İlk Göz Ağrısı Mesleğime Veda,
İsrail, Bank Credit Lyonais
ve Osman Kavala.
THY gibi milli bir hava yolu şirketinden sonra çalıştığımız charter firmalarından son üçü de iflas edince ben soluğu Amerika da almıştım, üzgün, kırgındım, ama kime neye? Kırgındım çünkü Noble Air gibi bir şirket ve sahibi Asil Nadir iflas edebiliyorsa, çok şey vardı kırılacak ama çare yoktu ve kaçınılmaz kötü son benim gibi birçok arkadaşımı da bulmuştu. Kabin ekipleri, kokpit ekipleri, dispeçler, istasyon çalışanları, bütün şirket çalışanlarını sayarsak oldukça fazla sayıda kişi işsiz kaldık. 1992 yılında Türkiye’ye döndüğümde de diğer birçok havacı arkadaşımın ve en son şirketimizdeki birçok kişinin de Tur Avrupa Hava Yollarında çalışmaya başladığını ya da başlayacağını öğrendik. Birkaç kişi hep birlikte hareket ettiğimiz için de yine birlikte yeni şirketimizde göreve başladık.
Daha önceki şirketimizden yadigar Boeing -727 uçakları ile uçmak bir zevkti, anılara kavuşmak gibiydi. MD -83 Mc Donnel Douglas uçak tipi de filodaydı, daha sonraları da Rus ekiplerle birlikte Tupolevler geldi onlarla da uçtuk. Her şey ilk günlerden, benden önceki günlerde çok iyiymiş. Ben şirkete katıldıktan sonra da yüksek ücretlerle çalıştık. Yine her şey güzeldi. Bir süre sonra sıkıntılar ortaya çıktı. Bu sefer de ekipler ve arkadaşlar birbirimizi sevdiğimiz için dayanmaya çalıştık. Maaşlar gecikti, idare etmeye çalıştık… Bu tür sıkıntılı ve geciken maaşlarda zaten “acıyı bal eyledik” durumumuz vardı. Bu kaçıncıydı? Yönetim kurulumuz çok önemli eğitim kurumlarından mezun iktisat profesörlerinden oluşuyordu. Merkezimiz Karaköydeki – Nesli Han idi. Haftada bir gün Pazartesileri ofise gider, toplantılar yapar, uçuş programlarımızı alır, evlerimize döner ve Salı gününden itibaren haftalık yeni uçuşlarımıza giderdik. Başka şirketlere başvuru yapsak da hatta kabul edilsek de yine de sonra düşünür, kendi şirketimizi bırakmama kararı alırdık. Hem uçar, görevlerimizi yerine getirir hem de çaresizlik ve para sıkıntısı içinde hesaplar yapardık. Biz zaten birbirimizi eski yıllardan ve eski tecrübelerden de tanırdık. ‘Biraz daha’ diyerek ‘belki’ diyerek zaman geçti. Ta ki bir gün ben Antalya / Tel Aviv uçuşunu yapana kadar…
Ekip olarak Boeing – 727 uçağı ile Antalya – Tel Aviv uçuşunu yaptık. Tel Aviv’deki Ben Gurion uluslararası havalimanına indik. Yolcular uçaktan iner inmez adet olduğu üzere polis köpekleri kontrol edeceklerdi. Temizlik sonrası hazır olan dönüş ikramı ile yolcuları alıp Antalya’ya geri dönecektik; program böyleydi.
Ancak öyle olmadı, bazı görevliler pek de hızlıca uçağa geldiler. “Uçakta borç durumu var, el koyuyoruz” dediler ve genel merkezi Paris’te olan Credit Lyonnais isimli bankanın ismini yazan büyük kağıtları uçağın gövdesine yapıştırdılar. Bütün içecekleri uçaktan çıkardılar. İlaveten yiyecekleri yani tüm dönüş ikramını boşalttılar. Bizleri de organize ettikleri Pegasus Hava yollarının uçağı ile Antalya’ya gönderdiler. Uçuş hayatımda ilk defa uçağımdan, uçağımızdan ayrılırken gözümden yaşlar sessizce süzüldü.
İstanbul dönüşünde Karaköy’deki ofisimizde toplandık. Şirkete icra geldi dendi, borçlar var dendi, zaten alamadığımız maaşlarımızı ve bazı ödenekleri de ne zaman alabileceğimizi bilemeden toplandık. Birbirimizle olduğumuz, resmi iflas açıklaması olan son gündü. Sonra bir daha birbirimizi görmek ve konuşmak için toplandık.
Sonuç: İflas etmiştik!
Bir kaptanımızın eşi avukattı. Bazılarımızın avukatı oldu. Alabildiğimiz ödemeleri aldık. Bunlar uzun süreçlerdi. Daimi hatıram olsun diye aldığım ücretten yüzük yaptırdım ama biraz da ailem ilave etti yoksa altın halkayı da tamamlayamamıştım.
O kadar önemli ve tanınmış finans profesörlerinin de yönetim kurulunda olduğu şirketimiz batmış oldu. Kışları personeli uçmasa, evde otursa da maaş ödeyen, körfez savaşında uçmayan personeline para ödeyen şirketi ele ele verip en amiyane tabirle batıranlardan akılda isimler kalmadı da şirketin sahibi diye “Kızıl Milyarder “ lakaplı, zarif, kibar, beyefendi patronumuz “Osman Kavala”nın üstüne kaldı… Sanki en güzel otellerde oturturken teşekkür etmişiz gibi… Kızanlar çok oldu ama “Finans müdürleri, direktörler, genel müdür, uçuş işletme başkanı neredeler? Bizlerin çıkarını kimler koruyacaktı? Ne oldu?” demediler. Oysa her iyi ödemenin altında olan imza onundu. “Osman Kavala”nın…
Personelinin çıkarlarını koruyan oydu. Bakımını yaptırdığı uçakların ödemesini ‘devletimden para almam’ diye ücret almadan yaptırdığı gibi…
Tek bir gün ödemediği sigortamız yoktu, sonraları emekli olurken işlemlerim yapılırken iyice anladım.
Yıllar sonra tutsak olduğu yere yazdım ve dedim ki;
“Kalbimde hep bir lord gibi hatırlıyorum sizi… Bu sıkıntılar da geçecek ve parmağımdaki yüzük bana son uçuşumu, uçağımı ve iyi ki gitmemişim dediğim günleri hatırlatıyor. Siz bize iyi baktınız. Vicdanınız rahat olsun”.
Her zamanki nezaketi ile cevaplamıştı. Umuyorum ve diliyorum ki o zekice parlayan gözleri, kaldığı sıkıntı veren konaklama alanının kapısından çıktığında da göreceğiz.












Çok üzücü bir durum yaşamışsınız. ( Uçağın mürettebatı iken uçağın hacz edilmesi) Hiç kimse ekmek yediyi şirketinin bu duruma gelmesini istemez. Mutlaka yönetim kurulunun da sorumluluğu vardır vede sorulmuştur diye düşünüyorum. Sen vefalı bir elemanları imişsin. Ne güzel, patronuna zor durumda iken minnetini belirterek yazmışsın. İnşallah adalet yerini bulacaktır. Kalemine sağlık.