“11 ayda 35 bin kişi tutuklandı, ” diyor İç işleri bakanı Ali Yerlikaya ve 30 ton uyuşturucu, 108 milyon uyuşturucu hap ele geçirildiğini de sözlerine ekliyor. Bu Avrupa birincisi Türkiye için FATF ne diyor?
İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya’nın Aralık 2025’te açıkladığı verilere göre, 2025 yılının ilk 11 ayında yalnızca polis sorumluluk alanında uyuşturucu operasyonlarında 35 bin kişi tutuklanmış, 30 ton uyuşturucu madde ve 108 milyon adet uyuşturucu hap ele geçirilmiş. Bu rakamlar, resmi kaynaklarda örneğin Emniyet Genel Müdürlüğü ve bakanlık açıklamaları ile doğrulansa da uyuşturucu rotası olanca hızıyla çalışıyor ve geçmişin kriminal rotasında grandi direğinde eroin taşıyan Ziya Kalkavan gibi armatörler, güçlü uyuşturucu kaçakçısı Oflu İsmal gibi adamlar ve onların ardılları, deniz taşımacılığı yoluyla güzel ülkemi uyuşturucu cehennemi yapmaya maalesef devam ediyor.
Türkiye’nin uyuşturucu yakalamalarında Avrupa’da üst sıralarda yer aldığı ise bir sır değil. EMCDDA Avrupa Uyuşturucu ve Uyuşturucu Bağımlılığı İzleme Merkezi ve EUDA raporlarına göre, son yıllarda metamfetamin, eroin ve bazı sentetik maddelerde Türkiye, AB ülkeleri toplamından daha fazla yakalama yapıyor. Örneğin, metamfetamin yakalamalarının büyük kısmı %80’e yakını bazı yıllarda Türkiye’de gerçekleşiyor. Bu, Türkiye’nin coğrafi konumunun Afganistan-İran- Balkan rotası üzerinde transit ülke olması sonucu olarak değerlendiriliyor. Ancak yüksek yakalama miktarı, aynı zamanda trafiğin yoğunluğunu da işaret ediyor. Ve tabii İç İşleri Bakanı’nın açıklamaları devede kulak kalıyor. Çünkü uzmanlar, yakalanan miktarın toplam trafiğin sadece %5-10’u olabileceğini belirtiyor.
FATF (Mali Eylem Görev Gücü) açısından durum ise oldukça endişe verici. Çünkü Türkiye, 2021’de kara para aklama ve terör finansmanı mücadeledeki eksiklikler nedeniyle gri listeye alınmıştı. Ancak 2024’te bu listeden kerhen çıkarıldı. Çünkü FATF, Türkiye’deki ilerlemeleri özellikle organize suç ve uyuşturucu kaynaklı kara para operasyonlarını endişeyle değerlendiriyor.
Burada tavşana kaç, tazıya tut modeli uygulandığından 2025’te sadece rutin denetimler devam ediyor. Türkiye’de uzun süredir tartışılan bir konuda devletin demokratik yapısının mafyalaşarak yozlaşması en büyük kaygı sebebi. Çünkü geçmişte Susurluk Skandalı (1996), Sedat Peker’in 2021 iddiaları ve bazı mafya-siyaset bağlantısı suçlamaları gibi olaylar, devlet-mafya ilişkisi şüphelerini hep gündemde tuttu. Bunlar haklı olarak genellikle halk tarafından “derin devlet” veya “narko-devlet” olarak nitelendiriliyor. Ancak resmi makamlar bu iddiaları, her yolsuzluk ve kriminal olaylarda olduğu gibi reddediyor ve son yıllardaki operasyonları özellikle iç işleri bakanı Yerlikaya dönemi dahil yabancı mafya liderlerinin yakalanması, çökertilen çeteler FATF etkisi olarak görülüyor . Bağımsız raporlar ise örneğin GIATOC Küresel Suç Endeksi Türkiye’yi devlet bağlantılı suç ve mafya nüfuzunda üst sıralarda gösteriyor. Bunlar tartışmalı ve kesin kanıtlara dayanmıyor.
Türkiye halkı ise bu tür sistemik sorunlara karşı demokratik ve yasal yollar sınırlı olsa da etkili olabilecek adımlar atabilir. Bunun için sivil toplum ve farkındalık adına bağımlılıkla mücadele dernekleri -Yeşilay, AMATEM gibi- uyuşturucu karşıtı kampanyalara destek vermek etkili olsa da, hükümet sigaranın zararlarından bahsedip, filmlerde sigara sahnelerini buğulandırsa da uyuşturucudan gelen para, bakir yurt köşelerini talan ediyor. Kara para Akdeniz’de ,tatil bölgelerinde, turizmde, lüks kafelerde, restoranlarda, sağlık ürünlerinde, bahis ortamında, futbol transferlerinde, bankalarda, aracı kurumlarda, borsada, emlak alımlarında, tefecilikte, holding yatırımlarında, bakanlıklarda ve net fazlası veren ekonomimizde aklanıyor.
Şeffaflık talebi ise bir tür oyuna dönüşmüş durumda. Çünkü Türkiye’nin her yerinde kameralar olsa da örneğin vergiden muaf tarikat müritleri elinde her şey adeta buharlaşıyor .Ve yasallık koruması altında- görüntüler kameralarda olsa da, bütün sistem suçu gizleme aracı olarak çalışıyor. Dahası tıpkı ABD ‘deki Knapp yasasında olduğu gibi emniyette ve polis teşkilatında da bir yenileme gerekiyor . Bütün varoşlarda işsiz, mesleksiz, boşta gezen insanlar, torbacılığı gelir kapısı yapan bu ekonominin içinde vızır vızır çalışıyorlar. Bağımsız medya, ve can siperane çalışan gazeteciler ve STK’lar ise asla gözetilmediğinden devletin samimiyeti bir anlam taşımıyor. Çünkü uluslararası raporları ülkenin suça bulaşmamış kolluk kuvvetlerinin takip etmesi zorlaşıyor. (EUDA, UNODC) örgütleri gibi tüm yurttaşların olayları takip edip kamuoyu baskısı oluşturmaları şart. Siyasi katılım için ise seçimlerde şeffaflık, hukuk üstünlüğü ve anti-korupisyon vaat eden partilere oy verme konusunda iktidar yurttaşlar üzerinde baskı kurmadan ikili oynamayı bırakmalı ve meclis araştırması önergesi gibi mekanizmaları mutlaka canlı tutmak gerekiyor..
Yasal mücadelede ise şüpheli durumlarda savcılığa suç duyurusu, bilgi edinme hakkını çok yönlü kullanmak gerekiyor. Uluslararası baskı konusunda ise AB, BM gibi kurumlara şikayet veya raporlama çok büyük değer taşıyor. Ancak bireysel etkisi sınırlı bu durumdan çıkmak ve gerçek değişim için, kurumların bağımsızlaşması ve hukukun üstünlüğünün her platformda konuşulması şart. Ama iktidarın güdümündeki yargı değil bu. Ve dahası yakalamalar ve suçüstü mücadelesi başarı olsa da, kök nedenler hep yoksulluk ve imkansızlıklar tarafında düğümleniyor. Talep ve uyuşturucu rotaları bu bağlamda çözülmedikçe ülkemin kara para sorunu maalesef daha çok devam eder.
Çünkü yeni iş kolları içinde, kara paranın kendini kamufle etmesi ve kriminal yapısını gizlemesi kaçınılmazdır. Bu bakımdan taze bir kan değişimine ihtiyaç vardır. Çünkü siyasi irade geçmişin kirli ilişkiler ağı içinde kaldıkça ve cezasızlık kriminal siyasileri ve devletin içindeki çürük elmaları ayıklamadıkça toplumun sağlıklı unsurları da bu süreçte bozulmaya başlayabilir.












