ama. Güldük, başımıza mı geldi? Hele de solun ağır yenilgiler aldığı ülkemizde bu iş daha vahim hâle geliyor.
Hayat iksirini arayanlar var da koltukta kalmanın formülünü bulanlar daha cevval demek ki! Sahnenin tozunu kapanların sahnede ölmek istedikleri söylenir. Koltuğun-iktidarın tozunu kapanlar için de doğru mu bu?
Bu meyanda eskilerden hatırladığım koltuk bağımlılarından bazı isimleri sıralayınca bizim kuşak ve daha eski kuşaklar da hatırlayacaklardır: Hüsamettin Tiyanşan, Halil Tunç, Halit Narin, Derviş Günday, Rifat Hisarcıklıoğlu, Bendevi Palandöken ; Süleyman Demirel, İsmet İnönü, Bülent Ecevit, Necmettin Erbakan, Alparslan Türkeş; Fidel Castro, Ho Chi Min, Nyan Giap, Stalin, Tito…
Verdiğim bu örneklerdeki bazıları gibi alanlarında teorik-pratik başarı kaydetmiş isimler gibi olsalar diyeceğiz ki adam başarmış, hak ediyor. Burjuva partilerdeki gibi delege pazarı da yok bildiğim kadarıyla, bu işin sırrı nerede o zaman? Çocukluğumuzdaki maçlarda topun sahibi çocuk futbol oynayacak bir hâlde olmasa da topun hatırına maç kadrosuna banko girerdi. Ahlaki olmasa da hayatın gerçeği böyleydi…
Burjuva partilerinin liderlerinin bir kısmı seçim kazanır, kimisi de koalisyonlara girerdi. Ama 13 seçimde başında bulunduğu partiyi çırak çıkartan usulca bir kenara çekilir diye bekliyorsun, nafile. Kurultayda kaybediyor, mızıkçılık yapıp oyuncağını kaybeden çocuk gibi çırpınıp duruyor. Böyle yaparak tabanın nefretini kazandığını ne zaman anlayacak bilemiyoruz.
Koltuğa bu kadar meraklıysan, yaptır bir baba koltuğu, git evine otur yayıla yayıla. Yok, olur mu? İlle, partinin makam koltuğunda oturacak. Anlaşılıyor ki koltuk sevdası çok tehlikeli bir sevdadır, kara sevda. Bu sevdası için parti kuranlar bile var. Bu bir nevi meslek hastalığı!
Koltuk kavramı edebiyatın ve sanatın da konusu oldu. İlk hatırladığımız Kemal Sunal’ın başrolde oynadığı Koltuk Budalası filmi ve Koltuk Sevdası televizyon dizisi. Aziz Nesin’in iki öykü kitabı var: Koltuk ve Bir Koltuk Nasıl Devrilir?
***
Bizim tarafta koltuğa yapışanlar sadece kendilerini yıpratmıyorlar. Taşıdıkları sol-sosyalist temsiliyet nedeniyle bizim tarafa komple zarar veriyorlar. Kendilerinin de yıpranmalarını istemeyiz ama sol, sosyalizm tarafını yıpratmaya hakları olduğunu kimse söyleyemez.
Merak ediyor insan, bizim tarafta da bu koltuk düşkünlüğünün sebebi insan yetişmemesi mi, yoksa koltuğa yapışan kalkmıyor mu? İki halde de vaziyet can sıkıcı.
Bu hâl, Türkiye solunun da kronik hastalığı. Yeni kuşaklar umarım bu hastalığı kendilerine bulaştırmazlar.
Yenilgiyi izâh etmek zordur ama susarak da ömür mü tamamlanır?
İnsanın içi acıyor. Gençliğimizde birçoğumuzun idolü oldular, bu güzel bir hatıra. Hiç olmazsa, bu hatıraya gölge düşürmesinler. İnsanlar, yine sizleri o güzel hatıraları arasında muhafaza etsinler. Kaf Dağı’nın tepesinden kar istemiyor kimse;
78 Kuşağı’nın, Derviş Günday’ı, Hüsamettin Tiyanşan’ı, Bendevi Palandöken’i… olmayın!
Ece Ayhan’ın Mor Külhani şiirine nazire:
Babalar koltuktan sessizce çekilmesini bilmelidir.












