Hazineler ihraç ettikleri tahvillerle işçilerin karnını değil finans piyasalarının karnını doyuruyor.
Hükümetler ise halkın değil finans piyasalarının çıkarlarını koruyor.
Hükümetler, bankalar ve para ve tahvil piyasaları ve de borsalar işçi ücretlerinin artışı talebine aşırı tepki verirlerken, servet sahiplerinin gereksinimleri söz konusu olduğunda anında karşılık veriyorlar. Türkiye’de son aylarda gerçekleşen ekonomik değişimler bunun kanıtıdır.
Piyasalardaki inanılmaz oransal iniş ve çıkışlar Türkiye ekonomisinin ne kadar spekülatif ve manipülatif olduğunun da bir göstergesidir.
Diğer taraftan, Büyük Buhran’dan bu yana salgının etkisiyle de tarihin en büyük ekonomik krizi ile karşı karşıya olunmasına rağmen ücretlerdeki erimeye nazaran karlar çok çabuk ve çarpıcı biçimde toparlanmaktadır. Bankaların açıkladıkları 2020 bilançoları inanılmaz karlara en güzel örnektir.
Ekonomik kriz diye ücretlilere algılatılan ve dayatılan şey göz bağcılık ve göz boyamacılıktan başka bir şey değildir. Her ekonomik kriz zenginin daha da zenginleşmesine yoksulun daha da yoksullaşmasına hizmet eder. Toplumsal servetin aşağıdan yukarıya transferinden başka bir şey değildir. Ortada ekonomik bir kriz yoktur. Olan biten halkların soyulması ve ülke hazinelerinin hükümetler ve devlet kurumları eliyle talan edilmesidir.
Hükümetler ekonomi güçlü olduğunu söylediklerinde işsizliğin düşük olduğunu kastetmezler. Onlara göre varsa yoksa faiz, enflasyon, döviz kurları ve borsadır. Çünkü tüm bu parametreler soygun düzeninin araçlarıdır. Siz hiçbir hükümetin önceliğinin işsizlikle mücadele olduğunu duydunuz mu? Öncelik daima bankaların ve para piyasalarının karlarındadır.
Mevcut sistem altında insanlar iş beğenmedikleri veya yanlış ailelerde ya da yanlış ülkelerde doğdukları için yoksul değiller. Sistemin savunucusu olan liberallerin ve kapitalistlerin en sevdiği şeydir insanları bu düşüncelere sevk etmek. Oysa kazın ayağı hiç öyle değildir. Özellikle zenginlerden daha yüksek vergiler toplayın ve gelirleri evrensel toplumcu-demokratik programları finanse etmek için kullanın, bakın bakalım o zaman yoksulluk diye bir şey olacak mı?
Peki, tüm bu yoksulluk kimlerin aracılığıyla gerçekleştiriliyor? Merkez Bankaları ve bankalar aracılığıyla… Yani kapitalizmin “ulusal ordulardan daha tehlikeli olan” bankaları tarafından…Geriye ise bir ilahi mühür gibi seçilmişler tarafından yeryüzünün lanetlerinin alınlarına çakılan acınası bir sefalet ve yoksulluk kalıyor.