Naim Kandemir
Ankara’ya gidiş gelişlerimizde tanışmıştık. Yine mola verdik yol üstü tesisinde. Uçurtma Tamircisi kitabımdaki bir hikâyeyi 2019 yılında yazmama bu bey ve mekânı vesile olmuştu. İki ay önce aynı tesiste yine masamıza gelince, hikâyesini yazdığımı kendisine söyledim. Bu uğrayışımızda da kitabımı imzalayıp verdik.
Tesiste beyefendiyle sohbet ederken yanına gelen iki torununun isimlerini sorduk. Birinin adı bir akrabamızın çocuğuyla aynı olunca, Onlar artık İsveç’e yerleşti, dedim. Mekân sahibi süzgün gözleriyle bize bakıp, Hocam, ben de bu çocuklar için ikinci vatandaşlık alabileceğim bir ülke arıyorum, deyince içimden; Ayvayı yemişiz de hâlâ kendimizi kandırıyoruz, cümlesini sessizce kurdum. Çünkü bu bey, yaşadığı şehirde yıllarca muhafazakâr-sağcı bir partinin başkanlığını yapmış ve önceki bir seçimde aday olup, epey de oy almış ama seçilememişti.
Ülkeden ve toplumdan umudu kesmek koyu muhafazakârların evlerine, zihinlerine bile girdiyse işin ciddiyeti laiklik, parlamenter sistem vb. kriterlerini çok aşmış demektir. O yakadaki insanlar laiklik falan yok diye ülkelerinden bu kertede umutlarını kesmezler çünkü.
Mekân sahibi sordu tekrar: Biz bu noktaya nasıl geldik? Bu ülkenin kurtulma şansı var mı hâlâ?
-Bunlardan öncekiler, her partiden devlet yöneticisi olanlar devletin hizmetkârlarıydı ama bunlarla birlikte devlet bunların hizmetkârı oldu. Seçimleri kazanınca devleti ve ülkeyi kendilerinin olarak gördüler ve artık hedefleri halkı tebaaya dönüştürmek ki bunu da neredeyse yarı yarıya sağladılar. Bu noktaya gelmemizin temel sebebi bu.
Bundan sonrasına gelirsek; ülke, kaçış rampasını da kaçırdı! Ehliyetsiz bir sürücüyle freni patlamış bir kamyonun akıbeti ne olursa, olacak olan da o.
Bir ülkede eğitimsiz kitleleri başıboş bırakmayacaksın! Bu süreç pahalı bir şekilde bunu öğretti hepimize, ama geç oldu. Bırakırsan; halka takan, boyunduruk vuran çok olur ve bunu halkın saygı duyduğu ve inandığı değerlerle yaparlar ki, kimsenin gıkı çıkmaz ve böylece hokkabazların yaptıklarını kaderleri sanırlar. Bu yolun ve sürecin taşları 12 Eylül darbesiyle döşenmeye başlandı. Halk ve sol türlü yol ve yöntemlerle birbirinden kopartıldı. Solcularla bağı kopartılan halk zaman içinde bir kliğin seçimlerde meşrulaştırıcıları oldu.
Şimdi gelelim başka bir durağa. Tamam, kötüler kötü de bunlardan şikâyet edenler hepten masum mu? Değil! Çoğunun hissesine vebal düşer. Kimilerinin kafası bulandı. Bunların bazıları da kullanışlı aptalı oldu. Kimileri, Cumhuriyetin kazanımlarını savunmak benim işim değil deyip yanlış makamlardan devrim müziği çaldı. Kimileri de laiklik ve düşünce-ifade özgürlüğünü yaşam standardına indirgeyip kendi fanuslarında ilelebet yaşayabileceklerini sandılar. Öte yandan vatan, millet, bayrak, Turan menüsüne sahip olanların bir kısmı epeydir payanda bunlara. Ancak bu kesimin gerçekten vatan derdi olanlarının, jetonları geç düştü. Hal budur kısaca.
Sözlerimi bitirirken, üzgün bakışlarıyla gözlerime bakarak konuştu mekân sahibi: Hocam, Turan-Devrim derken evdeki bulgurdan da olduk desene!
Sustum ve yanımızda duran çocuklara bakarak düşünmeye başladım.
Bazen bir soru, bir cümle, bir gözlem sayfalarca analizi çöpe atabiliyor.
Nereden başlanacağını bilmek umuda en büyük saygı değil midir?
Bütün mesele, nereden başlanacağını bilmektir!
2 Ağustos 2023












Bir yerde yaşam varsa. orada umutta vardır.