Vatansız Mandalinam!

HomeManşet Yazarlar

Vatansız Mandalinam!

Okuyucularım artık öğrenmişlerdir sanırım. Ben de bir Karadenizliyim. Hani kuşağım çocuk ve gençlerinin ilk mahcup sevda türkülerini çığırdıkları, ilk aşklarının adlarını serin suların ürperttiği tenlerini kurutmak için üzerine yattıkları taşlara yazan ve ilk kaçamaklarını yeşillere bezenmiş sularında duyumsayan ve şöyle bir anılarına daldıklarında ‘’vatanım!’’ diyebildikleri derelerimizin çocuklarıydık biz.

Fazla değil sanırım on gün kadar önce bir paylaşım düştü sosyal medyada. ‘’Çanakçı deresine 5. HES’’

Beynime demem yetmez, yüreğimin tam ortasına saplanan bir kara hançer sanki. ‘’Bu benim derem’’ dedim kendi kendime. Tamam. Her HES haberi canımı yakmaktaydı ama bu başka oldu elbette. Başka oldu, çünkü ilk kez işte tam kalbimden vurulmuşa dönmüştüm bu kez.

Demek benim dereme de gelmişti sıra artık. Çok ama çok uzun süre sonra yeniden ‘’vatanıma’’ gidebildiğim o günlerde gördüğüm dere geldi aklıma. Hani, suyu epeyce azalmış, babalarımızın omuzlarında ilk yüzme derslerimizi aldığımız ‘’karagöl, uzungöl’’ lerimizin yerlerinde artık sadece, ancak yakınına vardığımızda duyabileceğimiz akan suyun şırıltısı olsa da deremiz duruyordu yerinde en azından.

Haberi okuduktan bir süre sonra kalkabildim sandalyemden ve balkonuma attım kendimi. Bir sigara yaktım ve dumanını balkonuma sarkan komşu ağaç dalının yeşil yapraklarından sakınarak boşluğa bıraktım ciğerlerimden.

‘’Bir insanın anavatanı çocukluğudur’’ cümlesi geldi aklıma. Doğan Cüceloğlu’ndan duymuştum bir zamanlar. Kendi dünyamla ilgili çok anlamlı bulduğum için de beynimin bir yanına kazınan bir söylem. Altmışlı yaşlarda gençliğin ikinci aşamasını! yaşadığım bu günlerde yine vatanım düşmüştü işte aklıma. Vatanım yani çocukluğum…

‘’Her şey ne kadar küçülmüş!’’ gibi bir duyguya kapılmıştım, yıllar sonrası bir yetişkin olarak köyüme gittiğimde. Çocukken küçük dünyamızın büyük evleri, büyük geniş bahçeleri, arşa uzandığını sandığımız meyve ağaçları ve taşı ve üzerinde taklalar atarak ürününü topladığımız fındık dalları nasıl da normal boyutlarına dönmüşlerdi erişkin bakışlarımızda. Ve dudaklarımda özleme kavuşmuş olmanın mutluluğunu yansıtan bir gülümseyiş, yıllarca ayrılığın hüznünü de yansıtmış olmalıydı ki; bana eşlik eden kardeşimin ‘’uzaklara daldın abi’’ deyişiyle uyanmıştım, fındık harmanımızdaki eski elbiseleri yırtarak yaptığımız topla ikişerli, üçerli çift kale maçımızdan.

Bir sigara daha yakmış olmalıyım bunları düşünürken. Belki de üçüncüsü. Balkonumda hep açık duran bez piknik sandalyeme oturarak devam ettim. Bu kez vatanı olmayanlara takıldı aklım. Hani kentlerde apartmanlara hapsedilen çocukluklar. Ne çıplak ayakla toprağa basabilir, ne çamurlu sokak aralarında top oynayabilir ne de yıkık dökük bir bahçe duvarında otururken örneğin, karşı balkonun güzel kızı veya oğluyla cilveleşebilirler. Apartmanlar, semtler ve hatta şehirler arası göçebedirler. Vatansızdır! onlar. Bir de vatanı olup da vatansız kalmışlar vardır ki; eminim en çok da onların yüreği yanar. Nasıl yanmasın ki?  Ya bir buldozer geçmiştir çocukluklarının üzerinden ve bahçeli gecekondularının yerinde bir AVM tüm şaşaasıyla! müşterilerini beklemekte, ya yakılıp yıkılmış köylerinde artık ot bile bitmemekte ya da bir daha görememek üzere terk etmişlerdir çocukluklarını.

Derken bir köşede korumaya aldığım, saksısında yeni sürgünler veren mandalina fidanıma takıldı gözlerim. Çekirdekten yeşertmiştim iki yıl kadar önce. Bu iklimin canlısı değil, bu nedenle korumama muhtaç. Ne köklerini özgürce salabileceği bir toprağı var ne de

VATANI…

 

Not: Çanakçı (asıl adıyla ELEVİ) deresine yapılmak istenen 5.HES projesi iptal ettirilmiştir.

 

İlyas Zeki Kutlu

13.06 2020  Zürih

 

 

 

 

 

 

guest
0 Yorum
Inline Feedbacks
View all comments