Tarihin karanlık sahneleri bazen o sahnelerin ışık hızıyla gerçekleştiği, bir şimşek parlaması gibidir. Kimse o parlama esnasında neler olup bittiğini pek anlamaz ama ortalık aydınlanmaya başladığında her birey o tarih sahnesinde birden bire gün ışığına çıkar. Saklanan aktörler ifşa olur. Heder olanlar ayağa kalkar, “ateşi ve ihaneti gördük” der.
Büyük şair Nazım Hikmet, “28 Kanunisani ‘yi unutma” adlı şiirini yazdığında henüz 22 yaşındadır ve onun şiirine konu olan Mustafa Suphi ise 39 yaşında. Tarihe Tkp’yi kuran kişi olarak geçen Mustafa Suphi 4 Ağustos 1882 Giresun doğumludur. Ve ne ilginçtir ki zamanın Trabzon Vilayeti’ne bağlı olan Giresun’da doğduğu halde, Mustafa Kemal’in tetikçisi ittihatçı Kahya Yahya tarafından Trabzon ‘da öldürülmüştür.
Mustafa Suphi İlk öğrenimini Şam’da, lise öğrenimini ise Erzurum’da görmüş ve Saim amcamın doğduğu 1905 yılında İstanbul Hukuk Mektebi’nden mezun olduktan sonra Paris’te Siyasal Bilgiler Okulu’nu kazanmıştır. 1908’de
Fransa’da bulunduğu dönemlerde, sosyolog olarak nitelendirilebilecek Celestine Bougle gibi düşünürlerin etkisinde kaldığı yıllarda İttihatçılar ile yakın ilişki içerisine girmiş ve o dönemin hükümet gazetesi olan Tanin gazetesinin muhabirliğini yapmıştır. Bu yıllarda Mustafa Suphi, Osmanlı Talebe Birliği’nin başkanlığını da yürütmüş
ve Paris’deki eğitimini tamamladıktan sonra İstanbul’a dönmüştü. Ve döndüğü yıllarda Tanin, Servet-i Fünûn ve Hak gazetelerine yazılar yazmıştı. Hatta “Ticaret Mekteb-i Alisi’nde, Darülmuallimin-i Aliye ve Mekteb-i Sultani’de hukuk ve iktisat dersleri bile vermişti ve o zaman içinde, derin devlet ilişkilerinin boy verdiği İttihat ve Terakki Partisi (Fırkası)’nın 1911 yılındaki genel kongresine Anadolu delegesi olarak katılmıştı. Ama Enver, Talat ve Cemal Paşa’ların ittihatçılığından kopuşu bu kongreden sonra başlar ve 1912 Ağustos’unda bu garip partiden tamamen ayrılır ve hatta bu partiye muhalefet etmeye bile başlar.
1912 yılında Ahmet Ferit’in başkanlığında kurulan ve kurucuları arasında Yusuf Akçura’nın da bulunduğu Millî Meşrutiyet Fırkası’nın kurucuları arasına girer. Ama Mustafa Suphi, İttihatçı Yakup Cemil ve Bahattin Şakir gibi Ermeni Kıtalinde rol oynayan tetikçi katillerin iş gördüğü bir ülkede özellikle yaptığı muhalefetin karşılığı olarak ittihatçı hükümetin 1912 yılının sonlarında başlayan tutuklama, susturma ve sürgün furyasından nasibini alır ve yazılarından ötürü Sinop’a sürülür.
1 milyon altına ülkeyi Almanya ile beraber mihver ülkelerine karşı savaşa sokan Said Halim Paşa’nın yarattığı 1914 savaş atmosferinde, kendisini komünist düşünceyle tanıştıracak olan bir grup arkadaşı ile beraber, Rusya’ya kaçar. Onun bu kaçışı sırasında Mustafa Suphi beraber yola çıktığı diğer sürgünleri de idealleri adına örgütler. Ve bu 14 kişi, Rusya’dan dönen bir taka sahibiyle anlaşarak 24 Mayıs’ta yola çıkıp 29 Mayıs’ da Balıklava’ya, sonra da Sivastopol’a oradan da Azerbaycan’a yani Bakü’ye geçer. Mustafa Suphi bu dönemlerde Osmanlı İttihatçılarına dönük çeşitli faaliyetlerde bulunur. İttihatçıların Almanlarla anlaşıp Osmanlı’nın yaklaşan bu dünya savaşına girmesine karşı çıkar. Rusya’daki Türklerin hayat standartları ile ilgilendiğinden artık Batum’dadır. Ama 1. Cihan Savaşı başladıktan sonra Rus hükûmeti bütün Türk vatandaşlarını, Rusya ‘ya karşı savaşan Almanya’nın savaş ortağı Osmanlılar olduğu için gözaltına alır.
22 Ekim 1914 ‘te Mustafa Suphi’nin de içinde bulunduğu 975 savaş esiri böylece çeşitli işlerde çalıştırılacakları Kaluga’ya gönderilirler. Kasım 1914 koşullarında Mustafa Suphi, ayrı bir sivil gözaltı yaşar ve Starom Torg’da Orlov Podvorya’sına yerleştirilir. Sonrasında ise Blagoveşçenskaya Caddesi’nde bir apartmana taşınır. Bu dönemde Mustafa Suphi, Kaluga Valisi’ne siyasi sığınmacı pasaportu ve geçim kaynağı başvurusunda bulunsa da bu talepleri kabul edilmez ve o yıllar Mustafa Suphi geçimini Fransızca dersi vererek sağlar. 9 Eylül 1915 tarihli tüm Türklerin sürgünü emri üzerine Kaluga valisi, 1 hafta sonra içinde Suphi’nin de olduğu 741 kişiyi bu sefer Urallar’a sürer. Ama Mustafa Suphi, Urallar’da 1915 yılında Rusya Sosyal-Demokrat İşçi Partisi, yani Bolşevik Partisi üyesi olur.
1917 Şubat Devrimi ile serbest kalan Mustafa Suphi, Lenin’in önderlik ettiği 1917 Ekim Devrimi’nden sonra Şubat-Mart 1918 civarında Moskova’ya gider. Burada, Narkomants’a katılıp bir komite altında faaliyet yürütür ve Stalin’in de onayıyla Narkomants’a bağlı Müskom (Müslüman Komiserliği) altında bir Türk Şubesi teşkil eder ve bunun yayın organı olarak “Yeni Dünya’yı “çıkarır. Bu dönemde daha çok Kırım ve Odessa’daki, Rusya kökenli ya da savaş esiri Türkler arasında çalışma yürütür. Kızılordu içinde örgütlenen Türk savaş esirlerinden bir birlik ile Rus İç Savaşına katılır. 17-23 Haziran 1918 tarihlerinde ise Tataristan’ın Kazan kentinde toplanan 1. Müslüman Komünistleri Konferansı sonucu kurulan Tüm-Rusya Müslüman Komünistleri Bolşevik Partisi’ne bağlı olacak bir Türkiye teşkilatının kurulması için konferansta alınan “Türkiye Sol-Sosyalistleri Konferansı toplanması” kararı sonucu, 22-24 Temmuz 1918 tarihlerinde Moskova’da merkezi Müskom binasında Türkiye Sol-Sosyalistleri Konferansını toplayacak ve toplantıda Türk Sosyalist-KomünistlerTeşkilatı isimli bir yapı kuracaktır. Siyasi programın belirleneceği ikinci bir kurultay ise 3 ay sonra tam da iç savaşın ortasına denk geldiğinden, kurultay gerçekleşmeyecektir.
Mustafa Suphi, B. Ömerov ve R. Şakirbeyov’un aktardığına göre, 17 Ocak 1920 tarihinde toplanan Türkistan Müslüman Komünist Örgütleri Merkezi Bürosu (Müsburo) ve 3. Bölgesel Konferansı’na ve 12-18 Ocak 1920 tarihleri arasında toplanan Türkistan Komünist Partisi 5. Genel Bölgesel Konferansı’na böylece katılacak ve 27 Mayıs 1920 tarihinde Muazzez halamın doğduğu yıl Bakü ‘ye varacaktır.
Bu tarihten itibaren Türkiye Komünist Partisi kurucuları arasında Merkez Komitesi Başkanı olarak Mustafa Suphi Kâtib-i Umumî yani Merkez Komitesi Genel Sekreteri Ethem Nejat ve Merkez Komitesi üyesi Kayserili İsmail Hakkı fotoğraflarda görülürler.
Ağustos ayında Kırım Kerç’de Mustafa Suphi Rus sevgilisi Maria Suphi ile evlenir. 10 Eylül 1920’de 15 bölgeden gelen 75 delegenin katılımı ile 10-16 Eylül 1920 tarihleri arasında Türkiye İştirakiyun Teşkilatı 1. Kongresi’ni yapar ve bu kongrede Rusya’daki ve Türkiye’deki tüm teşkilatların birleştirilmesi kararı alınır ve böylece Türkiye Komünist Fırkası (Partisi)TKP kurulmuş olur. Sonrasında, Kurtuluş Savaşı’nın o ateşli günlerinde, bu yüreği vatan aşkıyla çarpan 15 TKP’li, yanlarında taşıdıkları bir sandık altınla Ankara’nın davetiyle milli mücadeleye katılmak üzere TKP Genel başkanı Mustafa Suphi ve eşi Maria Suphi ve yoldaşları olduğu halde Türkiye ‘ye gelirler.
Yıl 1921’dir. Eniştem Ressam İbrahim Balaban’ın doğduğu yıl ( 6.2.1921) ,ülke olarak ateşi ve ihaneti yaşadığımız zamanlardır.
kanunisani 28
karadeniz
burjuvazi
bizon beş kasap çengelinde sallanan
on beş kesik baş
yoldaşbunların sen
isimlerini aklında tutma
fakat28 kanunisaniyi unutma!
“siyah gece
“beyaz kar
“rüzgar
“rüzgar”.trabzondan bir motor açılıyor
sa-hil-de-ka-la-ba-lık!
motoru taşlıyorlar
son perdeye başlıyorlar!burjuva kemal’in omuzuna binmiş
kemal kumandanın kordonuna
kumandan kahyanın cebine inmiş
kahya adamlarının donuna
uluyorlarhav… hav… hak… tü
yoldaş unutma bunu burjuvazi
ne zaman aldatsa biziböyle haykırır:
– hav…hav…hak…tü
– gördün mü ikinci motörü?
– içinde kim var?
– arkalarından gidiyorlar.
– ikinci motör birinciye yetişti
– bordoları bitişti
– motörler sarsılıyor
– dalgalar sallıyor sallıyor dalgalar.
– hayıriki motörde iki sınıf çarpışıyor
– biz onlar!
– biz silahsız onlar kamalı
– tırnaklanmız
– kavga son nefese kadar
– kavga
– dişlerimiz ellerini kemiriyorkamanın ucu giriyor
– girdi…
– yoldaşlar, ey!artık lüzum yok fazla söze:
bakın göz göze
– karadeniz
on beş kere açtı göğsünü,
on beş kere örtüldü.
onbeşlerin hepsi
bir komünist gibi öldü(Nâzım Hikmet, Moskova 1923)
…
Ve ardından bu kirli sandık/ ardına kadar açılarak yuttu koca bir ülkeyi/ ve uyuttu bir asır boyunca kirli ve kanlı bir maziyi/
Ve zavallı Maria/ Çömlekçi ‘de tutsağı olarak yaşadı Kahya’nın/ve işkenceye ve tecavüze uğradığı yerde/bağıra bağıra öldü /
Ama Kahya Yahya ‘da susmadı/bir matahmış gibi konuştu orda burda/hatta bir ara tutuklandı,
-konuşmasın orada burada diye -Kazım Karabekir Paşa tarafından /ama sorgusu bile yapılamadan salıverildi hergele/ve susturulana kadar, Mustafa Kemal’in muhafızı İsmail Hakkı Paşa tarafından/ölene kadar sırrını haykırdı kör kuyulara/ve sonunda Kemal Paşa bıktı/ taşıdığı yükten /ve muhafız subayı İsmail Hakkı Tekçe/sonsuza kadar susturdu Kahya Yahya’yı./Ve bu sırrı da taşıyamadı muhafız subayı /ve ifşa etti /Paşa’nın 1938’de ölümünden sonra /tetikçinin tetikçisi İsmail Hakkı..
…….
İsmail Hakkı’nın hikayesi Kahya Yahya’nınki kadar onursuz olmasa da Ardahan’da bulunan 3. Kafkas Tümeni’ne bağlı 8. Alay’da görev yaparken, Şubat 1920 tarihinde Mustafa Kemal Paşa’nın refakat subaylığına tayin edildi. TBMM’nin açılmasından 6 gün önce Ankara’ya gelerek Mustafa Kemal Paşa’nın emrine girdi ve refakat subayı olarak görev yaparken Mustafa Kemal Paşa’nın korumasının yetersizliğinden bahsederek Muhafız Takımı’nın kurulmasını teklif etti. 18 Temmuz 1920 tarihinde Muhafız Takımı kuruldu ve o da bu komutanlığa tayin edildi. 3 ay boyunca bu görevi yürüttü. Hemen sonra Muhafız Taburu komutan vekilliğine getirildi. Bu görevindeyken birliğiyle beraber 1921 Eylül ‘ünde Sakarya Meydan Muharebesi’ne katıldı. Savaştaki başarılarından ötürü Yüzbaşı rütbesine terfi etti. Bu görevi 1.5 yıl yürüttükten sonra asaleten Muhafız Taburu Komutanlığı’na getirildi.
Artık 1922-1927 yılları arasında 5 yılın sonunda,1927 yılında kurulan Cumhurbaşkanlığı Muhafız Alayı’nın komutan vekilliğine yani Binbaşı rütbesine terfi etti. Önce Yarbay rütbesine, daha sonra da Albay rütbesine terfi etti. Bu görevlerde toplam 18 yıl görev yaptı. 1938 yılında Mustafa Kemal Atatürk’ün vefatı ve İsmet İnönü’nün Cumhurbaşkanı seçilmesinden sonra da bir süre görevini yürüttü. II. Dünya savaşı başlarken, 1939 yılında görevinden alınarak çeşitli birliklerde görev yaptı. 1942 yılında tuğgeneral, 1943 yılında tümgeneral rütbesine çıkartıldı. Ağabeyim Kemal’in doğduğu sene emekli oldu ve 1975 yılında İstanbul’da öldü.
İsmail Hakkı Tekçe emekli olduktan sonra anılarını kaleme almıştır. Bu anılar önce Günaydın Gazetesi’nde yayınlanmış daha sonra gazeteci Hasan Pulur tarafından kitaba dönüştürülmüştür. Bu anılarda İsmail Hakkı Tekçe Paşa, Türkiye Komünist Partisi kurucularından Mustafa Suphi ve 15 arkadaşını 28 Ocak 1921’de Trabzon’dan denize açılırken öldüren Yahya Kahya adlı Trabzonlu kabadayıyı konuşmaması için infaz ettiğini yazar. Aynı anılarda Yüzellikler listesinin 101. sırasında yer alan ve Nureddin İbrahim Konyar (Sakallı Nurettin Paşa) tarafından İzmit’te linç ettirilen, Bandırma Adalet gazetesi sahibi” Ali Kemal’e “yine tetikçi İsmail Hakkı Tekçe tarafından Eminönü’nde başarısız bir suikast girişiminde bulunulduğu da kayıttadır.
Faili meçhullerin bir asırdır yaşandığı bu coğrafyada ne yazık ki devlet adına cinayet işlediği söyleyen Abdullah Çatlı, Mehmet Ağar, Mahmut Yıldırım, Alaaddin Çakıcı, Abuzer Uğurlu, Halûk Kırcı, Ogün Samast gibi katiller, tüm cinayetleri birilerinin arkasına sığınarak ve sayısız aydının canına kıyarak yapmışlardı. Oysa değersizleştirme-nin en korkunç paradigması, işlenmiş cinayetlerin faillerinin arkasındaki faillerin ortaya çıkması konusunda en ufak bir vicdan muhasebesinin, toplum ve görgü tanıklarının belleğinde yer etmemesidir. En korkuncu ise ortak bir cinayet kültürünün bu coğrafyada, her gün işlenen kadın cinayetlerine hatta çocuk cinayetlerinin de yaygınlaşmasına neden olmasıdır. Bunda en büyük amil nefret suçlarını topluma pompalayan Ankara merkezli, menfaatleşmeye bağlı bir gerilim hattıdır.
Oysa güneş ve gerçek uzun bir süre gizlenemez .”Sed sol et veritas diu celari non possunt.”












