Yine Bir Netflix Dizisi: Uysallar!

HomeManşet Yazarlar

Yine Bir Netflix Dizisi: Uysallar!

(*Yazı spoiler içerir.)

Bir “aile” dizi filmi… Yok, öyle bildiğiniz çoluk çocuk bir araya gelip, çekirdek çıtlatarak seyredebileceğiniz bir aile dizisi değil. Film, Uysallar olarak ün yapmış varlıklı bir ailenin hayatlarını anlatıyor.

Yönetmenliğini Onur Saylak üstlenmiş. Hakan Günday, senaryosunu yazmış.

Filmde yok yok… Öner Erkan’dan Haluk Bilginer’e, Uğur Yücel’den Songül Öden’e kadar herkes var. Drama ve komedi denilir mi, denmez. Biraz trajik biraz komik, biraz burjuva yaşam eleştirisi gibi.

Filmde yok yok… Yok, oyuncu kadrolarından söz etmiyorum. Her ne kadar sınıf olarak farklı yerlerdeysek de davranış nedeni ve biçimleri konusunda senden, benden, bizden başka kimseleri anlatmıyor.

Ölen annelerine sadık gibi görünen bir babanın yıllardır sakladığı gizli aşkı; takım elbiseli, kravatlı genç, başarılı mimarın, çocukluk yıllarından beri bilinç altında sakladığı punkçılığını, geceleri Beyoğlu’nun arka sokaklarında yaşaması; sorumluluğuna verdikleri “yüksek mimar”ın aslında mimar bile olmadığı; “namuslu” ev hanımının gizli sevgilisi; evin delikanlısının içe kapanık, sessiz hallerinin içinde kopan çığlıkları…

Sıra dışı bir film. Filmde kapitalizmin açık, net bir eleştirisi yok. Yüksek gelir düzeyi olan modern geniş bir ailenin göründükleri ile oldukları kişilikleri arasındaki farklılığı traji-komik anlatan dizide bazı semboller kullanılmış. Ama biz onları sloganlaşmış görmüyoruz.  Film henüz başlamışken Nil’i maskeli görmemiz bana Duygu Asena’nın kadının adı yok sözünü çağrıştırdı. Ama asıl Nil’in kimliksizliği, maskesini çıkarttıktan sonra anlaşılıyor.

Gökdelenleri zenginlik ve statü göstergesi olarak algılayabiliriz.

Baba figürü, zengin de olsa değişmiyor. Baskıcı, otoriter olmayı sürdürüyor.

Kadınlar, binlerce yıldan bu yana erkek egemenliği altında sıkışmaya devam ediyor. Dizide oynayan neredeyse bütün kadınlar erkek şiddetine maruz kalıyor. Örneğin hostes olmak isteyen genç kadın var ve belalı sevgilisi tarafından evden dışarı çıkması yasaklanıyor ve şiddete maruz kalıyor.

Punk, dizinin ana çıkış kapısı gibi gösterilse de aslında değil. Evin küçük kızı, kalbinden aklına uzanan davranışları ile dizinin gizli kahramanı gibi. Ama hemen aklınıza öyle bilmiş bir çocuk gelmesin. Güzel, sempatik…

Dizide dünyanın en büyük hapishanesini yapmak fikri senaristin gelişi güzel bir kurgusu değil. Anlatılmak istenen her şeyin bir özeti de… “En büyükler”le anılmak Hitler’de de vardı. Ama burada görmemişlikle beraber mimarlarımıza konu olarak hapishanenin seçilip önüne proje olarak konulması da bir tesadüf değil. Kapitalizmin çöplüğü haline dönüşen; yoksulluğun tetiklediği “suçlar”la beraber Avrupa’nın en büyük hapishanesinin yapılması  arabesk, yeni sömürge ülkelerinde “kalkınma ve zenginlik” olarak görülür.

Dizide herkes nevrotik!

Özetle;

Filmde Kafka’nın böcek Greor Samas’ından Camus’nun ailesinden kopan ve kendine yabancılaşan karekterlerini çağrıştıran, hatta biraz Tolstoy, biraz Turgayyev’in Babalar ve Oğullarına kadar görmek mümkün.

Dahasını siz izleyin, siz söyleyin.

İyi seyirler.

29.04.2022

guest
0 Yorum
Inline Feedbacks
View all comments