Naim Kandemir
24.03.2024
Ülkede devlet ve toplumun adım adım getirildiği yer şunu düşündürtüyor:
Özünde bir doğu ülkesi ve toplumunu dönüştürmek için, 1923’ten itibaren asker-sivil bürokrasi eliyle yukarıdan aşağıya yapılanlar kadük bırakılınca, devlet ve topluma yapılan makyaj 1946’dan sonra akmaya başladı ve 2002’den itibaren de devlet ve toplum adım adım âdeta boyacı küpünden çıkmış gibi tanınamaz hale getirildi.
Bu sonuçla karşılaşan Cumhuriyetin en başarısız olduğu alan, yüzyıllardır içselleştirilmiş olan kulluktan yurttaş yaratmaktaki başarısızlığıdır. Bu, Cumhuriyetin bir yenilgisiydi ama belki de devletin ve toplumun aslına rücu etmesiydi. Cumhuriyet yenilirken, sol kendini bundan azade görebilir miydi? Bu geri dönüş sürecinde solun gücü-güçsüzlüğü de sonuca baktığımızda ortadadır. Bunun yanı sıra, eldeki imkânlara sahip çıkmayı küçümseyip her şeyi devrime havale eden sol ahiretçilerin de bu gericilik çorbasında tuzu az değildir.
Doğu toplumlarının gelişim evrelerinin, kültürle, sanatla, bilimle ilişkilerini düşününce bu topraklarda demokratikleşme, özgürleşme süreçlerinin batı toplumlarındaki gibi aynı dinamizmi ve süreçleri yaşamayacağını görürüz. Ülkede 1923’te başlatılan Cumhuriyet deneyiminin bugün getirildiği kötürüm hali bu değerlendirmede yanlış düşünmediğimizi gösterir.
Kısır bir ortamda halkın ortalamasının bu tür vasatlığı elbette ki siyasi, ideolojik düzeylerde yansıyacaktı. Bu toplumun bağrından çıkıp da özellikle 68 ve 78 Kuşakları olarak sol mücadeleyi sürükleyenlerin yenilgilerinin zeminini yine bu kısır topraklar oluşturdu.
Yenilgilerin sebeplerine birçok başlık açabiliriz elbette. Şu gözlemimi öncelikle yazmalıyım: Ülke solunun sosyalist-Marksist literatürle haşır neşirliği 68’li yıllarla birlikte tercüme zenginliğiyle arttı. Kuşaklarda o klasikleri okuyup anlayacak zeki halk çocukları az değildi.
Zira, 68 ve 78 Kuşaklarının çocukları bu toplumun en zeki çocuklarıydı. Onlar okudukları en iyi üniversitelerin diplomalarının önlerine sereceği kişisel imkânları teperek halk için mücadele ettiler. Bu mücadelede ölenler, sakat kalanlar, delirenler, kamu yasaklısı hale gelenler, yaşamlarını kıt kanaat sürdürmek zorunda kalanlar çok oldu. Bunların hepsi gerçek.
Ama, bu iki kuşak niye yenildi’ye gelirsek, bunu düşünmeliyiz. Benim bu soruya bulduğum yanıt: Bu iki kuşağın öncülerinin temel eksikliği, yollarını aydınlattıkları klasikleri ve dünya devrim deneyimlerini Türkiye’ye uyarlama becerilerinin ve ufuklarının yetersizliğiydi. Bu yetersizliğin örneklerini siyasi hareketlerinin ve yayın organlarının isimlerinden başlayarak, kullandıkları kavramlara kadar çok yerde görebiliriz.
68 Kuşağından başlayarak sosyalistler ve yapıları Türkiye Devriminin Yolu, Türkiye’ye Özgü Yol gibi isimlendirmelerle bu topraklara özgü olanı yaratmak uğraşına girdiler ancak bunlar ciddi bir kıvama, güce ulaşamadı. Yeterli analizler yapılamadı. Bu eksiklik sol yapılarla birlikte üniversitede de yaşandı. Ülkesini tanımadan, o ülkeye klasikler ve dünya deneyimleri üzerinden kumaş biçmeye kalkınca, haliyle o elbise ya dar gelecekti ya da bol.
***
Ülkede pandemi süreciyle başlayıp, azgınlaştırılan enflasyonla halk bugün, kendi çaresizliğiyle baş başa kalmıştır. Hiç kimse, devlet imkânlarıyla yaratılan inayet toplumu argümanıyla kendi yetersizliğini saklayamaz. Toplumun çoğu nanpareye keyfinden muhtaç olmadı. Kabahatin çoğu senin, diyerek de kimse ak kaşık olamaz. Bir de şöyle düşünelim, kaç seçimdir bu halkın yarısı siyasal İslam’a teslim olmuyor sandıkta. Bu, beğensek de beğenmesek de Cumhuriyetin verdiği bir dirençtir.
Dünyadaki devrimler yüzde 60-70 halk katılımlarıyla mı yapıldı? Bırakalım böyle afaki bir oranı, iktidar karşıtı militan mücadele veren halkların bilinçlenmesi klasikleri yutmak seviyesinde olmadı. Onların çoğunu harekete geçirten, yaşadıkları hayatın dinamikleriydi.
Son yıllarda halkın yüzde 80’i ateş çemberinin içinde yaşıyor. Burada sorunun hası halkta değil, bu ortamda dahi 40 yıldır kış uykusundan uyanıp bu hamura şekil verme yeteneğinde olamayan sol-sosyalist yapılardadır. Önce sol-sosyalist yapılar ve yöneticileri ve kadroları aynaya bakıp kendilerine çeki düzen vermelidir. Yapamıyorlarsa da yapamadıklarını kabul edip nedenlerini bulmalıdırlar. Yangını söndüremeyen itfaiyeci sürekli alevleri suçlasa ne çıkar? Geriye kalacak olan küldür. Bugün değilse elbet bir gün bu ülkede küllerinden doğanlar çıkar!












