Naim Kandemir
17.03.2024
“Bizim sola naçizane bir önerim var bu seçim döneminde. İnce hesap devri değil içinde bulunduğumuz dönem. Egonuzu, kibrinizi, her şeyi bilirliğinizi, hiç olmazsa çocuklar ve gençler için bu seçim döneminde tatile çıkarın ve siyasal İslam ittifakına kaybettirmek politikasında ortaklaşın. İnanın, kimsenin pulları dökülmez. Bazen laftan anlamayız ama duvara toslayınca kendimize geliriz de atı alan Üsküdar’ı geçmiş olur. O atın nallarını yenilemeyin!”
***
Evde, sevdiğim bergamotlu çayı demleyip oturdum masamın başına. Günlüklerimi yazdığım mavi kapaklı ajandamı açıp yazmaya başlamıştım ki eşim demlenmiş çaydan bir bardak getirip koyarken masamın üzerine, günlüğümün başlığını görünce sordu:
-Devrimin günlüğünü tutamadın ama faşizmin tutacaksın sanırım!
Ben, bir 78’li refleksiyle sordum hemen:
-Hangi faşizmin?
Hepimiz biliriz, bizim memlekette lakap takmak önemlidir. Faşizm konusunda da böyle olmadı mı? Yükselen, tırmanan, azan, kişneyen faşizm… Bizim solun bu hastalığı 12 Eylül’den sonra da sürdü. Huylu huyundan vazgeçer mi! ’80 darbesinden önce hiç olmazsa iyi bir antifaşist mücadele verilmişti. Sonrasında ise, 44 yıldır sosyalist solun asıl marifeti faşizme lakap takmak oldu.
***
Dün, yaşadığımız beldenin sokaklarını yavaş yavaş dolaştım. Seçim döneminde olduğumuz için duvarlar boş değil. Emeklilerin oturduğu kahvenin önünden geçerken otobüs durağına yapıştırılmış sol partilerin seçim afişlerine uzun uzun baktım. Gözlerim afişlerde olsa da zihnim at koşturuyor. Duvarlarda, camlarda kendisine sosyalist diyen birçok partinin afişi var. Bir an durdum düşündüm. 22 yıllık iktidarı ve gidişatı ben mi yanlış değerlendiriyorum, evhamlı ve vesveseli miyim? Sonra, içimden kendime yanıt verdim: Bu afişleri asan partiler de siyasal İslamcı faşizm, İslamo Faşizm vb. birçok isimlendirme yapıyorlar… Şimdi, sade, apolitik bir vatandaş çıksa ve sorsa:
-E, sayın solcular, hani İslamo Faşizm diyordunuz, bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu?
Bu soruyu düşününce anlıyorum ki insan bir tarafını kapatırken, bir tarafını açık unutabiliyor. Sonuçta, bu tür siyasi çalışmalarda kantarın topuzu kaçınca nihai sonuç olarak ülkeyi, toplumu çukura yuvarlayanları, seçim müsameresinde meşrulaştırmış olmuyorlar mı?
***
Bu seçim kampanyası döneminde özellikle legal iki sol partiyi bir yarış halinde görüyoruz. Bu yarış kendi aralarında bir yarış. Görülüyor ki sosyalist solun en çok oy alan partisi biz olacağız: hedef bu. Böyle bir hedefle olunacak olan legal mücadele alanında figüran olmaktır.
Bu iki partiden en yenisi ilk kurulduğunda birçok sosyalist insan ümitlenmişti, legal mücadele alanında bir boşluğu doldurabilirler, diye. Gördük ki bu genç parti, en çok oyu alan sosyalist parti olma sevdasıyla partilerini Mevlana Tekkesi sanıp, üç-beş oy getirecek diye yoldan geçeni aday yapıp politik pusulasını şaşırdı.
***
Bu dönemde seçim çalışmalarına baktığımda insan hafızasından şüphelenir hale geliyor. Ülkeyi ve toplumu ne hale getirildiğini görmemek ve seçimden sonra nasıl bir dönemin başlatılacağını tahmin etmemek mümkün değil.
20. yüzyıla modern devlet ve toplum olma yolunda adım atan ülke, bugün gelişmiş ülkelerin amele pazarı ve çöplüğü oldu. Savaştan kaçanların çöplüğü, uyuşturucu-mafya çöplüğü, kimyasal-sanayi atıkları çöplüğü ve ahlak çöplüğü.
Kültür emperyalizmi bu denli çürütememişti bu toplumu. Çeyrek asra yakın bir zamanda adım adım her yönden çürütüldü toplum.
Din, iman, ahlak pazarlamasının popüler plasiyerleri, badeleme vb. ahlaksızlıkları kaynak göstererek savunuyor. Hayvanlar Âleminde bile bu kertede ahlaki çürümeye izin verilmez. Hadi gitsin o badelemeciler bir aslanın, kedinin, tavuğun yavrusuna el uzatmaya kalksınlar, parçalarlar, didiklerler adamı. Bir toplum, insani reflekslerini yitirmeye başladı mı tarihin çöplüğüne doğru yol almaya başlamıştır.
17. Türk Devleti diyerek kubaranlar, hani sizler bu devletin gerçek sahiplerisiniz ya; kısaca, getirilmiş olduğumuz birkaç durumdan bahsetmem sizleri hiç rahatsız etmiyor mu? 22 yıldır tüm yumurtaları siyasal İslam sepetine koydunuz, ama o sepette sağlam bir yumurta kalmadı. Yoksa sizler, 17’den sonrasını saymasını bilmiyor musunuz?
***
Bizim solun yıllardır gözlediğim bir hastalığı var: İnce hesap hastalığı! Gençliğimde ben de liseden bir fen kolu mezunu olarak bu hastalığa bir ara yakalanmıştım. Çoktandır kurtulduğumu sanıyorum. Gözlük camlarımın numaralarının hatırı sayılmasına rağmen de tehlikenin gayet farkındayım.
Bizim sola naçizane bir önerim var bu seçim döneminde. İnce hesap devri değil içinde bulunduğumuz dönem. Egonuzu, kibrinizi, her şeyi bilirliğinizi, hiç olmazsa çocuklar ve gençler için bu seçim döneminde tatile çıkarın ve siyasal İslam ittifakına kaybettirmek politikasında ortaklaşın. İnanın, kimsenin pulları dökülmez. Bazen laftan anlamayız ama duvara toslayınca kendimize geliriz de atı alan Üsküdar’ı geçmiş olur. O atın nallarını yenilemeyin! Gün ince hesap günü değil, gün kaba hesap günü! Kopup gelmekte olan zebanilerin ayağına çocuklar ve gençler için çelme takacak mısınız, takmayacak mısınız, mesele bu, hesap bu. Seçimden sonra yine ince hesaplarınıza dönersiniz de önce hesap makinenizi değiştirin: Kollu Facit’le bu hesabın sonu gelmez!












