Üç5 soruda Şenol Gürel ile “ilesiz”

HomeManşet Haberler

Üç5 soruda Şenol Gürel ile “ilesiz”

Üç5 soruda Şenol Gürel ile “ilesiz”                 

 

Şair için ve Şenol Gürel için dün ve geçmiş nedir, kitabınızın ilk şiirleri de Ülkü Tamer’e, Nilgün Marmara’ya, Harabi’ye adanmış şiirler, yani geçmişe ve düne göndermelerle başlamış. Bir de bu noktada şairin ve şiirin geçmişi üzerinden Şenol Gürel kimdir?

 

Dünde de geçmişte de kalınmamalı; nedir düne, geçmişe gitmeden edemez insan.  Sanatın üretilme sürecinde geçmiş, dün, yarın, gelecek bugünde buluşabilir, şiir üzerinden gidilecek olursa şair, bugünü de yanına alarak tüm zamanları gelecek evinde ağırlayabilir. Kendimizi yaşanmışlardan soyutlayarak yaşanacaklara yürüyemeyiz. Şiir geleceğe gidişte,  gelecekten dönüşte de dünün toprağından geçer.  Geçmişte kaldı dediklerimiz, önümüzdedir de; eski yolları genişleterek, berkiterek geleceğe yürürüz.

İyi şiir, geriden hız alarak koşmayı sever; soluğu gen olanlar, şimdinin ilerisine de gider.  Şiir ya da bir sanat nesnesi, kendisiyle iletişime geçen kişinin yaratıcı yanını etkinleştirici, geliştirici nitelikler taşıyorsa kalıcılığın, zaman üstü olmanın adayıdır.

Şöyle bir düşününce en az üç şiirimin başlığını dünden almışım; dünde, dünce, düncü. Sonradan bir değişiklik yapmazsam ikinci şiir kitabımın adı “çınnn” olacak. çınnn dosyasına, ağırlıkla dağarcığımda çınlayıp duran dün şiirlerimi aldım.

Odunlukta kömür tozları altına sığınmış üç beş şiirimle 12 Eylül 1980’de belleğime ilişerek yakılmaktan kurtulan bir iki şiir kalabildi, on sekiz yaş öncesinden.  Sık sık dünden kalan şiirlerim arasında dolaşırım. Yeni şiirlerimin en az bir ayağının, eskilerin üzerine bastığını söyleyebilirim. Şiirimin kaç ayaklı olduğunu sormayın, şiirden şiire değişir. Şair, yakın geçmişe, uzak geçmişe ağ atmakla kalmamalı, oltasını da uzak geleceğe fırlatmalı.  Gelecekten bugüne şiir çekmeyi denemeli.

ilesiz’de Karacaoğlan, Dadaloğlu, Dağlarca, Necatigil’e adanmış şiirler de var. Onlara borcumu böyle böyle ödemeye çalışıyorum. Yunus’un sesine, Kazak Abdal’ın diline, Harabi’nin tavına imrenirim; onların biçeminden,  boyasından, örgelerinden el alırım.

“…daha unutmak doğmamış yalan türememiş iken

yazının adı şöyle dursun izi yoğ idi

aynamız göğ

betiğimiz toprak idi…”

‘yıkkın’ başlıklı bu şiirimi, Harabi biçeminde biçtim, tavında yoğurdum.

Çocukluk düşlerim, düşlemlerim sevgili anneciğimin annesinden öğrendiği masallarla zenginleşti. Arzu ile Kamber, Aslı ile Kerem, Ağa ile Uşağı, Korkak Kahraman, Cüceler Ülkesinin Devi daha onlarca masal, yüzlerce mani dinledim. Lise 2. Sınıf dönem ödevim, annemin yazdırdığı 600 maniydi. Evimiz türkü evi, deyiş eviydi diyebilirim. Davut Sulari, Mahzuni Şerif, Daimi’nin yanına Fikret Kızılok, İlhan İrem ile Tülay German’ı da ben çağırdım. Geçinip gittik öylece…

 

Hayal Yayınlarından çıkan kitabınız “ilesiz”in ismi oldukça dikkat çekici kitabınız içindeki şiirlerin başlıkları da ha keza ilginç, mesela kitap içinde “isesiz, sezim, demitsiz” gibi şiir başlıklarına rastladım. Kendinize has bir tarz mıdır bu yoksa özellikle mi seçilmiştir bu üst başlıklar. Ne dersiniz?

 

Aşık Veysel, varlığını sazı ile görünür kılmıştır;  Sazsızlık Veysel’in ilesizliğidir. Karagöz ile Hacivat’ın arasındaki “ile” kaldırıldığında Karagöz de Hacivat ilesizdir artık. Cervantes atı Rosinante, silahtarı Sancho Panza ile Don Kişot’u var etti. “ilesiz”, yalnızlığın ötesindeki tümel yoksunluğu anlatır.

ilesiz’de bemae (annesiz) ile birlikte yirmi dört ilesiz şiire yer verdim; yastıksız, anısız, varsız, yekesiz, külsüz bunlardan birkaçı. İlk kitabım “ilesiz”de yer alan 120 şiirle birlikte yaklaşık 700 şiirim var, tümünün başlığı tek sözcük; dizemsi uzun başlıkları sevmem.  Başlığın şiirin içinde bulunmamasına özen gösteririm.

Şiirlerim 1980’den bugüne çeşitli dergilerde yayımlandı; kitaplaştırmayı hep erteledim. İki yüz yıl yaşamayacağımı ısrarla anımsatan arkadaşlarımın baskılarına artık dayanamayınca ilesiz yola çıktı.

 

Bir diğer sorumuz şu: yarın için şair ve ümit kavramlarından hareketle dünyaya ve insana dair ne söylemek isterdiniz?

 

Kendini dünyanın, giderek evrenin sahibi gören insanın, düşleme yetisinden kaynaklanan doğaüstü olma güdüsü, sınırları yadsır. Nedir, insana dünyayı dar eden de yine insandır. Dar etmek deyimini sıkça kullanırım. Bağnazların, tutucuların biricik görevi, güzelliklerden tad alarak yaşamaya çalışan insana dünyayı dar etmektir. Bilim, sanat binlerce yıl yobazlarca kıyımlara uğramış; aydınlar asılmış, yakılmış, zindanlarda çürütülmüş. Bilemediler, eremezler; düşleme yetisinin yaratmaya iten gücünü yok etmek olanaksızdır.

Engellenme, baskı altında tutulma sürecinde diriliğini koruyan umut olgusudur. Umut’un yanına demit’i almak isterim, yakışırlar birbirlerine. Derleme Sözlüğü, demit’i sevinç, neşe kaynağı olarak tanımlamış. Yalın bir umut yerine insanı dirençli kılacak, demitle karılmış umut yeğlenmeli.

Bence toplumların ya da toplulukların bilincini, ona bağlı olarak tepkilerini, tepkelerini tek tek kişiler biçimlendirir. Toplumsal devinimlerin önünü bir ya da birkaç kişi açar. Topluluğu ayağa kalkma tavına getiren de yine o birkaç kişidir. Düğmeye basıldığında istenilen algıyı oluşturarak, toplumu bilinçlendirecek, devinime geçirecek bir özek yoktur. Bu nedenle benim doğrum, tümün üyesi bireyi tanımaya, anlamaya yoğunlaşarak; tekten tüme varmanın yollarını aramaktır. Dolayısıyla bireyedir benim sözüm.

Çoğunluğun beğenisini kazanma ereğiyle kavranması kolaylaştırılmış yapıt üretmek çabası, sanatta bulunması gereken niteliklerden (nesnel gerçeklik, estetik bnz.), üst yaratıcılık evresine ulaşmaktan, dolayısıyla yetkinlikten uzaklaşmayı kaçınılmaz kılar.

Yetkin sanat yapıtlarının büyük kitlelerce kavrandığı, benimsendiği düşüncesi ise kocaman bir yanılsamanın ürünüdür. Güncel dille, insanların birbirlerini dolduruşa getirmesinin yarattığı bu olgu, gerçekliği sorgulanabilir görüngüdür.

 

 

 

Şenol Gürel kimdir:

1962 yılında Erzincan’da doğdu. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi’nden mezun oldu. 1980 – 2022 yılları arasında birçok dergide şiirleri, öyküleri yayımlandı. İlk şiir kitabı ilesiz (Hayal Yay.) 2020, ilk romanı Goncalık 2021.

 

Söyleşi: Mazlum Çetinkaya

guest
0 Yorum
Inline Feedbacks
View all comments