ŞAİRDEN ŞAİRE BEŞ SORU ;Abbas Karakaya

HomeSöyleşi

ŞAİRDEN ŞAİRE BEŞ SORU ;Abbas Karakaya

Nasılsa, onu yanımda götüreceğim. Çok kâğıt tükettiğim için bunu ağaç dikerek ödeyeceğim, ödüyorum. Hayata, doğaya, insanlara, mekânlara borçlu olmak, hissetmek kötü bir şey değil. Borçlarımı ödemeye çalışıyorum, diyen Şair Abbas Karakaya,

ŞAİRDEN ŞAİRE BEŞ SORU başlığıyla söyleştik:

 

Şiir ve hayat üzerine yol alıyorsunuz ve hep bir heyecan dolu dizeleriniz. Şair ve akademisyen Abbas Karakaya kimdir?

İnsanın kendisi hakkında konuşması hem zor hem de manipülasyona açık bir konu. Neyse, deneyeyim: Dinlerim, ilgilenirim çevremdekilerle. Coşkulu olduğumu söylerler. Sözden ziyade eylemeyi önceleyen bir yapım var. Sözümle yapıp ettiklerim arasındaki makas çok açılmasın isterim. Söyleyip ama yapmamak rezil olmak demek, çok kötü bir şeydir. Yarışı kendi içimde sürdürme taraflısıyım. Anılarımı, hayatımı yazmak istersem şöyle bir başlık koyardım: Korkuları Aşmak: hayat, acılar, sevinçler. Cesaret en büyük erdemdir. Korkulardan tamamen kurtulmak olanaksız, ama zaten cesaret de korkuyla yüz yüze geldiğinde davranabilme, harekete geçebilme, karşı koyabilme yetisi. Varsa, öte dünyada tek istediğim şey müzik. Sevgi? Nasılsa, onu yanımda götüreceğim. Çok kâğıt tükettiğim için bunu ağaç dikerek ödeyeceğim, ödüyorum. Hayata, doğaya, insanlara, mekânlara borçlu olmak, hissetmek kötü bir şey değil. Borçlarımı ödemeye çalışıyorum.

 

Doğa ve yaşam hakkı mücadelesinde aktif olarak yer alıyorsunuz. Akademisyensiniz, Türkiye’de Akademinin ve genel olarak düşüncenin geldiği nokta neresi?

Düşüncenin geldiği nokta vasatlık, hatta vasatın da altı bir yer ve üretememek. Hamasetin çok alıcı bulduğu, ama içe bakışın yaygın olmadığı yerde bu sonuç şaşırtıcı değil, ama üzücü. Durum bu olunca ormanınızı, dağınızı, ovanızı, suyunuzu madencilere, HES’cilere, altın arayıcılarına, beton ve asfalt lobilerine peşkeş çeker hale geliyorsunuz. Yoksulluk, bir avuç zenginin doymaması hep bildiğimiz sorunlardı, bunlara şimdilerde gezegenin yok oluşu eklendi. Bence şu an en acil, en kutsal mücadelelerin başında iklim krizine (aslında sistemin krizidir) karşı mücadele geliyor. Ben de bu mücadelelerde olmaya çalışıyorum. Önce, yaşadığım ilçedeki rant projelerine karşı çıkarak ve başka mücadelelerle, yani ‘komşularımızla’ dayanışarak.

Dizelerinizin içinde ‘duvarcılar türkü söylüyor, duvar ve şiir birlikte yükseliyor, okuyanı çöken şehirlere götürüyorsunuz, ölü çocuk seslerine… Bütün bu kâbuslardan, şehirlerin bu kaotik halinden, şiir ve hayat bizi nasıl kurtarabilir veya yol aldırabilir sizce?

Son şiir kitabımdaki Ölü Çocuk Sesleri adlı şiire göndermeler var sorunda. Evet, 1970’leri, o yıllarda çocuk olmakla günümüzün çok şansız çocukları, çocukluğu arasında karşıtlıkları göstermek istedim o şiirimde. Sokakların, yolların, çayırların oyun alanı olduğu zamanlardan; inşaatın ve motorlu taşıtların her yaş için kâbusa dönüştüğü yıllara geldik. Kötü, sağlıksız şehirlere…

Bu kâbustan çıkışta şiirin de rolü olabilir. Ama abartmamak da gerek. Çünkü şiir şiire ihtiyacı olanı kurtarabilir. Hatta ‘kurtarmak’ sözü bu bağlamda çok iddialı görünmüyor mu? Yine de Hasan Hüseyin’e  (1927-1984) katılıyorum. Çok sevdiğim, Karagün Dostu adlı şiirinde söylediği gibi, şiir mücadele eden insanı ‘ayakta tutabilir’ ve ‘iğilir yaramıza/dağıtır korkumuzu’ ve şiir ‘bir kalk borusu’ olabilir okuyanda.

Çeviri kitaplarınız ve gazete yazılarınız dışında şiir kitaplarınız da yayımlandı. Son kitabınız, 2021 yılında El Yayınlarından, “Taşıran Damlanın Cesareti” ismiyle 2017 ile 2020 arası yazılmış şiirlerinizden oluşuyor, bize bu kitabınızı anlatır mısın?

Ormanın yaşı sonsuzluk/yürüyenlere açık kalbi ikiliğiyle açılan kitabı, Finike’de Toroslar’da verdikleri doğa mücadelesinde Torosları delik deşik eden taş ocağı sahiplerinin öldürttüğü Aysim ile Ali Ulvi Büyüknohutçu çiftine ithaf ettim. Bence en kıymetli hayat ‘adanmış’ bir hayattır. Kitapta şiirlerden hemen önce de Halil İbrahim Bahar’ın (1928-2010) şu dizeleri yer alıyor: bir karşılıksızlığa adanmıştır/elbette sonunda/ çıktığın kaynağa döndürecek seni. Bakalım, nasıl olacak?

Bu kitabımda üç temel izlek var: savaş karşıtlığı, doğanın yüceltilmesi ve oğlum Mir Ulaş nezdinde çocuklara şiirler. Tarihe düşülmüş notlar diye bakılabilir şiirlerime. Şair İsmet Alıcı kitabım hakkında Doğayı Kucaklayan, Savaş Karşıtı Şiirleriyle Abbas Karakaya adlı uzunca bir yazı yazmıştı Niçin adlı internet sitesinde. Kitabı merak edenlere bu yazıyı önerebilirim.

 “Ömür, ağaç, yağmur ve cesaret” diye dört kavramla bize dünyayı özetleyin deseydik ne söylemek isterdiniz?

Doğada her şey bir başkası için yaşarmış. Yani güneş ağaçların, otların büyümesi için, ağaçlar bunun karşılığında havayı temizliyor, gölgelerini sunuyorlar bize; sıcaktan bunalan ceylan da, insan da ağaçların gölgesine sığınıyor. Su her şeye hayat taşıyor, yani su da kendisi için yaşamıyor. Keşke insan da doğanın bu yönüne daha çok öykünse… Dünya daha yaşanır bir yer olur, diyorum. Başkalarının hayatına değmeden, tabii ki olumlu anlamda, sadece kendin için yaşamanın çok fazla bir kıymeti yok. Benim teklifim ‘adanmış’ hayat. Şiirden de güç alarak dışına doğru yaşamak. Böyle bir hayat için de en fazla cesarete ihtiyacımız var. Sözler de insana cesaret, onur duygusu verebilir. İşte verdiğin dört kavramı böyle bağladım birbirine. Şiiri de unutmadan.

Zamanın için, söyleşi fırsatı için teşekkür ederim sevgili Mazlum Çetinkaya.

Söyleşi: Mazlum Çetinkaya

Abbas KARAKAYA Kimdir:

Sonuncusu bu yıl çıkmış olan toplam dört şiir kitabı var. Yayımlanmış çeviri kitapları: Heretikliğe Çağrı (Anouar Majid, İngilizceden Türkçeye, Alfa yayınları, 2019); Üvercinka (Cemal Süreya, Türkçeden İngilizceye, ABD’de çift dilli olarak yayımlandı, 2010).

Doğa ve yaşam hakları mücadelesi içinde olan Abbas Karakaya, seslendirmeler yapıyor birçok gazetede yazıları yazıyor.

Başlıca kitapları; “Gezi Koyun Çocukların Adını” “Güneşe En Yakın” ve bunların  dışında; “Taşıran Damlanın Cesareti” ise son yayımlanan kitabıdır.

guest
0 Yorum
Inline Feedbacks
View all comments