Susmanın vakti değil, daha faza ses, daha fazla örgütlülük, daha fazla direniş!
Her şeye evet diyen bir “barış” olmaz.
Her şeye baş sallayan bir “kardeşlik” olmaz.
Güç ve dengeyi kaybedenler her adımını kaybeder.
Bir kaç günde binlerce insan öldürülüyorsa, o yeryüzü susuyorsa ve o yeryüzü kafasını kuma gömüyorsa yaşamanın anlamı kalmıyor…
İnsan olduğumdan şüpheleniyorum,
İnsan olduğumdan kuşku duyuyorum susuyorsam bunca zulüm karşısında.
Alevinin kaybettiği yerde Kürt de kaybeder.
Alevinin kaybettiği yerde Sünni de kaybeder.
Suriye’nin kaybettiği yerde Türkiye de kaybeder, ve barışın kaybettiği yerde her zaman savaş kazanır!
Kurulan kötülük cumhuriyetlerinin ömrü kısa olur, Suriye bir kötülük cumhuriyetine dönüştü.
Katiller, eli tetikte katiller ve o katillere ses çıkarmayanlar ve akşam sofrasına birlikte oturup Allah diyenler…
Ah şu durmadan Allahhh diyenler!
Binlerce insan Allah’a inandığını haykıran oruçlu ağızlar tarafından öldürülüyor;
Binlerce çocuk oruçlu ağızlarca tekbirler eşliğinde katlediliyor,
Binlerce kadın 8 Martta Dünya Emekçi Kadınlar Günü’nde katlediliyor.
Bu halklar sizi aştı artık, barış aklınızı, yalanlarınızı, sahte sözlerinizi aştılar…
Sessizliğin vakti değil, susmanın vakti değil.
Bunlar bizi ölüme alıştırmak istiyorlar.
Bunlar bizi katliamlara alıştırmak istiyorlar!
Sustukça sıra Kürtlere gelecek…
Bir yanım Kürt, bir yanım alevi, kibriti nereme çakarsan o yanım tutuşuyor; zalim bir dünya, merhametini yitirmiş bir coğrafya, her tarafı katillerle dolu bir Ortadoğu.
Herkes suspus!
Ve vicdanı olmayanların şaklabanlığı, çocuğu olmayanların bizim çocuklarımızın kanı üstünde uydurdukları “sözde barış!” çağrıları da ayrı bir dert!
Ve yine bu saatte bir çocuk öldürülüyordur biz uykumuzdayken…
Vicdanı olmayanın aklı olsa neye yarar.
Akıl çıkardan başka bir şey değildir ki, aklın senin çıkarındır ama vicdanın insanlığındır.
İşte vicdanı yitirdik akıl ararken kendimize, bu coğrafya vicdanını yitirdi, aklı da ne kadar varsa artık.
Bunca vicdansızlığın ortasında yalnız kalan Aleviler!
Bunca vicdansızlığın ortasında acımayan ve durmadan acıtan bir Dünya!
Ve bunca vicdansızlığın üzerine bu çığlıkları işitmeyen bir Tanrı!
Katillere ve katillerin destekçilerine ses çıkarmayan insan hakları kurumları, barışseverler, dünya; neredesiniz!
Ağzına dipçiklerle vurulan, ağzı kan dolmuş, elleri arkasından bağlanmış o kadının haykırışını duymayan dünya, duymayan insan hakları, neredesin!
Kendisinden olmayanın katledilmesine sessiz kalan da o katliama ortaktır. Kendisinden olmayanın gözyaşına merhamet göstermeyenin merhametine inanmam, onun vicdanı da sahtedir, onun sözleri de, onun barışı da…
Utanmaz devletler, utanmaz siyaset oyunları, utanmaz demokrasi savunuculukları arasında kalmış halklar.
Yüzünde bir avuç sakal taşıyanlar, dilinde Allah’ı eksik etmeyenler, elinde silahlarla evleri basanlar ve onlara cesaret veren komşu devlet(ler)!
Ve bütün bunlara sessiz kalan insanlık!
Ve bütün bu olup biteni boynuna taktıkları kravatlarla siyaset malzemesi yapan utanmaz siyasetçiler.
Vicdanı ve merhameti olanlarla, varsa, kaldıysa…
Sırtımıza vicdanımızı yüklenelim.
Geç kalma vicdan, ne zaman yola çıkacaksın sen!







