Orucunuz batsın!

 

Neval Sultan İzmir

Nisan 2021

 

Bu Ramazan, orucu bozan şeylerde aynılık devam ettiği için sorusu olan olursa kopyala-yapıştır yapmaya, tek satır kalem oynatmamaya söz vermiştim…

Gel gör ki ülkenin Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Derya Yanık’ın gündeme bomba gibi düşen sözleri “Sen kopyala-yapıştır rahatı göremeyeceksin Neval Sultan” dedirtti…

Bakanımız, 23 Nisan dolayısıyla makama sembolik olarak oturttuğu çocuğa kameralar karşısında “Tabii Ramazan olduğu için bir şey ikram edemedik. Biraz önce sözleştik biz; Ramazan’dan sonra, koruma evinde kaldığı beş arkadaşıyla beraber bize misafir olarak gelecek. Çikolata ve çay hakkımızı o zaman kullanacağız.” demiş.

Meğer bakan bile olsa sadece orucu bozan şeyleri değil, orucun da ne olduğunu, amacını, Kur’an’ın Ramazan ayı ile neyi emrettiğini bilmiyor olabiliyormuş insan… Olsun, ‘bilmemek ayıp değil öğrenmemek ayıp’ demişler… Ben de Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi öğretmeni olduğuma göre bu kimliğimi kullanarak anlatayım Sayın Bakanımıza…

Sayın Bakanım, İslam dininin tek kaynağı olan Kur’an’ı Kerim’de Allah bizlere temel ilkeler sunmuştur. Bu temel ilkeler sosyal yaşamımızdan ikili ilişkilerimize kadar, ekonomik durumumuzdan Allah’la iletişimimize kadar neyin nasıl olması gerektiğinin sınırlarını belirler. Mesela Hucurat suresi 12. ayette Allah ‘birbirinizin kusurlarını araştırmayın, mahremiyet sınırlarını geçmeyin’ der. Bu, eğer karşındaki kusurlu ise onu tatlılıkla örtmek demektir. Ayrıca kişiye ait olması gereken, bizi kişi olarak ilgilendirmeyen özel hayat korunmalı anlamına gelir. Özel hayatın korunması için din, dil, ırk, cinsiyet ve yaş(!) farklılığına bakılmaz. Bebek de ifşa edilemez yetişkin de… Özellikle çocukların ise çok özel bir önemle korunması gerekir çünkü kendilerini koruyacak, savunacak veya haklarını arayacak yetkinlikleri yoktur. Gerçi siz bunu elbette çok iyi biliyorsunuzdur, sonuçta isminizin önünde “Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı” yazıyor.

Sayın Bakanım -bu girişten sonra- Farsçası oruç olan ve Kur’an’da aslı sawm/siyam olan ibadetin, sizin sandığınız gibi(sanırım öyle sanıyorsunuz) sadece aç kalma ritüeli olmadığını açıklayarak başlayayım. Bu, Kur’an’ın indiği ay olan Ramazan ayı içerisinde Kur’an’la hem hal olabilmek için kendini, konstantrasyon kaybına sebep olabilecek yeme/içme/cinsel ilişki/konuşma gibi eylemlerden mümkün mertebe uzak tutarak, Kur’an’ın ilkelerini yaşama geçirebilmek için öğrenme ve eğitim sürecidir. Bireysel olabileceği gibi bir toplumdaki insanların çoğunluğu bir araya gelerek de bu faaliyeti yerine getirebilir.

İlkokul dörtten beri öğretilen bir diğer ilkenin ise sadece İslam dininde değil, diğer tüm dinlerde de dini kabul ve sorumluluk yerine getirmenin ilk şartının “Akıllı ve ergenlik çağına gelmiş olmak” olduğunu herkes bilir.

Ayrıca Kur’an’da bireysel yapılan bu eylem genelde herhangi bir suçtan ve hatalı davranıştan sonra kefaret olarak bizlere tavsiye edilmiştir. Bu şu demektir: Eğer kaza ile birine zarar verdiyseniz ve maddi olarak o zararı telafi edecek durumunuz yoksa mesela 60 gün kesintisiz savm/siyam eylemine girersiniz. Yani 60 gün boyunca mümkün olan en az yeme içme ve bedeni ihtiyaç karşılaması ile yaptığınız hatanın vardığı yeri düşündüğünüz kişisel/içsel bir eğitim/olgunlaştırma sürecine girersiniz. Bir yemini bozduysanız yaptığınızın ne demek olduğunu düşünmeniz için de size sayılı günler olarak böyle bir eylemi yapmanız söylenir Kur’an tarafından…

Anlayacağınız Kur’an’ın yapılmasını emrettiği bu ibadet çocuklar için geçerli değildir. İşin daha ilginç yanı ise ibadetlerin tamamen bireysel olmasıdır. Yani bir başka insanın bedeni üzerinden hiçbir ibadet yapılamayacağı gerçeğidir. Orucu siz tutarsınız, çocuk tutmakla yükümlü değildir. Çocuğu kendi ibadet anlayışına mahkum etmeye, ona seçme hakkı olmadığı bir yaşta bir şeyleri dayatmak denir ki Kur’an yetişkinler için bile Dinde zorlama yoktur” diyerek bu dayatmalara karşı çıkar.

Ayrıca Kur’an’da başka temel ilkeler daha vardır. Mesela yetim ve öksüzlere (din/cinsiyet vs ayrımı olmaksızın) yardım edilmesi gerektiği gibi… Hatta bu o kadar temel bir ilkedir ki üzerine müstakil bir sure vardır Maun diye… Yetime ufacık bir yardımı bile esirgeyenlerin, gösteriş yapanların, iyiliğe engel olanların kıldığı namaza bile “yazıklar olsun!” çeken bir suredir bu…

Bunlar ayetlerde verilen amaçlarıydı… Şimdi gelelim yapılan davranışın ahlaki tarafına…

Sayın Bakanım, etik de denilen ahlak kavramı bugün hemen her meslek tanımına ek olarak kullanılmaktadır ve belli bir mesleği ve görevi ifa eden kişilerden o etik/ahlak kurallarına uygun davranması beklenir. Diğerlerine girmeyelim, siyaset yapıyorsanız da bir “siyaset ahlakı” vardır. Her ne kadar halk nezdinde (suçlusu kimdir bilinmez) siyaset ahlaksızlıkla birlikte anılıyor olsa da siyaset ahlakının en temel kuralı, belli bir makamdaysanız sizden hizmet bekleyen insanları, din-dil-ırk-mezhep-cinsiyet-toplumsal sınıf ayrımlarını ön plana çıkararak bağlı bulunduğunuz parti veya onun propagandası vs için kullanmamanızdır.

Bir diğer bölüm daha var ki Sayın Bakanım, o da davranışın kültürel boyutudur. Bizim kültürümüzde çocuklar değerlidir Bakanım… Çocuğun canı bir şey çektiyse sokaktan geçen insan olsan alır onu verirsin eline… Üzülmesin isteriz hiçbir çocuk. Ağladığını görsek hiç tanımadığımız bir çocuğun, ‘koca adam/kadınız’ demez güldüreyim diye maymunluk yaparız… Alamayacak, veremeyeceksek bir şeyi, yanında o şeyin adını anmayız içi gider diye… Mesela öğretmen olarak bizler mümkün mertebe sınıfa yiyecek sokturmayız, içlerinde alamayan olabilir diye… Bir ikisini engelleyemedim diye tüm sınıfa çikolata almışlığım çoktur mesela… Mesela bizim kültürümüzde çocuklar oruca dayanamadığı için “tekne orucu” tutarlar Sayın Bakanım ve tekne orucu tutan çocuğa gülümsemeyen yetişkin bulamazsınız bu topraklarda…

Çocuk sizin ibadetinizden önceliklidir Sayın Bakanım, siz oruçlusunuz diye o size saygı göstermeyecek; o “çocuk” diye siz ona saygı göstereceksiniz… 23 Nisan’ın Çocuk Bayramı olmasının esas anlamı budur.

Ama olsun, dedik ya “bilmemek ayıp değil öğrenememek ayıp” diye… Bu yazdıklarımı -olur da size ulaşırsa- anlayarak okumanızı temenni ederim. Eğer anlamadığınız bir yer olursa en yakınınızdaki Kur’an Mealine bakabilirsiniz. Diyanete falan da sorabilirsiniz, her ne kadar ehl-i sünnet dininin bayraktarlığını yapıyor olsa da Kur’an’ın temel ilkelerini siyasi çıkarlara göre yontamaz diye düşünüyorum… O da olmazsa ilahiyat hocalarına da danışabilirsiniz.

Başlıkta kullandığım cümle bir beddua veya hakaret cümlesi değildir. Kur’an’ın anlattığı Ramazan ve oruç ibadetinin anlaşılamadığı bir durumun, Kur’an’ın gerçek güneşinin doğması için “batmasını” temenni eden iyi bir dilektir…

Eğer bu acizane tavsiyelerime uyar da yanlışınız üzerine düşünmeye çekilirseniz, Kur’an’ın temel ilkelerini anlamak için daha detaylı okumalar yapmaya başlarsanız ve o zaman diliminde aklınıza bedeni ihtiyaçlarınız gelmezse işte o “Kur’an’ın istediği Ramazan ayı sawm/siyam ibadeti” olacaktır.

Allah kabul etsin, topluma hayırlı olsun…

guest
0 Yorum
Inline Feedbacks
View all comments
0
Would love your thoughts, please comment.x
()
x