Bir haydut, bir kraliçe Phoolan Devi

Delhi’de ne güzel ne de çirkin, Hint yoksulluğunun tüm bildik hallerini sergileyen sıradan bir genç kadın var oldu. Sert saçlı, esmer tenli, korku barındıran kocaman gözlü kadın yoksul kalabalığın içinde herhangi biriydi. İsmi Phoolan Devi’ydi.

Yoksulluk, akla hayale gelmeyen kötülükler icat ettirir insana. Ve tecavüz en büyük icadıdır insanın. Bu insan icadına sayısızca kez uğrayan kocaman gözlü Phoolan Devi “Haydutlar Kraliçesi” lakabını alacağı güne dek kin ve intikam emeliyle yaşadı.

Eşkıyalığıyla nam salmış Devi’nin uzaktan bakıldığında efsanevi ve gerçek dışı görünen hikâyesi biraz yakınlaştırıldığında bakanları, insanlığın utanç verici siciline şahit kıldırtıyor. Uğradığı toplu tecavüz saldırıları, dağlar, eşkıyalık, intikam alışları; tecavüzcülerinden ve yoksulların yanında durduğundan zenginlerden aldığı intikamlar, cezaevi, parlamento hayatı ve uğradığı suikast ve ölüm. Tüm dünyada elini kolunu sallaya sallaya dolaşan kötülük gerçeği karşısında inanılması güç olmaktan çoktan çıkmış bir hikâyedir bu aslında. Hikâyesini hikâye yapan aslında Devi’nin kendisidir.

‘Doğduğumda bir köpekten daha değersizdim, şimdi bir kraliçe oldum.’  Diyen Phoolan Devi, tacını kendi elleriyle bir zanaatkâr emeğiyle yarattı. İşçiliği kendisine aitti kraliçelik tacının.

Phoolan Devi bir Hint hastalığı olan kast sisteminin en aşağısında ikamet ediyordu. On bir yaşında otuz yaşında bir adamla zorla evlendirildi. Çoğu kadın gibi kocasının günlerce süren tecavüzüne uğradı. Dayanamayıp kaçtı ve köyüne döndü. Köyün üst kast sınıfı bu geri dönüşten hoşlanmadı, önce kovuldu köyünden, sonra tekrar geri döndü.  Köyün yöneticisinin oğlu tarafından cinsel tacize uğradı. Köylerini basan bir haydut çetesi tarafından kaçırıldı ve üst kasttan olan çetenin lideri tarafından tecavüze uğradı. Düşük kasttan olan ikinci komutan Vikram Mallah çete liderini öldürüp Phoolan’ı kurtardı. Birlikte yaşamaya başladılar ve Vikram Mallah kendisine tüfek kullanmayı öğretti. Ve Devi’nin çete liderliği ile başlayıp “kraliçelik” ile son bulacak hikâyesi bundan böyle başlamış olur.

İlk işi, on bir yaşında evlendirildiği ve sayısız kez tecavüzüne uğradığını kocasını bularak öldüresiye dövmek oldu. Çeteye kendisini kabul ettiren Phoolan Devi Haydutlar Kraliçesi olarak anılmaya başladı. Çetenin asıl lideri hapisanedeydi. Çıktıktan sonra alt kasttan olan Vikram Mallah’ın kendi çetesinde söz sahibi olmasını kabullenememişti ve adamlarıyla Vikram’ı pusuya düşürerek Phoolan’ın gözünü önünde öldürdüler. Phoolanı da yakalayıp Behmai adındaki köye götürdüler. Burada üst sınıf kasta mensup adamlar tarafından da tecavüze uğradı.

Çırılçıplak soyulup köy meydanında dolaştırılarak aşağılandı Devi. Üç hafta sonra bir akrabasının yardımıyla kaçmayı başardı.

Sonra da kendi çetesini kurdu Devi. Çetesiyle yaptığı soygunlarda zenginlerden çaldıklarını fakirlere dağıttı ve yoksulların göz bebeğiydi artık. En sonra bıraktığı intikamı en büyüklerindendi. Çetesiyle birlikte tecavüze uğradığı Behmani köyünü bastı ve köyün bütün erkeklerini köy meydanında toplattırıp kurşuna dizdirdi Devi.

Yakalandıktan sonra mahkemeye çıkarılmadan on bir yıl cezaya çarptırıldı ve cezasını çetesinin erkekleri ile beraber aynı koğuşta tamamladı.

Cezaevindeyken rahatsızlandı, dünyaya insan ekmenin pek de heveslisi olmayan Devi’nin rahmi alındı.

Cezaevinden çıktıktan sonra parlamentoya girdi, yasa koyucu oldu. Hedefi başbakan olmaktı ama bunu göremeden öldürüldü. Çocukluğunu dahi korumayan devletin onun yetişkinliğini korumak gibi bir niyeti asla olamazdı.

Sevenleri olduğu kadar sevmeyenleri de fazla olan Devi öfkeli sevenlerinin, onu korumamakla suçladıkları hükümet protestoları eşliğinde gömüldü.

Devi kelepçelenmiş bir eş olmak istemedi. Erkeklerin kadınlara bahşettiği itaat etmek, susmak, affedici olmaktan oluşan üç haktan hiç birini yerine getirmedi.

O kendisinin tanrıçası, yoksulların kraliçesiydi. Halk onun ağzından, tarzının dışına çıkan kaderin “yapabilirsin, başarabilirsin!” diyen sesini dinledi.

Başı dik bir şekilde insanları kafese kapatan zenginlerden, tecavüzcülerden, hükümetten hep bir yolunu bulup intikamını aldı. Bu dik başlı eşkıya, var gücüyle mücadele ederek protestosunu canlı tuttu içinde ve kötülerden intikamını alabilmek için onların dünyasına giden kapıları açmayı, kendine bir yol açmayı bildi. Her defasında da aldı kötülerden intikamını.

Sınır tanımayan bir militan gibiydi Devi ve onun isyancı ordusu da sokaklardı.

Bu kadının coşkusu ve hıncı olmasaydı yoksulların, sokakların ve de kadınların hali nice olurdu?

Onca tepkisizliğin, yenilginin, vazgeçmişliğin olduğu bir yerde eğer o isyanını kusmasaydı hayatın kendisi mide fesadından yok olmuştu çoktandır. Yoksullar ve tecavüz mağduru binlerce kadın için hayatın yok oluşu demekti bu da.

Filmlere ve romanlara konu olan eşkıya kadın köpek gibi yaşamaktan kendi deyimiyle kraliçeliğe terfi ettirdi kendini. Onu hayranlıkla izlemekten ve okumaktan başka elimizden daha ne gelebilir ki bizlerin? Siz söyleyin!..

Hatice Özhan

guest
0 Yorum
Inline Feedbacks
View all comments
0
Would love your thoughts, please comment.x
()
x