Birleşmiş Milletler ve Avrupa Birliği’nin ilgili mekanizmalarının dikkatine sunulmak üzere hazırlanan kapsamlı bir raporda, 15 Ekim 2025’te Muğla/Marmaris açıklarında Türk Sahil Güvenliği tarafından kurtarılan 17 Alevi mülteci ve 5 çocuğun maruz kaldığı iddia edilen hak ihlalleri ayrıntılı biçimde belgelendi.
Rapor; Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği (UNHCR), BM İnsan Hakları Yüksek Komiserliği (OHCHR), BM Çocuklar ve Silahlı Çatışmalar Özel Temsilciliği, Soruşturma Komisyonu ve AB kurumlarına gönderilmek üzere hazırlandı. Verilerin doğrudan saha gözlemleri, yeminli ifadeler, hukuki yazışmalar ve sivil toplum raporlarıyla çapraz doğrulandığı belirtildi.
“Yunanistan Ege’de geri göndermeme ilkesini ihlal etti” iddiası
Türk Sahil Güvenliği’nin resmi kaydına göre, mülteciler Yunan sahil güvenlik unsurlarınca şişme can sallarına bindirilerek Türk karasularına bırakıldı. Rapor, mültecilerin Suriye’nin Lazkiye kentinden Alevilere yönelik mezhepsel şiddetten kaçtıklarını beyan ettiğini, Yunan karasularına girdikten sonra teknelerinin bir Yunan sahil güvenlik gemisi tarafından durdurulduğunu aktarıyor.
Mültecilerin anlatımlarına göre, üniformasız kişilerce darp edildikleri, paralarının ve telefonlarının alındığı, ardından zorla can sallarına bindirilerek denizde bırakıldıkları kaydedildi. Rapor, bu vakayı;
1951 Mülteci Sözleşmesi’nin geri göndermeme (non-refoulement) ilkesi,
Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (AİHS) 2. maddesi (yaşam hakkı) ve 3. maddesi (işkence ve kötü muamele yasağı),
Denizde kurtarma yükümlülüklerini düzenleyen SAR ve SOLAS sözleşmeleri,
AB Temel Haklar Şartı’nın 18 ve 19. maddeleri
çerçevesinde uluslararası hukuka aykırı bir “geri itme” (pushback) örneği olarak nitelendiriyor.
Rapor, daha önce Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, Uluslararası Af Örgütü, İnsan Hakları İzleme Örgütü ve OLAF gibi kurumların Yunanistan sınırlarındaki sistematik geri itmelere ve Frontex’in bu süreçteki rolüne ilişkin tespitlerini de hatırlatıyor.
Türkiye’de uzun süreli idari gözetim ve ağır koşullar iddiası
Türk Sahil Güvenliği tarafından kurtarılan grup önce Muğla’da Ula Geri Gönderme Merkezi’ne, ardından Şanlıurfa’daki Harran Geçici Barınma Merkezi’ne sevk edildi. Rapor, bu süreçte mültecilerin hukuki statüsü, idari gözetim süreleri ve yaşam koşullarıyla ilgili ciddi ihlal iddiaları ortaya koyuyor.
STK’lar ve avukatların aktardığına göre:
Mülteciler, geri gönderilmeleri hâlinde mezhepsel gerekçeli zulüm, işkence ve yargısız infaz riski altında olduklarını beyan etti.
6458 sayılı Yasa’nın 4. maddesinde güvence altına alınan geri göndermeme ilkesine rağmen sınır dışı edilme ihtimallerinin masada olduğu ileri sürüldü.
Bazı mültecilerin bir yıldan uzun süredir idari gözetim altında tutulduğu, bunun hem Türk hukuku hem uluslararası standartlarla uyumlu olmadığı savunuldu.
Gruptaki çocukların örgün eğitime erişimlerinin olmaması, BM Çocuk Hakları Sözleşmesi ve AİHS ek protokollerine aykırı bir durum olarak değerlendirildi.
Raporda, uygun giysi, ayakkabı, tıbbi ve psikososyal desteğin yetersiz olduğu; bazı kişilerin depresyon ve intihar düşüncelerinden söz ettiği, bunun da AİHS’nin insanlık dışı veya aşağılayıcı muamele yasağını gündeme getirdiği vurgulandı.
Avukatlara yönelik engeller ve mesleki hak tartışması
Hukuki sürece eşlik eden avukatların ve tercümanların, özellikle Harran Geçici Barınma Merkezi’ne girişte ve görüşmeler sırasında engellerle karşılaştığı da raporda yer aldı.
İddialara göre:
Baroya kayıtlı avukatlar, Avukatlık Kanunu’nun 58. maddesindeki açık hükümlere rağmen üst aramasına zorlanmak istendi.
Güvenlik görevlilerinin, avukat–müvekkil görüşmeleri sırasında duyma mesafesinde kalmaya çalıştığı, tercümanların uzaklaştırılmak istendiği aktarıldı.
Rapor, bu uygulamaların adil yargılanma hakkı, etkili başvuru yolu ve savunma hakkına erişim açısından AİHS ve ulusal mevzuatla çeliştiğini savunuyor.
BM ve AB’ye “acil müdahale” çağrısı
Raporun sonuç bölümünde, hem Yunanistan hem Türkiye bakımından çok katmanlı ihlal iddiaları sıralanırken, şu somut adımlar öneriliyor:
Tüm sınır dışı işlemlerinin derhal askıya alınması,
Harran Geçici Barınma Merkezi’nin UNHCR ve Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumu tarafından bağımsız olarak izlenmesi,
Yasal sınırları aşan idari gözetim vakalarında kişilerin serbest bırakılması veya uygun koşullara nakli,
Çocuklar için eğitime erişim ve psikososyal destek programlarının acilen hayata geçirilmesi,
Avukatlık Kanunu’nun ihlallerine ilişkin iddiaların soruşturulması ve sorumlular hakkında işlem yapılması,
Yardım sağlayan STK ve avukatlar için uluslararası mali ve hukuki desteğin artırılması.
Yunanistan ve Frontex’e yönelik öneriler arasında ise bağımsız uluslararası soruşturma, Frontex operasyonlarının askıya alınması, sınırda bağımsız izleme mekanizması kurulması ve geri itme mağdurlarına tazminat sağlanması yer aldı.
Rapor, sonunda “zulümden kaçan Alevi mültecilerin korunmasızlığı” vurgusuyla, Birleşmiş Milletler ve Avrupa Birliği’ni hem Yunanistan hem Türkiye nezdinde uluslararası yükümlülüklerin titizlikle uygulanmasını sağlamaya davet ediyor.












